Bu yıl korona virüs salgını sebebiyle gerçekleştirilemeyen İstanbul Film Festivali’nin 15 filmlik online seçkisinde yer alan Sudan, Fransa, Mısır, Almanya, Norveç ve Katar ortak yapımı film; doğar doğmaz 20 yaşında öleceği kehanetiyle lanetlenen bir çocuğun, İslam inancının tüm yaşamı şekillendirdiği Sudan’ın izole bir köyünde her gününü, öleceği yaşa hazırlanarak yaşadığı hayatını konu alıyor.

Babanın böyle bir acıyı kaldıramayacağını bahane ederek kundaktaki bebeği annesine terk edip resimden çıktığı, köyün diğer çocuklarının bir geleceği olmadığına inandıkları Muzamil’i oyunlarına bile almadıkları, dogmatik bir inanç sistemi içinde kısılıp kalmış gencin ve o 20 yaşına gelene kadar her gün cenazesine hazırlanan annesinin zorlu hayat mücadelesini güçlü bir sinematografi ile anlatan film, düşük temposu ve derinliksiz karakterleriyle adeta kaçırılmış bir fırsat.

Filmin belki de en üzerinde durmaya değer karakteri geleceği olmayan bir çocuğa bakma sorumluluğunu almaktan kaçan baba karakteri. Az gelişmiş toplumlarda sıklıkla karşımıza çıkan engelli veya hasta çocuk sahibi babaların sanki çocuk sadece annenin sorumluluğuymuşçasına arkasına bakmadan çekip gitmesi filmde kısacık bir an olarak aktarılsa da hikâyenin en vurucu anı. Anneninse bunu itirazsız kabullenişi ve hayatını 20 yaşında ölecek bir çocuğa adayışı oldukça hazin.

Köy halkı tarafından “ölümün oğlu” lakabıyla anılan Muzamil’in hakkındaki lanetli kehaneti umursamayan tek kişi ise ona aşık olan ve dogmatik bir dinin kurallarını elinden geldiğince esneterek yaşamaya çalışan komşu kızı Naiema. Gelgelelim Muzamil, öğrenilmiş çaresizliğiyle Naiema’yı da kendinden uzaklaştırmayı başarıyor. 19 yaşına geldiğinde ise köye dönen eski gazeteci ve kameraman Sulaiman’la tanışıyor. Dini kuralları hiçe sayan bir hayat süren Sulaiman, onu sinemanın büyüleyici dünyasıyla tanıştırıyor. Artık hayatının son yılını yaşadığını düşünen Muzamil, bir yandan Sulaiman’ın telkiniyle hayatı yaşaması gerektiğini fark etmeye başlarken bir yandan da içselleştirdiği toplumsal dayatma doğrultusunda, kalan hayatını köyün sözü geçen şeyhinin hizmetinde ayak işleri yaparak geçirmeye başlıyor.

Her karede ayrı bir görsel şölen sunan film, çekildiği dönem itibariyle önemli bir siyasi alt metin de içeriyor. Sudanlı genç yönetmen Amjad Abu Alala’nın filmi çektiği tarih, Ömer El Beşir’in 30 yıldan uzun süredir din tandanslı vahşi bir rejim ile yönettiği Sudan’da bağnazlığa karşı halk hareketlerinin filizlenmeye başladığı günlere denk geliyor. Tıpkı Sulaiman’ın Muzamil’e izlettiği, ülkenin özgür günlerini gösteren 1989 öncesi çekilmiş belgesel gibi, yönetmen de filmini Sudan’ın olası özgür geleceğinin tohumlarının atıldığı bir dönemde çekiyor. Yazık ki bir ilk filmden beklenmeyecek teknik olgunluğa sahip olan You Will Die at 20, beslendiği siyasi konjonktürün hakkını yeterince veremiyor ve oryantalist bakış açısının kurbanı oluyor.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin

HENÜZ YORUM YOK