Anne babalarını kazada kaybeden iki kız kardeşin Kanada’da yaşayan anneannelerinin yanına taşınmadan önce Turgutreis’te yaşayan zengin amcalarının evinde geçirmek zorunda oldukları on günü anlatan Bağcık; dört ana karakterini bir araya geldikleri süre içinde değiştirip birbirine bağlama amacıyla yola çıkıyor. Oyuncu Görkem Yeltan Yemekteydik ve Karar Verdim (2015) ile yönetmenliğe soyunmuştu. Okumak için tıklayın. İkinci filmiyle ilkinden daha iyi bir iş çıkarsa da temel sinemasal gereklilikleri yerine getirmekten hala uzak olan sinemacıyı sadece kararlılığı ve sinema tutkusu için övebiliriz.

Bağcık’ın başkarakteri mimar amca ilk sahnede sert ve yanına yaklaşılmaz biri olarak tasvir ediliyor ancak hemen ardından her şeye tamam diyen, iyi kalpli, çocuk ve karşı cins sevgisiyle dolu biri olduğunu görüyoruz. Büyük ihtimalle sert bir karakterin hayatına giren kadınlarla birlikte dönüşümünü göstermeyi planladı Yeltan ancak bu arzusunun yanından bile geçememiş. Bırakın eve yeni gelen üç insanı, kahyasıyla ilişkisinde bile bunu başaramamış.

Yoga eğitmeni, hukuk fakültesini son sınıfta bırakmış modern bir genç kadının bakıcılık yapmak için işe giriyor olması belki mümkündür ancak inanılması güç bir durum. Dadıyla ev sahibi erkek arasında gelişen ilişkiyse ne zaman ve nasıl kıvılcımı atıldığı belli olmayan, başlangıcı olmadığı gibi bir de ayrılık ve yeniden kavuşma sahnesi yazılarak hepten inandırıcılığını kaybetmiş bir lokomotif.

Yeltan soyadlı kız kardeşler ne yazık ki çok başarısızlar. Aydede ve Renksiz Rüya filmlerindeki çocuk oyuncu performanslarını gördükten sonra Yeltan kardeşleri izlemek acı verici. Bunda elbette küçük kardeşlerimizin suçu yok. Yazılan replikler o kadar kötü, onlardan beklenen koca koca tepkiler o kadar yersiz ve sahte ki; çocuklar ne yapsın.

Sosyolojik açıdan bakacak olursak 37. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde gösterilen yerli yapımlar arasında Bağcık’ı izlemek oldukça ilginç bir deneyimdi. Aydede’deki çocuk bisiklet alabilmek için kendini paralarken Alin ve Derin’in bisikletleri (onlar istememesine rağmen) amcaları tarafından “yolda gördüm aldım ama telefonu açsaydınız rengini de sorardım” umursamazlığıyla şıp diye alınıyor mesela. Aydede’deki çocuklar gazoz kapağı biriktirmek için saatlerce uğraşıyorken burada bir çocuk diğerine bisiklet zili alıp hediye edebiliyor. Renksiz Rüya’daki çocuk sevdiği insanlar ne zaman cinayete kurban gidecek diye korkup uyuyamaz, sokakta tek başına yürüyemezken, Alin ve Derin’in Türkiye’den kurtulup Kanada’ya gitmeleri yatılı okul mu değil mi sorunsalıyla derde dönüştürülüyor. Kimsenin derdini diğerinden üstün ya da alçak tutmak için değil, yerli sinemamızın işlediği acıları bir arada görüp bir tablo çizmek için söylüyorum.

Filmin görselliğiyle ilgili de birkaç cümle edecek olursak, standart dışı aspect ratio seçiminin hakkının verilemediğini üzülerek söylemeliyiz. Fransız filmleri gibi sıcak bir hava vermesi beklenirken filmin yarısından fazlasında kadraj tam doldurulamadığı ve sahip olunan alanla ne yapılacağı bilinemediği için niyet ters tepmiş.

Görkem Yeltan’a senaryo aşamasında yetenekli yardımcılar ve sete çıkmadan önce ona pozitif destek verecek, emekleri boşa gitmesin diye sertçe eleştirecek profesyonel bir yardım diliyorum.

Filmin puanı: 2/10

HENÜZ YORUM YOK