5 soruda Erovizyon: Naim Dilmener, Tolga Akyıldız, Mehmet Tez ve Şafak Ongan yanıtlıyor.

Eskilerde her Türk evinin eğlencesiydi. 8 yeme ihtimali olmaksızın Avrupa arenasına çıkabildiğimiz nadir durumlardan birini teşkil ettiği için, seyrederken ilk 10’a girmek gibi mütevazı bir hayalle boşalan milli duygu ve coşkularla tezahüratda bulunulurdu. Mâlum E. hakkında medyada müzik üstüne kafa patlatan 4 kişiye 5 soru sorduk.

Erovizyon finalleri Mayıs ayında gerçekleşecek ama gündem arsızı “yalnız ve güzel ülkemde” esamesi kopardığı gürültü kadar okka çekmeyen bu yarışma hakkında dedikodu kazanları aylar öncesinde kaynamaya başlamıştı. Erovizyon’da Türkiye’yi Yüksek Sadakat‘ın temsil edeceği açıklandı da kazanların altı biraz kısıldı neyse ki. Son olarak, şu notu düşmek gerekiyor sanırım; konuklarımız bu sorulara yanıt verdiklerinde Yüksek Sadakat’in ismi bile gündemde değildi daha.

Sorular:


Sizin Erovizyon algınızı merak ediyoruz. Ve bu algıda zaman içinde bir değişim olup olmadığını…

Erovizyon  sanatçılara kariyer anlamında bir şey katıyor mu sizce?

Son yıllarda geylerin bir başka türlü sahiplenmesine ne diyorsunuz Erovizyon’u?

Size bıraksalar Erovizyon’a katılacak sanatçıyı seçmeyi, kimi gönderirdiniz?

Size müzik tarihimizden istediğiniz şarkıyı seçme özgürlüğü tanısalar Erovizyon için, hangi şarkıyı gönderirdiniz?

Naim Dilmener

* O çok eski ve çok güzel günlerde, bir ikramiyeydi Eurovision, yılın en büyük ikramiyesi. Her yer kuru ve taşlıkken, Eurovision zamanları (öncesi/yarışma gecesi/sonrası) bir panayır yeri gibiydi; sınırsız eğlence ve keyif. Herkes için öyleymiş muhtemelen, ya da dijital gelmemiş/mertlik bozulmamış belki; yarışmanın kendisi de iyiydi. İyi şarkıcılar/gruplar, iyi şarkılar. O zamanlar, herkes gibi ben de çok sever ve asla kaçırmazdım. Ama bir yirmi yıl kadardır, bana çöplüğün en büyüğü gibi gözüküyor.

* Katıyor tabii, katmaz mı? Ama negatif bir katkı bu; bütün kariyerlerini sıfırlıyor, birinci olanların bile. Katılıyorsunuz ve geçmiş olsun, BİTTİNİZ!

* Bu tür “toparlama” ya da “özet”lere katılmıyorum. Hem özünde ayrımcı bir mantık barındırıyorlar, hem de doğru bir yer ya da şeye işaret etmiyorlar. Mesela, “İbrahim Tatlıses’i magandalar bir başka türlü sahipleniyor” dersek, doğru olur mu?

* Ciddi cevabım: Birini seçip göndermek, fırsatı tepmektir. Ele geçen fırsatı, yarışma/eleme yaparak kullanmamız lazım ki, yeni şarkı ve şarkıcılar çıkabilsin.

Gırgır cevabım: Ciguli’yi gönderelim. Vokalist olarak da arkasına Demet Akalın, Gülşen ve Bengü’yü koyalım. İki değil üç han/hamam, Eurovision’a çok yakışırdı.

* Dünya ahret Superstar’ımız, canımız/ciğerimiz Ajda Pekkan’dan Pet’r Oil. Hödük Avrupalılar zamanında anlamadı şarkının kıymetini. Oryantal/gurbet ellerde, feleğin yataklarından geçe geçe kafaları değişmiş, algıları farklılaşmış olmalı. Bu sefer 12 puanları döşerler diye düşünüyorum.

Tolga Akyıldız

* Eurovision uluslararası bir televizyon yarışması aslında. Diğer bir deyişle bir müzik yarışması olarak algılamaktan vaz geçersek rahatlayacağız. Genel itibariyle Eurovision şarkıları müzikal anlamda çok yetkin eserler olmuyor. Ama arada öyle iyi şarkılar çıkabiliyor ki şaşıyorsunuz. Bu iyi şarkılar her zaman derece almıyor olabilir. Ama derece alanlara baktığınızda sahnesiyle, şarkısıyla, uluslararası tanıtımıyla profesyonel bir hizmet aldıklarını ve Eurovision “formatına” uygun davrandıklarını görüyorsunuz. O noktada yazılı olmayan bilinçaltı kurallar var. Tıpkı Oscar filmleri için geçerli olduğu gibi. Ve evet son yıllarda Eurovision algısı tüm dünyada olumlu anlamda değişti. Daha ciddi algılanıyor bir “show” olarak.

* Bu soruyu Sertab Erener‘e sordum. “Şimdiki aklım olsaydı kariyerime fayda sağlayabilirdi ama benden bir MTV kızı yaratma çabalarına dur diyemedim” dedi. Eğer Sertab’dan world müzik kategorisinde bir diva yaratma hedefi gözetilseydi pekala Eurovision’daki başarısı Sertab’ın uluslararası kariyerine katkıda bulunurdu. Çünkü orası herşeyden önce uluslararası bir tanıtım platformu. Doğru değerlendirirsen fırsata dönüşebilir. Bildiğini okursan Eurovision tarihindeki yerini alırsın o kadar.

* Geyler eğlenceli insanlar. Show dünyasında hem karar mekanizmasında hem de faaliyet alanlarında gay’ler önemli söz sahibi. Eurovision’a da sahip çıkıyorlar. Yani geylerin beğeneceği bir duruş, bir sound yaratmak başarı kazanmak için gerekli unsurlardan biri Eurovision’da. Ama tek belirleyici değil elbet. Herkes her şeyi sahipleniyor, Eurovision’u da geylerin sahiplenmesinden, eğlenmesinden kimse rahatsız olmasın bence.

* Ben bu yıl ya da öbür yıl bir şekilde Atiye‘nin gitmesini destekliyorum. Hayko’nun kariyerinin orda zarar görebileceğini düşünüyorum. Ama gitmek istiyorsa onu da desteklerim. Hande Yener’den yana değilim. Hem dans edip hem canlı şarkı söylemekte zorlanıyor. Tarkan ve Şebnem Ferah içinse kariyerlerinin bu aşamasında gereksiz bir risk Eurovision. Müslüm Baba gitsin diyeceğim ama Fazıl Say bozulabilir.

* Çok şarkı var ama ben “format” içinde düşündüğümde Hepsi grubunu yakıştırmışımdır eski haliyle… Bedük gitsin isterim; Türkiye’de iyi elektronik pop da yapılıyor görsünler isterim. Ama şarkı soracak olursanız ısrarla mümkün olsa “Seninle Bir Dakika” gitsin yeniden ve birinci olsun isterim. Çok güzel bir şarkıdır ve hakkı yenmiştir.

Mehmet Tez

* Bir dönem utanılan, cool bulunmayan bir şeydi. Şimdi öyle değil. En azından Eurovision “cheesy” ve sığ bir şey olduğunun farkında artık. Onlar da işi mavraya vuruyor. Eğlenmeye bakıyor. Ben eleştirenleri anlamıyorum. Beğen beğenme ama birilerinin işine yarıyor, hareket ve canlılık getiriyor, eğlendiriyor, daha ne olsun? Nobel ödülü verilmiyor ki orada. Ben eğlence olarak baktığımdan kalitesini sorgulamam. Neticede büyük çoğunluğu ısmarlama, ruhsuz, hayatınızda bir daha dinlemeyeceğiniz berbat şarkılar. Ama orada maksat şov.

BBC’nin dalga geçtiği gibi biz de ustaca ve zekice dalga geçebilsek hem kendimizle, hem diğer katılımcılarla tadından yenmeyecek. Ama düşünüyorum da bizdeki sinir küpü Bülent Özveren bile sitcom karakteri gibi algılanıyor artık. Demek ki millet artık doğru algılıyor Erovizyonu. Artık Eurovision mu, Örovizyon mu Erovizyon mu her neyse…

* Kesinlikle katıyor. Eskiden utanılan bir şeydi şimdi değil. Özellikle gruplar TRT’den beste ve tanıtım konserleri için yüklü bir para alıyor. Yılın yarısını Avrupa’da konser vererek geçiriyorlar. Kim istemez ki bunu? Bu yarışmanın farklı bir müzik kategorisinde değeri ve önemi var. Avrupa çapında radyolar burada ilgi çeken şarkıları çalıyor. Yani hem para hem şöhret kazanabilirsiniz. Ama bunun bir garantisi yok. İyiyseniz Eurovision fırsat oluyor. Ve şunu da ekleyeyim Eurovision dünyadan çok yurtta tanınmaya yarar. Eurovision’a giden adamı herkes tanır artık ölünceye kadar.

* Ben de son iki yılı “gay parade” tadında izledim. Cidden bilmiyorum. Belki müzik sanatından ziyade (şarkılar o kadar berbat ki) işin eğlence tarafının ilgi çektiğinin anlaşılmasıyla ilgilidir bu. Geyler eğlenceli insanlardır.

* Hiphop’çılardan biri ilginç olurdu.

* Bunu bilemiyorum. Eurovision’a yeni ve ısmarlama şarkı gitmeli yoksa bir tadı olmaz. Eroviyon estetiği diye bir şey var.

Şafak Ongan

* Bizim jenerasyonda tek kanallı dönemden kalma bir Erovizyon geleneği vardır… milli maç havasıyla yaklaşıyorduk… MFÖ sanırım diday diday day‘la fransadan 12 puan alınca deplasmanda gol atmış gibi sevinirdik… sonra farkettim ki bi tek bu kadar ciddiye alıyoruz… bizden daha kötü sonuçlar alan İngilizler’in müziği de kötü diyemeyeceğimize göre biz abartıyormuşuz.. sonra memlekette bu konu tekrar ciddiye alınmaya başlandı… ünlüler gidip iyi de sonuçlar alınınca bizde yine konu ciddiye bindi.. ama aslında o kadar da önemli değil…

* Tabi ki katıyor ama daha çok tecrübe katıyor… Bahaneyle hayatlarının en pahalı bütçeli videolarını çekiyorlar… Çıtırından Avrupa turuna çıkıp oralarda bu işlerin nasıl yurudugunu yerinde görme fırsatı yakalıyorlar… ama henüz orda yakaladıkları fırsatı avrupaya açılma anlamında değerlendirebilen olmadı.. Sertab birinci olmuştu… o da pek bisey yapamadı… demek ki kariyeri çok fazla etkilemiyor…

* İlk başlangıç noktası neresi bilmiyorum bu durumun ama herkes sahiplenebilir… Burda da Hande Yener‘e sahip çıkıyorlarmış… Bir röportajda okumuştum… O zaman Hande Yener gitsin birincilik garanti mi??

* Kimin gideceği kadar nasıl bir şarkı daha önemli… Sertab’ın şarkı sanki laboratuvar ortamında birinci olmak için hazırlanmıştı… Bizden alaturka nameler, oynak havalar güzel bi sentezdi… Kazanmak için genç ünlü popçuları gönderirim… Tarkan çakmaları mesela… ya da Tarkan’nın kendisi gitse kesin alır…

* İki YolMavi SakalKırmış Kalbini uzun versiyon, Duman… ama kazanamaz sanırım… Şu ara Pentagram‘ın Anatolia‘sı gitse kesin kazanırdı…

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin