Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin ikinci gününde Rose, Dua, Dalgalarda, Seni İstiyorum, Ailem İçin, Gitmedik Buradayız, Seva, Her Defa, Kuru Taşın Başı, Drakula İstanbul’da, Karanlıkta Islık Çalanlar ve 2m² filmleri gösterildi. Ayvalık seyircisinin büyük ilgi gösterdiği filmlerde tüm gösterimler dolu salonlarda gerçekleştirildi, pek çok seans için biletler tükendi. Gösterimlerin ardından seyirciyle buluşan film ekipleri merak edilen soruları cevapladı.
Festivalde Beytna Kolektif ve Ayvalık Tabiat Platformu işbirliğiyle gösterilen, 6 Şubat Depremleri’nin etkisine bakan iki belgesel, Gitmedik Buradayız ve Seva arka arkaya Fabrika Ayvalık’ta gösterildi. Yönetmenliğini Nesime Karateke’nin yaptığı Seva, 6 Şubat Depremleri’ni en sert biçimde hisseden kentlerden biri olan Antakya’nın yaşadığı yıkım, yas ve hayata tutunma çabasını konu alan bir belgesel. Gitmedik Buradayız ise Antakya’nın geride kalan değerlerine sahip çıkmasının öyküsü. Yönetmen Sheida Kiran, belgeselinde Antakya’nın Dikmece köyünde yaşayan Meryem’i, ailesini ve katıldığı mücadeleyi takibe alıyor.
Gösterimlerin ardından Beytna Kolektif adına Necati Sönmez ve Gitmedik Buradayız filminin odağına aldığı Meryem Olğar, filmler ve deprem sonrası Antakya’daki durum üzerine bir konuşma gerçekleştirdiler. Sönmez konuşmasında Antakyalıların kentlerine ve topraklarına bağlılığına dikkat çekerek, “İnsanlar sevdiklerini kaybettiler, evlerini kaybettiler. Bir sürü insan buna rağmen gidemedi, geri döndü. O toprağa bağlılık gerçekten Antakyalıların ruhunda olan bir şey,” ifadelerini kullandı.
Depremin ardından Dikmece’de yaşananları ve zeytinliklerini korumak için verdikleri mücadeleyi telefonuyla kayıt altına aldığını anlatan Meryem Olğar ise, “Bu benim için çok zordu ama şu anda iyi ki yapmışım diyorum. Bunları kayıt altına aldım, hafızada kaldılar. İleride çocuklarımız, belki torunlarımız ve daha sonraki nesiller bunu izleyebilecekler ve bizim toprağımızı, ağacımızı, yuvamızı koruduğumuzu görecekler,” dedi. Olğar, Gitmedik Buradayız ile yaşadıklarını daha geniş bir kitleye ulaştırmak istediğini de belirterek, “Benim elime hiçbir şey geçmesin ama ben bu hikâyeyi bütün Türkiye’ye ve belki bütün dünyaya duyurmak istiyorum. Tek amacım bu,” diye konuştu.
Festivalde seyirciyle buluşan bir başka belgesel ise Yeşim Ustaoğlu imzası taşıyan Kuru Taşın Başı idi. Kuru Taşın Başı, Yusufeli Baraj Projesi nedeniyle kuşaklar boyunca yaşadıkları toprakları ve Çoruh Nehri’ni terk etmek zorunda kalan yöre halkının izini sürüyor. Ortak yönetmenliğini ve görüntü yönetmenliğini Selen Heinz’ın yaptığı film, yaşam alanını kaybetmiş bir topluluğun kendileri için inşa edilen “beton ve tüketim odaklı” yeni dünyada hayata tutunma çabasına kulak kabartırken bölgenin doğasını, havasını, suyunu, hayvanlarını ve ağaçlarını insanların dünyasıyla bir tutuyor.
Vural Sineması’ndaki gösterimin ardından sahneye gelen Yeşim Ustaoğlu ve Selen Heinz seyirciden gelen soruları yanıtladı. Ustaoğlu, eski Yusufeli’nin sular altında kalışının bölgenin hafızası üzerindeki etkisine dikkat çekerek, “Su yükseldikçe biz de yukarı atılıyoruz. Çıktığınız noktada artık aşağı inmek imkânsız. Aşağı yok. O su çok tuhaf bir şey; gerçekten bütün hafızayı çok hızlı siliyor. Bu çok tedirgin edici bir şey,” dedi. Heinz ise filmin görsel dilini de şekillendiren suyun değişen anlamına ilişkin, “Su gerçekten hayat veren bir şeydi. Önce hayatlarını beraber yaşadıkları bir şeydi ve sonra yukarıya geçtiklerinde aslında o hayatların ölümüne de neden oldu. Onun üzerine çok düşündük; görsel olarak da hep aynı yerden aynı yere bakmaya çalıştık,” ifadelerini kullandı.
Festivalde bugün seyirciyle buluşan filmlerden bir diğeri ise Kurukahveci Mehmet Efendi’nin desteğiyle Sinematek/Sinema Evi tarafından 2025 yılında restore ettirilen Drakula İstanbul’da’ydı. Drakula İstanbul’da festivalde, üzerinden yıllar geçse de eskimeyen filmleri bir kez daha beyazperdede izleme imkânı sunan “Sinematek ile” bölümünde yer alıyor. Bram Stoker’ın romanının 1928 yılında Ali Rıza Seyfi tarafından Türkçeleştirilen versiyonu Kazıklı Voyvoda’dan uyarlanan film, yerli sinemadan diğer pek çok adaptasyon gibi yıllar içerisinde kültleşmiş yapımlardan biri. Gösterim boyunca Kurukahveci Mehmet Efendi izleyicilere kahve ikramı yaptı.
Fabrika Ayvalık’ta gerçekleştirilen gösterimden önce yazar Şaziye Karlıklı ve restorasyon sürecini yöneten Ahmet Hızarcı bir sohbet gerçekleştirdi. Karlıklı, 1950’lerin İstanbul’undaki korku kültüründen ve farklı toplulukların inançlarının bu kültürü nasıl şekillendirdiğinden bahsederken, “Nazar boncuğu, muska taşımak, kötü ruhlarla savaşacak dualar, gelecek için kahve falı baktırmak… Bunların hemen hemen hepsi İstanbul’a hâkim olan üç semavi dinde ortak noktalar. O kadar iç içe geçmişler ki her biri birbirinden biraz bir şey almış ve korktukları şeylere karşı korunmaya çalışmış,” dedi.
Ahmet Hızarcı ise Drakula İstanbul’da’nın dönemi için sıra dışı bir film olduğuna dikkat çekerek, “Sinematografisi, görüntü kullanımı, ses kullanımı çok farklı. Dolayısıyla öncü bir film. Bir de bu sivri dişler dünyada ilk defa bu filmde kullanılıyor. Ondan önce yok. Bu filmden sonra vampirlerde sivri diş kullanılmaya başlanıyor,” ifadelerini kullandı. Filmin restorasyonun ardından gördüğü ilgiyi de değerlendiren Hızarcı, “Film çıktıktan sonra inanılmaz bir şey oldu. Sanırım döneminde bile bu kadar ilgi görmemiştir. Şu anda yurt dışında geziyor film. Dolayısıyla başka bir şeyin başlangıcı gibi oldu,” dedi.
Festivalde gösterilecek yerli uzun metraj kurmaca filmler bu yıl “Orta Sınıflar Nereye Gidiyor?” başlığı altında toplandı. Gösterilecek yedi filmin ortak teması, ağırlıklı olarak orta sınıfların hâli. Bu bölüm kapsamında gösterilen ilk film ise Karanlıkta Islık Çalanlar oldu.
Rauf Denktaş Kültür Merkezi’ndeki gösterimden sonra yönetmen ve senarist Pınar Yorgancıoğlu, filmin oyuncuları İnci Sefa Cingöz, Meral Çetinkaya ve İlda Güler, yapımcı Zeynep Ekmekçi ve sanat yönetmeni Ceyda Yüceer seyircilerden gelen soruları yanıtladı. Filmin çıkış fikri üzerine gelen bir soruya Yorgancıoğlu, “Hayaletlerin gözünden insanları anlamaya çalışmak nasıl olurdu diye düşündüğümü hatırlıyorum. Hayata dair bir şey yapacak olsak aslında hayaletlerin gözünden çok daha iyi anlatılabilirdi,” diye cevap verdi.
Filmdeki Toprak karakteriyle kendi hayatı arasında bir paralellik bulunduğunu anlatan İnci Sefa Cingöz ise, “Ben o sırada oyunculuk yapmıyordum, sadece oyun provalarına devam ediyordum. Bir yandan da garsonluk yapıyordum. Filmde oynadığım karakterle böyle bir paralelliğimiz olmuştu. O zamana tekrar baktığım zaman, şu an olduğum yerde çok daha mutluyum,” dedi. Meral Çetinkaya ise ekiple çalışma deneyimini, “Ben bir öğrenciyim hâlâ. Yıllar geçse de Pınar ve bu ekiple bir arada olmak büyük bir gurur ve onur,” sözleriyle anlattı.
Filmin pandemiyle birlikte uzayan yapım sürecinden söz eden Dilde Mahalli ekibin projeye yıllar boyunca bağlı kaldığını belirterek, “İnanılmaz uzun bir zaman boyunca gerçekten birbirimize tutunduk ve hep beraber bu filmin yapımını üstlendik. Hepimizi tavladı bir şekilde yönetmenimiz,” ifadelerini kullandı. Ankara’da gerçekleştirilen çekimlerin sanat ekibindeki deneyimini anlatan Ceyda Yüceer ise, “Ankara’da olmak bence çok muhteşem bir his her zaman. Çok güvende hissettiriyor. Senaryoyu okuyunca çok etkilendim, Pınar’la tanıştığımda daha çok etkilendim,” dedi.
Festivalin Belgeseller bölümünde yer alan 2m² de bugün gösterilen filmler arasındaydı. Her Şey Dâhil belgeseliyle tanıdığımız yönetmen Volkan Üce’nin yeni filmi 2m², nevi şahsına münhasır bir karakteri takip ediyor: Hızır Cenaze Şirketi’nin sahibi Tayfun Arslan. Belçika’da, çoğunlukla Türkiye’den gelen göçmenlerin cenazeleriyle ilgilenen Arslan, dışa dönük karakteri ve yaşam enerjisiyle kamera önünde dinamik bir figür. Volkan Üce, bu ilginç girişimciyi takip ederken hem Avrupa-Türkiye hattında göç manzaralarını kayda alıyor hem de ölümün sert gerçekliğini günlük hayatın olağanlığıyla birlikte düşünme alanı açıyor.
Gösterimden sonra filmin yapımcısı Vildan Erşen’le birlikte seyircilerin sorularını yanıtlayan Volkan Üce, “Bu belgesel benim için aidiyet üzerine. Ben Belçika’da doğup büyüdüm. Sonuçta nereye ait hissediyorsun, nerede olmak istiyorsun? Bu sorunun cevabını bilmiyorum. Zaten filmi yapmamın nedenlerinden biri de bu,” ifadelerini kullandı. Filmin ölüm gibi ağır bir meseleyi ele alırken benimsediği tona da değinen Üce, “Hayat dolu bir insan Tayfun ve ben de ölüm üzerine hayat dolu bir belgesel çekmeyi denedim,” dedi.
İlk kez bir belgeselde yapımcı olarak yer alan Vildan Erşen ise filmin kendisini mezarların kime ait olduğu ve kalıcılığı üzerine düşünmeye yönelttiğini belirterek, “Oysa bir mezar kimin içindir, o iki metrekare? Orada yatan içindir diye düşünüyorum,” diye konuştu.
Ayrıca Rauf Denktaş’ta gösterilen Sandra Wollner’in yönettiği Her Defa / Everytime filminin ardından sinema yazarı Müge Turan seyircilerle sohbet etti. Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) işbirliğiyle gerçekleştirilen söyleşide filmin yas, hafıza ve dijital dünyada geride kalan izler arasındaki ilişkiyi ele alış biçimi konuşuldu. Filmin seyircide bir rüyadan uyanmış hissi bıraktığı belirtilirken, “Rüyalar üzerinizde çok acayip bir his bırakır; anlamazsınız ama o hisle yaşarsınız. Bu filmin yaptığı da biraz buna benziyor,” ifadeleri kullanıldı.
Müge Turan “Ölüler artık eskisi gibi ölmüyor. Her birimizin anıları bulutta birikiyor; WhatsApp mesajları, ses kayıtları ve çevrim içi izlerimiz biz fiziksel olarak gittikten sonra da kalıyor,” sözleriyle filmin merkezindeki hayalet fikrine dikkat çekti. Filmin fiziksel dünyayla dijital dünya, canlılarla ölüler ve geçmişle şimdi arasındaki sınırları giderek belirsizleştirdiği vurgulandı.
“Film aslında başından sonuna izleyicinin beklentisini kırmak üzerine bir film. Melodram olabilecekken olmuyor, bir şey açıklamasını beklediğimiz anda daha çok susuyor. Sonra dijital evrende bizim de yolumuzu kaybettiriyor,” diye devam etti Turan. Filmin Tenerife’de geçen bölümünün ise bir tür tekrar üzerine kurulduğu; ölen karakterin gerçekleştiremediği yolculuğun onun yokluğunda gerçekleştirilerek “yarım kalmış bir zamanın geri çağrıldığı”, geçmişte gerçekleşmemiş bir ihtimalin şimdiki zamanda yeniden kurulduğu ifade edildi.
35 mm görüntüleri, DV kayıtlarını ve Minecraft evrenini bir araya getiren görsel dilin de bu belirsizlik duygusunu güçlendirdiği belirtilirken filmin, “Neyin gerçek, neyin hatıra, neyin görüntü, hatta neyin yokluk olduğuna dair alışkanlıklarımızı hafifçe yerinden oynattığı” ifade edildi. Filmin bütün anlatısının bir bakıma kaybedilen kişinin geride bıraktığı izlerle yaşamayı öğrenmek üzerine kurulduğu vurgulandı.
Festivalde dördüncü gün Kızgın Kayalar, Diriliş, Yaşamaya Mecbursun! ve Sarı Zarflar gibi dikkat çekici filmlerin de aralarında olduğu pek çok gösterimin yanı sıra “Orta Sınıflar Nereye Gidiyor?” bölümüyle ilgili gerçekleştirilecek bir konuşmayla devam edecek.
Festivalde gösterimler bu yıl Rauf Denktaş Kültür Merkezi, Ayvalık Belediyesi Vural Sineması Nejat Uygur Sahnesi ve Fabrika Ayvalık’ta; söyleşi ve konuşmalar ASKEV Sera’da gerçekleşecek. Ayvalık Uluslararası Film Festivali için biletler Biletix ve Biletinial siteleri üzerinden, ayrıca Fabrika Ayvalık’taki gişeden temin edilebiliyor. Biletler indirimli 250 TL, tam 300 TL’den satışta.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali; Ayvalık Belediyesi, Kurukahveci Mehmet Efendi, Akbank Sanat, Kürşat Ayvalık, Macaron Kolonyaları, Macaron Muhallebicisi, OGM Pictures, sahibinden .com, Bilginer-Melin Ayvalık Sanat Kültür Eğitim Vakfı, Asteros Film, Ayvalıkzade, Whub Your Social Watch Hub, Küçük Han, Çöp Madam, Hollanda Konsolosluğu, Institut Français, Avusturya Kültür Ofisi, Tarabya Kültür Akademisi’nin değerli destekleri ve festival dostları Fatma-Mustafa Kürşat, Emine Öz, Tibet Akhuy, Mis Güleryüz-Şerif Kaynar, Esra Başak, Eren Tapan, Duygu Duygu Çapkın-Ufuk Öztürk, Tuvan Yalım, Hakan Ergir, Muammer Brav ve Kemal Ural’ın katkılarıyla gerçekleşiyor.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin basın sponsorları ise Apaçık Radyo, Ajandakolik, Altyazı, Anka Haber Ajansı, Aposto, Ayvalık Magazin, Bağımsız Sinema, Bant Mag, Beyazperde, Bianet, Birgün, Bu Hafta Ne İzlesem?, Dadanizm, Dizidoktoru, Episode, Fil’m Hafızası, Gazete Ayvalık, Gazete Pencere, Kutsal Motor, Kültür Sanat Gazetesi, Milliyet Sanat, the Magger ve Üretim Kaydı.










































































































