“Böyle düşünüyor diye adam öldürdüklerini unutma!”

Uğur Mumcu, Hrant Dink, Sabahattin Ali, Ümit Kaftancıoğlu, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Ahmet Taner Kışlalı, Abdi İpekçi… Mesleklerini inandıkları biçimde yaptıkları için, yazıya döktükleri düşünceleri yüzünden katledilen gazeteciler, yazarlar. İletişim Yayınları’ndan çıkan Mehmet T. Hastaş imzalı Ahmet Samim – II. Meşrutiyet’te Muhalif Bir Gazeteci bizi daha az tanıdığımız bir başka kurbanla daha tanıştırıyor.

 Ege Görgün (Landlord)

Mustafa Ragıp Esatlı’nın (1896-1958) kaleme aldığı İttihat ve Terakki Tarihinde Esrar Perdesi ve Yakup Cemil Niye Öldürüldü? adlı eserinin 1975 yılı baskısı için yazılan imzasız editör önsözünde şöyle deniyor:


“İttihat ve Terakki Partisi’nin bütün kusurlarına, hatta cinayetlerine rağmen gerek kurucularının, gerek ileri gelen yöneticilerinin vatanseverliklerinden genellikle kimse şüphe duymamıştır!”

Bu cümleyi okuduğumda içim ürperdi. Aklıma “Bu millet için kurşun atan da, kurşun yiyen de birdir,” diyen; eli kanlı ahir zaman tetikçilerini İttihat ve Terakki’nin en gözüpek silahşorü ve suikastçısı Yakup Cemil’e benzeterek onları övmeye çalışan başbakanlar geldi çünkü. Dünyevi hırslardan, nefsinden arındığını kanıtlayan o tabanı delik pabucuyla boylu boyunca kaldırımda uzanan o güzel adam, Hrant Dink geldi aklıma. Ve onun, maşadan başka bir şey olmadığı belli olan kurma-katiliyle hatıra fotoğrafı çektiren jandarmalar…

Ahmet Samim de bir gazeteciydi. 1884’de doğmuş, genç yaşında Servet-i Fünun’da yayımlanan yazılarıyla kaleminin güçlü olduğunu ispatlamıştı. Ardından Osmanlı gazetesinde yazarlık yaptı, Hilal gazetesini çıkartttı. Son vazifesinde Sada-i Millet’in başında görürüz onu. Bunları başardığında daha 25 yaşındadır. Bir meşrutiyet çocuğu ve savunucusu olarak kendi de Jön Türk’tür Ahmet Samim ama baskıyla 2. Meşrutiyet’in ilanını sağlayan İttihat ve Terakki’ye sıkı bir muhaliftir. Muhalifliğini de gazetedeki yazılarında gençliğin deli kanının teşvikiyle coşkulu biçimde sergilemektedir. Muhalifleri sindirmekte silah kullanmaktan kaçınmayan İttihatçılar’ın ölüm listesine girer çok geçmeden. Bunun da gayet farkındadır. Arkadaşı Şevket Bey’e yazdığı bir mektupta İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin idamına hükmettiğini yazar. Bunun ne zaman gerçekleşeceğini bilmemektedir ama korku da duymamaktadır. Yaşından beklenmeyecek bir tevekkülle kaderine razı olmaktadır.

Tam da bu sıralarda her şeyi arkasında bırakma fırsatı çıkartı karşısına. Sevdiği bir büyüğü ona artık siyasetle uğraşmamasını ve devlet bursuyla yurtdışına gidip eğitimi tamamlamasını önermektedir. Ahmet Samim “tamam,” der demez tüm ayarlamalar yapılır ancak son anda İttihatçılar tarafından ismi gidecekler listesinden çıkarılır. Bunun nedeni çok kısa süre sonra anlaşılacaktır.

Ahmet Samim 1910 yılının 9 Haziran gecesi Fazıl Ahmet Bey’le birlikte Şehhülislam Cemaleddin Efendi’nin oğlu Muhtar Bey’in Kuruçeşme’deki yalısında verdiği davete icabet etmek üzere evden çıkar. Bahçekapı’da bir fırının önüne geldiklerinde bir el silah sesi duyulur ve Ahmet Samin yere yığılır. Fazıl Ahmet Bey kendini can havliyle fırından içeri atar. Daha sonra fırından tedarik ettiği bir lambayla dışarı çıkıp yerde kanar içinde yatan Ahmet Samim’in yanına gelir. Ancak suikastçı işinin ehlidir belli ki. Tek kurşunda işi bitirmiş ve Türk basını Galata Köprüsü’nde yine İttihatçılar’ın kurşunlarına hedef olan Hasan Fehmi Bey’in ardından ikinci şehidini de vermiştir. ( 11 ay sonra, Şehrah Gazetesi’nin başyazarı Zeki Bey de gece evine dönerken pusuya düşürülüp katledilecekti.)

Bu tek kurşunlu infaz katilin Yakup Cemil olduğu düşündürür çok kimseye. Tek kurşunla can almanın onun alametifarikası ve övünç duyduğu bir özelliği olduğu bilinmektedir. Diğer şüpheli ise yine ünlü İttihatçı silahşorü Abdülkadir’dir. Ahmet Samim’in katili bulunamaz ama ihale 16 yıl sonra Atatürk’e yapılan İzmir Suikastı’nın sanıklarından biri olan Maarif Nazırı Şükrü Bey’in üstüne kalır.

İttihatçılar Ahmet Samim’in cenazesinin toplumsal bir olay olmasının da önüne geçmişler ve genç gazetecinin ölü bedeninin bekletildiği Hilal Matbaası’na gönderilen polisler kapıları kırıp içeri girmişler ve cenazeyi alıp apar topar defnetmişlerdir.

Ahmet Samim cinayeti kadar elim bir diğer konunun da kimi gazetelerin bu olay karşısında takındıkları tutum olduğunu öğreniyoruz kitaptan. İştirak ve Servet-i Fünun gazeteleri dışındaki Türk gazeteleri cinayet haberini küçük haber olarak geçiştirmişlerdir. Ahmet Samim üyeleri olduğu halde Fecr-i Ati topluluğu da sessiz kalmıştır. Bu sessizlik bir anlamda İttihatçılar’ın amaçlarına ulaştıkları anlamına gelmektedir. Sindirmiş, hatta yandaş kılmışlardır basını.

Ahmet Samim – II. Meşrutiyet’te Muhalif Bir Gazeteci bizi 2. Meşrutiyet, Kanun-i Esasiye ve fırkalar konusunda bilgilendirerek girizgah yapıyor. Dönemi tanıdıktan sonra sıra Ahmet Samim’i anımaya geliyor. Ahmet Samim’in muhalif duruşunu anlamlandırabilmemiz, düşüncelerini ve niçin öldürüldüğü daha iyi anlayabilmemiz için kendisinin o dönem Sada-i Millet’te kaleme aldığı makaleler sunuluyor nazar-ı dikkatimize. Son söz ise başlığımızı da kendisinin satırlarından alıntıladığımız Murat Belge’den geliyor. Belge, kitapta bulunan Ahmet Samim imzalı yazıların kendisini ölüme götürdüğünün altını çiziyor ve ekliyor.

“…daha bir yığın kişi, insan, nitelikçe burada okuduklarınızdan çok da farklı olmayanşeyler düşündükleri için öldürüldüler. İttihat ve Terakki Siyaset Okulu bu toplumda bunun geleneğini kurdu. Gelenek bugün de yaşıyor.”

Belge bu konuda haklı olsa gerek. İnsanlar yazdıkları yüzünden hala öldüğüne ya da hala hapis yattıklarına göre gelenek bugün de yaşıyor. Ve bu geleneği yaşatmak için ille de İttihatçı olmak gerekmiyor.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin