Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (11 Ocak 2013)

Beasts of the Southern Wild

Geçtiğimiz haftayı sakin geçiren dağıtımcılarımız iştahlarını bu haftaya saklamışlar: Haftanın en öne çıkan yapımı, bugün açıklanan Oscar adaylıklarında tam dört dalda ipi göğüsleyen Düşler Diyarı kuşkusuz. Bunun yanında Nick Cave’in senaryosunu yazdığı, John Hillcoat’ın içki yasağı dönemini anlattığı Kanunsuzlar, ekonomi dünyasının dalgalı sularına dalan Entrika, yerli kahraman Karaoğlan’ın son yorumu ve animasyon Efsane Beşli haftanın diğer filmleri… Herkese iyi seyirler…

Düşler Diyarı

Düşler Diyarı (Beasts of the Southern Wild)

[xrr rating=5/5]

Yönetmen: Benh Zeitlin

Senaryo: Benh Zeitlin

Oyuncular: Quvenzhané Wallis, Dwight Henry, Jonshel Alexander

Yapım: 2012 / ABD / 93 dk.

 

Yönetmeni Benh Zeitlin’in ilk uzun metrajı olması kadar başroldeki küçük kız Quvenzhané Wallis ve babasını canlandıran Dwight Henry’nin de ilk oyunculukları olan Beasts of The Southern Wild (Düşler Diyarı) kendi çapında bir heyecan dalgası yaratarak geldi ülkemiz sinemalarına. İlk gösterimini Filmekimi’nde yapan filmin başarısı anlattığı hikâyesinin merkezinde yer alan isanları büyülü gerçeklikle donatarak sunması izleyiciye. Film, çok fazla kamera hilesine başvurmadan tüm çıplaklığıyla köşeye itilmişleri ve kendine o köşede bir evren kuran insanları samimi bir şekilde perdeye yansıtıyor.

Juicy and Delicious adlı bir oyundan sinemaya yine yönetmen ve Lucy Alibar tarafından uyarlanan film, Hushpuppy adlı küçük bir çocuğun gözünden anlatıyor hikâyesini. Tahliye bölgesinde kaçak yaşayan bir grup insanın yanında hasta babasıyla büyüyen ve annesini kendi masal dünyasında yaşatan Hushpuppy’nin etkileyemeyeceği insan yok. Ancak etkileyiciliği hikâyesinin sırtını küçücük bir kıza dayamasından gelmiyor filmin. Tüm acıtıcılığıyla içinden neşe ve hüznün birlikte yaşama alanı bulduğu bir hikâye sunuyor bize. Üstelik tüm bunların yanında sıkı bir kapitalizm eleştirisi de okunabilir filmden.

Yanı başlarındaki “modern” dünyaya ait olmak istemeyen insanların tüm dayatmalara karşı geldiğini ve dönüşmek istemediklerini görüyoruz filmde. Sular altında kalmak pahasına bile oldukları mecrayı terk etmeyen, birbirine bağlı ve istedikleri gibi yaşayan bu insanlar; düzenin düşmanı olduklarını filmin her dakikasında izleyiciye hissettiriyor. Dolayısıyla bize gösterilen ve normal olarak kabul edilen yaşam standartlarının reddi sıkı bir emperyalist ve kapitalist düzen karşıtlığı okumasına imkân sağlıyor. Dıştan “sefil” olarak adlandırılagelen bir yaşam şekli, esasında istenildiği gibi yaşama hakkının karşılığı filmde. İster yaşam, ister ölüm olsun kendi tercihleini yaşamak isteyen insanların öyküsü Düşler Diyarı.

Küçük kız Hushpuppy penceresinden bakarsak, çocuk olmanın ve büyümenin manalarını buluyoruz filmde. Zor bir sürecin kendisini beklediğinin ayırdına varan Hushpuppy’nin kendince var olma macerasında kafasındaki ve yüreğindeki korkuları sembolist bir yaklaşımla vermeyi tercih eden Zeitlin, çok etkileyici anlar yakalıyor filminde. Dolayısıyla yarattığı heyecan dalgasını “iyi bir yönetmen geliyor” nidalarıyla süslememiz olasılık dışı değil. Mutlaka yeni projelerini merak edeceğiniz ve takip etmek isteyeceğiniz bir yönetmen olacak bence Zeitlin. Tabiî küçük Quvenzhané Wallis de çocuk oyuncu olmanın ne demek olduğunu satırların altını çize çize öğretiyor bize. Babasını canlandıran Dwight Henry’nin de övülesi bir performansı var.

Bu yılın bağımsız filmleri arasında en fazla destek görenlerin başında geliyor Düşler Diyarı. Hak ettiği birtakım adaylıklar alması da kaçınılmaz olarak ilginin yoğunlaşmasını sağlıyor.

Seçil Toprak

***

EntrikaEntrika (Arbitrage)

[xrr rating=2.5/5]

Yönetmen: Nicholas Jarecki

Senaryo: Nicholas Jarecki

Oyuncular: Richard Gere, Susan Sarandon, Tim Roth

Yapım: 2012 / ABD / 107 dk.

 

 

2011 yapımı Oyunun Sonu (Margin Call) filminde tıpkı Lehmann Brothers gibi batmak üzere olan bir yatırım bankasının içinde bulunduğu krizi atlatmak üzere yaptığı manevralara şahit olmuştuk. Belgeselcilikten gelme Nicholas Jarecki’nin hem yazıp hem de yönettiği ilk uzun metraj filmi olan Entrika (Arbitrage) da, evrensel bir kriz yüzünden değil ama hatalı bir yatırım tercihi sebebiyle aile şirketi iflasa doğru sürüklenen Robert Miller’ın (Richard Gere) bu durumdan kurtulmak için çevirdiği numaraları anlatıyor esasen.

Ana izleğine bir de Robert Miller’ın metresi Julia’yı (Laetitia Casta) trafik kazasında taksirle öldürmesini ekleyerek yoluna devam eden Entrika, iki ayrı güçlü çatışmayı tek potada eritmeyi gayet iyi becermiş bana kalırsa. Peki, hem maliye denetmenleri hem de polis tarafından çapraz ateş altına alınan Robert Miller, içine düştüğü bu cendereden sıyrılabiliyor mu, dersiniz?

Söz konusu tipik ahlakçı Hollywood bir işi deneme olsaydı senaryonun aritmetiği daha farklı işlerdi kuşkusuz. Ama Nicholas Jarecki, alışılagelmiş kalıpları tersyüz ediyor ve Robert Miller’ın cinayetten kurtulmasını sağlamakla kalmıyor, onun batmakta olan şirketi başka, daha büyük bir şirkete hiç de azımsanmayacak bir miktarda devretmesine de izin veriyor.

Ancak bu ters okuma, sakın Entrika’nın bir kapitalizm eleştirisi filmi olduğu izlenimini uyandırmasın sizde. Zira Jarecki, yer yer Miller’ın kızı üzerinden seyirciyi ahlaki bir sorgulamaya itse de, içerik merkezine aldığı Miller ile kurdurduğu özdeşlik vasıtasıyla daha çok “bu sistemde her şey mübahtır”a getirmiş sözü. Kısaca, bir nevi ahlakın da ortalamasını almamızı önermiş Jarecki. Liberalizm işte böyle bir şey; her şeyin ortalamasını alıyor! Ahlakın dahi!

Son olarak biraz da oyunculuklara değinelim: Richard Gere, kariyerinin en iyi performansını sergilemiş Entrika’da; ah bir de o ufacık gözleri olmasa! İfadeyi bir türlü alamıyorum ben Gere’in gözlerinden. Asıl konuşulması gereken oyuncuysa sanıyorum Tim Roth; polis dedektifi Michael Bryer’da yine dört dörtlük bir kompozisyon koymuş ortaya. Sıradan bir oyuncunun canlandırması halinde perdeden silinecek bu karakter, Roth’un elinde resmen devasa boyutlara ulaşmış.

Ercan Dalkılıç

***

Kanunsuzlar

Kanunsuzlar (Lawless)

[xrr rating=1/5]

Yönetmen: John Hillcoat

Senaryo: Matt Bondurant, Nick Cave

Oyuncular: Gary Oldman, Tom Hardy , Shia LaBeouf

Yapım: 2012 / ABD / 116 dk.

 

 

Yerli filmlere sık yaftaladığımız ve günah addettiğimiz televizyon dizisi estetiğini çoğunlukla iki sebebe bağlarız. Bunlardan ilki filmin sahibi sayabileceğimiz yönetmenin deneyimsiz ya da özgün dilini oturtamamış olması, ikincisi ise senaryo malzemesinin dizi mantığıyla yoğrulmasıdır. On yaşından küçük Türkiye filmlerinin düştüğü önemli hatalardan biri olan bu durum, şüphesiz yabancı yapımlarda da karşımıza çıkıyor ama belki de onlar kendilerini iyi kamufle ettiklerinden daha görünmez kalıyorlar. İşte bu yazının konusu olan Kanunsuzlar (Lawless) bu listenin parçası. HBO’nun üçüncü sezonunu tamamlayan gangster dizisi Boardwalk Empire ile aynı dönemi ele alıp, içki yasağı sonrası ortaya çıkan kaçak üreticiler ile para uğruna acımasızlaşan eli silahlı adamları anlatmaya soyunuyor. Bunu yaparken de ondan 60 yıl öncesini anlatan ve iki sezon yayınlanan western türündeki AMC dizisi Hell on Wheels’in hikâye kurgusu ile atmosferini ödünç alıyor.

Kanunsuzlar’un senaryosu bir dizinin pilot bölümü gibi. İki tane esas erkeği, bu erkeklerin içine sürüklendiği iki ayrı aşk hikâyesi ve bolca yan karakteri var. İçki yasağı sonrası kaçak üretim yapmaya başlayan ve para sızdırmaya çalışanlara boyun eğmeyen Bondurant kardeşlerden Jack (Shia LaBeouf) vaizin kızı Bertha (Mia Washikowska) ile aşka düşerken, evin direği Forrest (Tom Hardy) ise büyük şehirden kaçıp yanlarına sığınan Maggie (Jessica Chastain) ile yakınlaşıyor. 116 dakikada iki ilişkinin de yeterince geliştirilemediğini ve yetenekli kadın oyuncuların aksesuar olarak kaldığını belirtmeme gerek yok sanırım. Tıpkı bir pilot bölüm gibi onlarca gidişata gebe açılımlar yapılmış ama sonunda bunlardan yalnızca biri nihayete erdirilebilmiş.

Tek başlarına Hollywood’da gişe garantileri olmasa da bir araya geldiklerinde göz alıcı duran popüler bir kadrosu var filmin. Beklendiği kadar büyük bir yıldıza dönüşemese de her yıl en az bir kalburüstü yapımla karşımıza çıkmayı başaran Shia LaBeouf’un oynadığı Jack, karakterler arasında yolculuğu olan tek kişi. Baştan sona büyümesini ve dönüşmesini gözlemlediğimiz, filmin bel kemiği Jack karakterinde LaBeouf ne yazık ki vasatı aşamamış. Son olarak Kara Şövalye Yükseliyor (The Dark Knight Rises) ile beğeni toplayan Tom Hardy ise yumuşak yüz ifadesine zıt robotik sesiyle evin otoriter abisi Forrest’ı canlandırmış. Oyuncunun cüssesi ve dediklerinin tam anlaşılmaması bir yere kadar işe yarasa da, yüz planlarında ayyuka çıkan dolgun dudakları ve yuvarlak çehresiyle acımasız görünmek için kendini ne kadar kastığına şahit olup üzülebilirsiniz. Sanırım Kara Şövalye Yükseliyor’da Bane’in yüzünün yarısının maskeyle kaplı olması aktör için avantajmış. Kadrodan performansıyla akılda kalan üç isimden ilki Guy Pearce. Aktör; gösterişli kostümleri ve ilginç makyajı ile Kanunsuzlar’ın akılda kalacak tek yanı, amansız kötü Rakes olarak unutulmaz. Kısa sürede karakterini seyirciye geçiren Mia Wasikowska ve her zaman iyi Gary Oldman’ı da dar alanda yapabildikleri nedeniyle alkışlamak gerek.

Mehmet Serkan Çellik

***

KaraoğlanKaraoğlan

[xrr rating=5/5]

Yönetmen: Kudret Sabancı

Senaryo: Suat Yalaz, Melek Öztürk, Rana Mamatlıoğlu

Oyuncular: Volkan Keskin, Hakan Karahan, Müge Boz

Yapımı: 2012 / Türkiye / 140 dk.

Karaoğlan, öncelikle özgür bir karakterdir. Kimsenin buyruğunda yaşamayan, ama haksızlık karşısında dik durmayı yaşamının merkezine yerleştirmiş bir kişilik. Karaoğlan gerçekten sever.  Sevgisi de sahicidir, kendisi gibi.

Filmin yönetmeni Kudret Sabancı’nın da aralarında bulunduğu üç kişilik bir ekip tarafından yazılan senaryonun bence en önemli başarısı, Karaoğlan karakterini doğru yansıtabilmiş olmaları. Hikaye yer yer sallansa da, hatta finale doğru sallantılar küçük depremlere de dönüşse, genel olarak temposunu koruyan, karakterlerini başarıyla yansıtan bir film. Ancak, işe görsel efektler konusu girince bütün başarıların üstü gölgeleniyor. Her üç filmde de aynı sahnelerde filmler neredeyse komediye dönüşüyor. Evet, ateşli sahnelerden söz ediyoruz. Kale duvarlarının mancınıklarla fırlattığı ateş topları daha hedefine ulaşmadan bir “commedie dell’arte” fantazmaları formuna dönüşüyor.

Elbette, ben yazarken bile yüzüm kızarıyor, ama bir de şu takma bıyık/sakal konusu var, söylemeden geçmek seyirciye ihanet anlamına gelir. Bu basit ama sürekli tekrarlanan hatalar sinemamızın turnusol kağıdına dönüşüyor, artık. Ne zaman, gerçeğinden ayırt edilemez sakal bıyık yapılırsa, o zaman sinemamızın gerçekten amatör kümeden çıktığına kanaat getireceğim. O zamana kadar, kimse sinemada “iyi şeyler de yapılıyor” demesin!

Suat Yalaz’ın 1960 yılında yarattığı bir karakter olan Karaoğlan’ın bugün de genç sinema seyircisi tarafından benimseneceğini düşünüyorum. Son dönemde gösterime giren ve tarihsel bir düzlemi hikayelerine yerleştiren Fetih 1453 ve Çanakkale 1915 gibi filmleri göz önüne alınca, Karaoğlan’ın başarısından kesinlikle kuşku duymuyorum.

Ali Rıza Özkan

 ***

Efsane Beşli

Efsane Beşli (Rise of the Guardians)

Yönetmen: Peter Ramsey, William Joyce

Senaryo: William Joyce, Peter Ramsey

Oyuncular: Chris Pine, Isla Fisher, Alec Baldwin

Yapım: 2012 / ABD / 97 dk.

 

 

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin