Merhaba,

Kısıtlamalar esnetilerek uzatıldı, aşılama istenen seviyenin çok altında, sinemalar yine açılmadı, tiyatrolardan bahseden bile yok… Biliyoruz, haberler bayat ve can sıkıcı ama ekranlarımız renkli ve heyecan verici. Hayallere dalıp biraz da olsa gündemi unutmak için haftanın önerileri aşağıda.

BluTV

Açlık / Hunger ve 12 Yıllık Esaret / 12 Years a Slave ile hayran kaldığımız Steve McQueen’in yönettiği Small Axe adlı seri, Batı Hint Adaları’ndan Londra’ya göçenlerin 1969-1982 yılları arasında yaşadığı ırkçılığı konu ediyor. Tematik bütünlüğe sahip, farklı uzunluklarda beş filmden oluşan seri Altın Küre ödüllü.

Netflix

21 Mayıs: Haftanın en ilgi çekici filmi Zack Snyder’in yönettiği Ölüler Ordusu / Army of the Dead. Zombi salgınıyla boğuşan Las Vegas’a gidip, benzeri görülmemiş büyüklükte bir soygun yapmaya kalkan bir grup paralı askerin macerası uzun zamandır bekleniyordu.

23 Mayıs: Master of None 3. sezonuyla dönüyor ancak dizi kaldığı yerden devam etmek yerine Denise ve Alicia’nın hikayesine odaklandığı alternatif bir yol izliyor. Denise’in ailesine açıldığı Emmy ödüllü Thanksgiving bölümünden hareketle yaratılan Moments in Love adlı sezonda Aziz Ansari’yi ne kadar göreceğimiz şimdilik meçhul.

MUBI

Öneri programımız kapsamında bir arkadaşını bültenimize abone yapan herkese bir aylık MUBI üyeliği hediye ediyoruz. Bu bağlantıdan abone olduklarına emin olduktan sonra detayları bizimle paylaşın ve üyelik kazanın. İşte haftanın öne çıkan filmleri:

22 Mayıs: Bir kez daha “Ümit Ünal olmasa ne yapardık” dedirten, iki kadının gençliklerinde yaşayamadıkları aşklarını Büyükada’nın büyüleyici atmosferinde temize çekmeye çalıştıkları, klişeleri altüst eden finaliyle de yerli sinemanın unutulmazları arasına girmeye aday Aşk, Büyü vs. MUBI’ye geliyor.

23 Mayıs: Altı Ahlak Hikâyesi seçkisinin bu haftaki halkası Öğleden Sonra Aşk / Love in the Afternoon. Tertipli, düzenli ve evliliğinde mutlu bir adamın hayatı, eski bir ahbabının ofisine uğramasıyla altüst oluyor. Yönetmen Éric Rohmer.

26 Mayıs: Elisabet bir ruhsal çöküntü sonucu sessizliğe gömülür ve ona yalnızca hemşire Alma’nın eşlik ettiği yazlık evine yerleşir. Haftalar geçer, Alma suskun hastasıyla iletişim kurmaya çalışır ve her iki kadın da duygusal bir yakınlık deneyimlediklerini fark eder. Tüm zamanların en iyi filmlerinden biri kabul edilen Ingmar Bergman imzalı Persona, hâlâ izlemeyenler ve tekrar deneyimlemek isteyenler için MUBI’ye geliyor.

MUBI’de yayınlanacak haftanın diğer filmlerini merak ediyorsanız tıklayın.

Amazon Prime Video

  • Pink’in “yaşantım” olarak nitelendirdiği karmaşanın iç yüzüne ışık tutan P!NK: All I Know So Far belgeseli yarından itibaren izlenebilecek. Beautiful Trauma dünya turnesi boyunca kaydedilen yol maceraları, sahne arkası röportajları ve Pink’in kişisel yaşantısından görüntüleri harmanlayan belgesel, izleyicileri onun seçtiği ailesine katılmaya ve bir anne, eş, patron ve performans sanatçısı olarak hayatını dengelemeye çalıştığı sürece tanık olmaya davet ediyor.

beIN CONNECT

  • Taika Waititi’nin ödül ve övgülere boğulan filmi Vahşiler Firarda / Hunt for the Wilderpeople bugünden itibaren platformdaki yerini alıyor.

Çevrimiçi Festivaller

  • SALT’ın düzenlediği, iklim değişikliğinin insan ve dünyaya etkilerine dikkat çekme amaçlı Bu son şansımız mı? isimli gösterim programının 2021 seçkisi; Güney Afrika, Norveç, Fransa, Kanada, Bolivya ve Balkanlardan on belgesel filmi bir araya getiriyor. Bu kapsamda gösterilen Matthieu Rytz imzalı Anote’s Ark / Anote’nin Gemisi 24-30 Mayıs tarihleri arasında ücretsiz olarak yayında olacak.

Le Cinéma Club

  • Lucca Dahan-Fletcher’ın yönettiği 8 dakikalık April 2020 Paris adlı kısa film; Charlotte Gainsbourg, Pauline Chalamet ve Camélia Jordana’nın sesinden, geçtiğimiz yılki karantina sırasında çekilen boş Paris sokaklarını konu ediyor.

NFB.CA

  • Yaşlı ve hasta aile üyelerimizle ilişkilerimize odaklanan suluboya animasyon Sokak / The Street.
  • Çin pazarı için Kanada’da çiftçilik yapan yaşlı bir kadının yaşamına odaklanan kısa belgesel Earth to Mouth.

İçinde Yaşamak İstediğim…

Sevdiğimiz isimlere “içinde yaşamak istedikleri film ya da diziyi” sormaya devam ediyoruz. Beşinci konuğumuz, sinema yazarı ve akademisyen Aslı Ildır, seçtiği diziyse Neon Genesis Evangelion.

İçinde yaşamak istediğiniz filmi seçmek, “en sevdiğiniz” ya da “en iyi bulduğunuz” filmi seçmekten çok daha zor. Bir anlamda kendi ütopyanızı ya da distopyanızı seçiyorsunuz. Filmin evreniyle aranızdaki güvenli mesafe de yok oluyor haliyle. Bu nedenle herhangi bir filmden çok daha fazla olasılığa, karaktere ve daha geniş bir dünyaya sahip olduğunu düşündüğüm bir dizi seçmeye karar verdim. Seneler önce bir yaz günü, tüm bölümlerini üst üste izledikten sonra haftalarca etkisinden çıkamadığım, içinde kaybolduğum bir evren: Hideaki Anno’nun kült anime dizisi Neon Genesis Evangelion (1995-96). Bir iddiaya göre yönetmenin hikâye ilerledikçe bunalıma girdiği ve sonlara doğru hayranlarını hayal kırıklığına uğrattığı dizi, gerçekten de oldukça iç sıkıcı ve karanlık bir finalle sona eriyor (hatta bu yüzden dizinin “devam filmleri” var). Dizinin evreni ise tüm post-apokaliptik anlatılarda olduğu gibi hayal gücünün sınırlarını zorlayan, tuhaf ve arzu uyandıran bir hisse sahip. Ergenlik dönemindeki gençlerin zihinlerini makinelerle birleştirerek güç kazandığı, dünyanın tek umudunun onlarda olduğu bu acayip evrende büyümek herhalde inanılmaz olurdu. Öte yandan, çoğumuzun zihninde “kıyamet sonrası” imgelerinin dolaştığı ve öfkemizin içimizde sıkışıp kaldığı şu günlerde, böylesine her şeyin yanıp kül olduğu, yıkıcı bir distopyayı hayal etmek kolaya kaçmaktır belki de.

“atıptutuyorum” öneriyor

Son yıllarda ortalama üstü kalitede eğlenceli film ararken, yorgunluktan bir deri bir kemik kalanlar yaşadı. Seth Rogen antipatik yönünü rafa kaldırmaya karar verip farklı bir insana dönüşüyor bu filmde. Charlize Theron ise yine tanrıça modunu açmış, gözünüzü kısmanız gerekiyor güzelliğine tahammül edebilmeniz için. Hem de oynadığı role kusursuz oturuyor açıkçası. Filmdeki karakterinin başkan adaylığı sürecini izliyoruz. Seth Rogen ise zıpır ve idealist bir gazeteci rolünde hikâyeye dahil oluyor. İlk bakışta biraz absürt görünen bu ikili, filmi izledikçe önyargıları kırıyor. Benimkini kırdı en azından. En klişe tabirle iç ısıtan ama bir o kadar kiminle izleyeceğinizi iyi seçmenizi gerektiren bir eser… Modunuzu yükseltmek istediğinizde BluTV’den erişebileceğiniz bu film, risksiz bir tercihte bulunmak istediğinizde sizi pişman etmeyecektir. Sevgiler.

Kimler sever?
Gülmeyi unutan yaşlı gözler.

Kimler sevmez?
Hırt erkek politikacılar.

atıptutuyorum‘un diğer önerilerini Instagram sayfasından takip edebilirsiniz.

Her Hafta Bir Klasik İzle

60 yaşına girmek üzere olan Bond serisinin yeni filmi No Time to Die‘ın pandemi nedeniyle yılan hikayesine dönen vizyon yolculuğu önümüzdeki sonbaharda sonlanacağa benziyor. 25. filmi izlemeden önce serinin başına, adını bizzat en ikonik Bond kötülerinin birinden alan Goldfinger‘a (1964) dönmeye ne dersiniz? Daniel Craig‘ten sonra Bond’a hayat verecek aktörle ilgili toto doldurmak isteyenler, kısa süre önce aramızdan ayrılan ve Bond bahsinde her daim kural koyucu statüsüne sahip olacak Sean Connery‘ye bakmadan karar vermesinler. Muhtaç olduğumuz Bond tam orada.

Ayrıca…

Netflix Türkiye‘nin geçen hafta en çok izlenen filmlerinden biri olan Oksijen / Oxygène‘in eleştirisi.


Katkılarından dolayı Aslı Ildır, Eralp Alper, Ozancan Demirışık, Tanju Baran, BluTV ve MUBI Türkiye’ye teşekkür ederiz.

Bültenin faydalı olduğunu düşünüyorsanız, 10 TL destek vermek için dijital teşekkür kartı satın alabilirsiniz.


HENÜZ YORUM YOK