Devamlılık, Zaman ve Yalnızlık (Saatleri Ayarlama Enstitüsü / Ahmet Hamdi Tanpınar)

1921-1923 yılları arasında sadece kırk iki sayı yayımlanan Dergâh Mecmuası, yeni bir dönemin başladığının işaretiydi. Yahya Kemal’in başını çektiği, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Haşim, Nurullah Ataç gibi dönemin önemli kalemlerini bir araya getiren bu yeni oluşum içinde, Dergâh’ta yayımlanan on bir adet şiiriyle dikkat çeken bir genç bulunuyordu. Lise öğrencisiyken, Yeni Mecmua’da dergisinden bildiği Yahya Kemal’in öğrencisi olmak için İstanbul’a gelen ve Darülfünuna kaydolan bu genç, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan başkası değildi.

  Ercan Dalkılıç

Bu dergide kendi tabiriyle ustaları arasında ‘kanat çırpan’ Tanpınar, öğrenciliğinin son yıllarında Batı edebiyatının büyük isimlerini okumaya başlar. Baudelaire, Goethe, Proust, Dostoyevski bunlardan sadece birkaçıdır. Tipik bir 19. asır aydını olarak yetişen yazar, iki medeniyetin arasında kalmıştır. Tanzimat’tan beri süregelen bu ikiliği onun üretiminin de ana motifidir. 1932’ye kadar radikal bir garpçıdır Tanpınar; 1932’den sonraysa şarkı keşfeder, Beş Şehir ve Huzur’u bu minvalde yazar:

“1932’den sonra kendim için tefsir ettiğim bir şarkta yaşadım. Asıl yaşama iklimimizin böylesi bir iklim olacağına inanıyorum. Beş Şehir ve Huzur bu terkibin araştırmalarıdır. Yazacağım öbür eserlerin de çekirdeği budur.”

Ona göre cemiyetimizin en büyük meselesi medeniyet ve kültür değişimidir. Nitekim edebiyatımızın en başarılı romanlarından Saatleri Ayarlama Enstitüsü de bu geçiş sürecini bütün detaylarıyla ele alır. Jokoben bir devrimin sancılarını çeken, iki medeniyet arasında bocalayan, modernizmi içselleştirememiş dönemin sıkı bir eleştirisidir kitap, doğu-batı ikiliğinin tezahürüdür.

“1932’ye kadar çok cezri bir garpçı idim. Şarkı tamamiyle reddediyordum.”

Aylak Adam’ın C.’sinin, Tutunamayanlar’ın Turgut Özben’inin öncülü; varoluşçu yalnız adamın, doğu-batı ikiliğine salınmış çeşitlemesi saatçi çırağı, herkes tarafından itelenen, aşağılanan, toplum-dışı bir karakter olan Hayri İrdal, batı taklidi hayat biçiminin temsilcisi, şuursuz bir yenileşme çabasının neferi Halit Ayarcı’yla tanışır. Ayarcı, bu yalnız ve parasızlık içinde boğulan bu adamla birlikte kimsenin ne işe yaradığını bilmediği ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü kurar. İrdal’ı da bu kurumun müdür yardımcılığına getirir. Haybeye para aldığını düşünen İrdal, önceleri vicdan azabı çekse de daha sonra bu yabancılaşmayı yener. Bununla da kalmaz eşini, dostunu, akrabasını bu kurumda çeşitli kademelere getirir. Yüzlerce kişinin hiçbir iş yapmadan kazanç elde ettiği bu kurum, bir süre sonra Amerikalı uzmanların raporları doğrultusunda kapatılsa da, kurumun çalışanları bu defa kurumun tasfiyesi için kurulan komisyona dâhil olurlar.

Tanpınar, S.A.E. üzerinden jokoben, temelsiz yenileşme çabalarını, yıpratan bürokrasiyi, batı hayranlığını kıyasıya eleştirir. Tanzimatla bir anda geçmişten kopuşun yarattığı şuur ve benlik buhranının negatif portresini çizerken, Yahya Kemal’in ‘kökü mazide olan ati’ önermesi olan; “devam ederek değişme, değişerek devam etme”nin doğru yol olduğuna işaret eder.

“Yahya Kemal’in derslerini dinledikçe, içimdeki karışık dünya nizamını buldu. Yavaş yavaş hislerin dünyasından, fikirlerin dünyasına girdim.”

Yazarın her eserinde olduğu gibi, zaman ve rüya önemli bir yer teşkil eder romanda. Ama kuşkusuz romanın çevresinde döndüğü kavram Henri Bergson’un zamanla bağdaşık ‘duree’, yani ‘devamlılık’ kavramıdır. Zaman bir bütün olarak ele alınır; şimdisiz bir geçmişin tanımlanamaz olduğu, geçmişsiz bir şimdinin de kavranamazlığının altı kalınca çizilir.

“Cemiyetimizin bence en büyük meselesi medeniyet ve kültür değiştirmesidir.”

Uzunca bir süre ‘sükût suikasdi’ne kurban giden, ne sağcılara, ne de solculara yaranabilen, ‘Kırtıpil Hamdi’ diye küçümsenen Ahmet Hamdi Tanpınar, okunmadığının -en azından nesirlerinin okunmadığının farkında olarak ömrü boyunca üretmeye devam etti. En çok da sadece şiirleriyle yetinenlere, onu salt şiirleriyle ananlara kızdı:

“Varsın sussunlar, varsın okumasınlar, beğenmesinler, hayatlarına getirdiğim şeyin farkında olmadan, satıhtan beni tanısınlar, Bursa şiirimle iktifa etsinler: Varsın en aptal şiirleri okusunlar, gazeteler bana boykot yapsın. Ben yine işime devam edeceğim.”

S.A.E, Hilmi Yavuz’a göre 70’lere kadar resmi ideoloji tarafından kasıtlı bir biçimde önemsenmeyen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın temel çatışkısının abecesi niteliğinde, edebiyatımızın en büyük eserlerinden biri.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin