Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın derslerinde not tutmanın güçlüğünü hemen bütün öğrencileri anlatır. Prof. Dr. Abdullah Uçman’ın hazırladığı ve Yapı Kredi Yayınları‘ndan çıkan Edebiyat Dersleri‘nde, bu güçlüğü büyük ölçüde yenmiş üç Tanpınar öğrencisinin ders notları yer alıyor. Kitaptaki bölümlerden biri de Fotoğraf ve Sinema başlığı taşıyor. Bu bölümden sinemayla ilgili bazı cümleleri alıntıladık.

…. Fotoğraftan sinematoğraf çıktı. Önce, herkes ona bir marifet, bir eğlence diye baktı, fakat sonra tiyatronun rakibi oldu ve sinema hayatı çıktı. Tekniğe dayanan şeylerin terakkisi çabuk oluyor. Filmlerin tespiti vs.de ilerlemeler oldu. Bunu önce, portatif bir tiyatro gibi gördüler; konserve bir tiyatrodur: artisti,hizmetçisi herşeyi içindedir. Gittikçe, her millet kendi sinemacılığını kurdu. Önce komik skeçler, sonra Fantoma vs. İlk konuşmayan sinema Şarlo’dur. Sonra sinema konuşmaya başladı; önce rüzgar, ayak sesi vs. taklit edildi. Şarlo: “Sinema hareketin sanatıdır. Gramafonun icadı ile ses tespit ediliyor; o halde konuşmalı.” dedi. Sonra, müzik yanına geldi. Ve sonra tiyatro, resim, musiki ve baleyi içine alıp terkibi bir sanat oldu. Sonra edebiyatı içine almaya başladı. Sinema için yazan muharrirlerden maada diğer muharrirler de tesir altında kaldılar.

Sinema teknik işi idi; mabedden sonra en çok halk toplayan sinemadır. Bundan muazzam sermaye akımı oldu.

Sinemanın en büyük iddiası: “Kelime medeniyetinden çıktık, hayal medeniyetine girdik.” idi. Avrupa bunu katedrale benzetirdi: Okumak bilmeyenler, duvarda İncil ve Tevrat’ı okuyabilirdi; onun için “Sinema hayallerin dilidir. “diyorlardı.

Sinema romana da tesir ediyor: Resimli roman. Bundan daha büyük eşeklik, hamakat olur mu? Güpgüzel okumak varken insanı küçülttü, okumaktan alıp resim seyrettirebildi.

Demek ki sinema tiyatronun, resmin yerini almak iddiasındadır. Acaba bu felaket olur mu?

….

Sinema, titaroyu alıp başka bir şey yapıyor; demek ki, tiyatronun yerini tutmuyor. Sinema, tiyatro ve romanı ancak tehdit edebiliyor ama yerini alamıyor.


Sinemanın estetiği nedir ve sinema bu estetiği için ne yapmıştır? Sinemadan önce pre- sinema vardı: Karagöz, Çin tiyatrosu, kukla. Romanların bir pasajından diğer pasaja geçişi de bir pre- sinemadır. Bu ise sinemamıza muhayyilemizden, rüyamızdan gelir. Rüya! Dahlimizin en az olduğu sanat rüyadır. Ağaç, babamız olur; sonra, siz olursunuz. Yani, benim iddiam pre- sinemanın rüyadan oluşudur. Asıl meselenin can alacak şeysi, insanda sinema var mıydı? Vardı: Heyecanlı anlarda hayallerin bizi sık sık yoklaması, hatırlayışlarımız gibi.

Sinema, terkibi bir sanat mıdır? Yoksa ilavelerle mi zenginleşmiştir? İlaveler bünyeye nakledilince terkibi olur. Sinema evvela bir projeksiyon sanatıdır.

Sinema bir sanat mıdır? Sanatsa, tekniğin bu kadar hız verdiği bir sanat sanat olabilir mi? Tiyatro ile nereye kadar beraberdir, nerede ayrılır? Sinema bir eseri aktörlerin aksettirmesidir. Hareketler, sahnedeki ve meclisteki hareketler vardır. Fakat, ona tekaddüm eden hareket yoktur. Sinema tiyatronun attığı hareketleri ele alır, mesela Ophelia’nın suya atlayışını gösterir, tiyatro ise ölüsünü getirir.

1 YORUM

  1. Oy, oy, oy! Şimdi ben Tersninja’da Ahmet Hamdi Tanpınar’ı görünce yorum yazmadan durabilir miyim? Duramam yeminle. Neden mi? Hani Ayhan Sicimoğlu der ya televizyon programında “HASTASIYIIIMMM!” diye… İşte bu nedenle!

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hastasıyımmm!

    Yazar acaba benim gibi bir hayranı olduğunu bilse ve hayranının sevgisini bu şekilde ifade ettiğini işitse ne derdi? Tamam, (Hastasıyıımm!) biraz popüler bir söylem fakat çok samimi, fazlasıyla içten! Bence işitseydi, çok mutlu olurdu. Çünkü hüzünlü bir yazardır Ahmet Hamdi Tanpınar… Hayatı boyunca yanlız yaşamış, hiç evlenmemiş ve benim gibi okurlarının sevgisini görememiş bir yazardır. Ne yazık ki pek çok yazarın kaderinde yaşadığı gibi, ölümünden sonra değeri anlaşılan yazarlarımızdandır.

    Ahmet Hamdi Tanpınar 1901- 1962 tarihleri arasında yaşamış. Genelde okunması zor bir yazar diye bilinir. Oysa yazılarının lezzetine varılınca, kitaplarının peşine düşülür… Muazzam bir kültür, sanat, edebiyat adamıdır. Müzik, resim, heykel, felsefe… Sanatla, edebiyatla ilgili herşeyle haşır neşirdir. Özellikle en tanınmış romanı Huzur, okuyanı bitirir. Hele benim gibi aşk romanlarına meraklı ve İstanbul’a sevdalı biriyse… Doyamaz tadına… Ya o güzelim şiirleri… Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şair yanı pek bilinmez. Oysa az ve öz müthiş şiirleri vardır. Mesela ona ait sevdiğim bir kaç dizesini yazmak istiyorum… “Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında / Yekpare geniş bir anın / Parçalanmış akışında” Nasıl, şahane değil mi? Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sadece romanları ile tanınması ne acı… Ya o güzelim öykülerine ne demeli? Neyse… Fazla dağıtmamalıyım. Ahmet Hamdi Tanpınar için sözü fazla uzatmadan asıl söylemek istediğim iki konuyu Tersninja'ya yazmalıyım. Birincisi… Ahmet Hamdi Tanpınar kendi yazdığı Sahnenin Dışındakiler romanını, filme çekilmek üzere senaryo haline getirmiş. İki Ateş Arasında adıyla Ulvi Uraz’a teslim etmiş. Ama maalesef çekilmemiş.

    İkincisi Ahmet Hamdi Tanpınar Zümrüt adlı bir filmin kumar sahnesinde figüran rolünde oynamış.. Prof.Dr.Orhan Okay’ın Dergah yayınlarından çıkan Bir Hülya Adamının Romanı – Ahmet Hamdi Tanpınar adlı kitabının 212. sayfasına bakılırsa eğer, filmden bir kare, o karenin sol başında Ahmet Hamdi Tanpınar’ı görebilirler.

    Böyleyken böyle işte… Hastasıyımmm!

CEVAPLA