!f İstanbul Film Festivali’nden İki Belgesel: Pulp / Seremoni

pulp docu the ceremony

11 günlük festivalin ilk yarısını tamamlar tamamlamaz izleme şansı elde ettiğim filmler hakkında 3-5 satır bir şey yazıp sizlerle paylaşmak için yeniden klavyenin başındayım. Kendi seyir rotam açısından Pulp belgeseli ile eğlenceli başlayıp, Prenses Kaguya Masalı ile beni hayallere gark eden festival devam ediyor. Belgeseller ile kurgusalların atbaşı gittiği listemde, az biraz animesel  ve bir dalgasal (Bkz. Dai Nipponjin) ile sala binmiş sele kapılmış gidiyorum festival sularında…

Tuğba Keleş Tuğba Keleş

pulp_03

Pulp: A Film about Life, Death and Supermarkets / Pulp: Hayat, Ölüm ve Süpermarketler üzerine bir Film: 80’lerin başında kurulmasına rağmen asıl 90’larda dünyada Britpop’un tozunu arttıran, her daim frontmani uzun-sıska-şişedibi gözlüklü-küçük ağızlı-nüktedan Jarvis Cocker’la anılan Pulp’un kurulduğu şehir Sheffield sokaklarında geçen belgesel, grubun 2000’lerin başında sıradan bir şekilde dağılmasını içine sindiremeyen Jarvis’in bomba gibi bir bitiş planlayıp, ‘grup kariyerlerini’  Sheffield’da bitirme projesini gözler önüne seriyor. Kuzey İngiltere’nin bu güzide işçi kasabasının bağrından kopup gelen bir avuç gencin kurduğu Pulp’ın geçmişine fazlasıyla odaklanmaktan ziyade, şehrin sıradan insanlarının (common people) Pulp ile ilişkilerini konu alıyor belgesel. Pulp’ın en güzide şarkılarından bir kısmının ağırlığının hissedildiği belgeselin en gözde şarkısı tabi ki Common People. Pulp ekibinin ilk gençliklerinin kenti Sheffield’de dolaşırken kameralar, bir yandan da grubun şarkılarının şehir sakinleri üzerindeki etkilerini görmek ilginç bir deneyim. Common People’ı a cappella biçiminde yorumlayan orta yaş üzeri kadınlar korosu ile Help The Aged şarkısı ile zaman geçiren huzurevi sakinleri ve daha nicesi, ünlüler ile ilgili çekilen, daha bilindik tarzdaki belgesellere pek benzemiyor. Zaten belgeselin en güzel tarafı, grubu başka ünlülerin tanıklıklarından dinletmek (Belgeselde ve Pulp’ın son konserinde gruba eşlik eden Richard Hawley haricinde) yerine sıradan insanlara başvurmuş olması. Şarkı sözlerindeki ironi ve inceliğe hayran olunası “sıradan” Jarvis ve onca üne rağmen bütün ünü Jarvis’in üzerine atarak “sıradan” kalmayı başarmış olan diğer grup üyeleri ile Pulp hakkındaki bu eğlenceli belgesel çok samimi.   

la-ceremonie-1366-2

catherine robbe-grilletLa Ceremonie / Seremoni: Catherine Robbe-Grillet, sadomazoşizm sularında bilinen adıyla (ünlü dominatriks) Jeanne de Berg özelinde konuya eğilen, biraz kafası karışık bir belgesel Seremoni. Karışık derken Catherine Robbe-Grillet’nin hayatına mı odaklanmış, sadomazoşizm hakkında bilgi mi veriyor yoksa “Alain Robbe-Grillet’nin karısı” ile ilgili özele mi giriyor, tam anlamak mümkün değil. Sadomazoşizme karşı ne sempatim ne de antipatim olmamasına rağmen, (hatta “kölelerin” anlattıkları oldukça açıklayıcı oldu dersem yalan olmaz) özellikle “Alain Robbe-Grillet’nin karısı” bağlamındaki hayat hikayesi beni belgeselden uzaklaştırmaya yetti. Bir çeşit yetişkenler için oyun olarak özetlenebilecek itaat ettiren ve itaat eden arasındaki bu karanlık ilişkiyi, son olarak bir seremoni eşliğinde vermeyi tercih eden belgesele elbette itaat edecek bir seyirci çıkacaktır.

Festivalde ağıma düşürdüğüm yapımlar ile ilgili en kısa sürede tekrar görüşeceğiz sevgili dostlar. Fakat festivalin şanındandır, şuracığa ufak da olsa bir serzeniş de yazayım. Bu yıl festival programı bana biraz programsız geldi gibi. Aynı seansta gözüken ama birbirinden farklı saatlerde başlayan filmler dolayısıyla, bir salondan çıkıp öteki salondaki filme gidebilmek mümkün olmadı. Mesela Tokyo Tribe‘dan çıkıp, To Be Takei‘ye bağlanmak için neler vermezdim. İsteseler de veremedim o ayrı.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin