Filmarası dergisinin son sayısında SİYAD’ı konuştuk.

Suat Köçer yönetimindeki Filmarası dergisi  sinemasal yolculuğuna devam ediyor. Derginin son sayısının Yavuz Turgul ve Serdar Akar gibi ağır konukları vardı. Bu ağır konukların arasına sızmayı başaran Landlord’unuz ise  son SİYAD olaylarıla ilgili kendisine sorulan sorulara yanıt verdi.  SİYAD’tan atılmama ramak kala verdiğimi sonradan keşfettiğim bu söyleşiye yazının devamında kavuşacaksınız. Ama Filmarası’nın bu ayki keyifli içeriğine ulaşmanız için sizleri dergiyi almaya davet ediyorum. Mephisto‘lardan tedarik edebilrsiniz, ben şahsen öyle yapıyorum.

SİYAD Başkanı Tunca Arslan’ın şahsınıza yönelik açıklama ve kısıtlama kararı ile ilgili olarak açıklamalar yaptınız. Siz Arslan’ın tavrını kişisel bir tavır olarak mı yoksa SİYAD yapılanmasının bir zaafı olarak mı yorumluyorsunuz daha çok?

Yapılanı tamamen kişisel bir tavır olarak algıladığım için bu kadar tepki verdim zaten. Ama söz konusu olayda bu kişisel tavır bir kişiden değil, stratejik olarak önemli noktalarda bulunan birkaç kişiden geliyor. Benim tepkilerimin ardından bu kişilerin sayısı da artacak üstelik. Birgün gazetesinde, daha sonra da Tersninja.com’da yayınlanan ikinci açıklama yazımın bu yılın popüler gündem konularından birinden esinlenerek koyduğum başlık pekçok şeyi ifade ediyor aslında: SİYAD’ta”Dokunan Yanar” Devri. Ben her zaman bulunduğum ortamda düşüncelerimi, yanlış bulduğum ya da daha iyisinin yapılabileceğini düşündüğüm icraatlar konusunda sesini yükseltmekten çekinmeyen bir üye oldum. SİYAD jürilerinin seçimi konusunda, bir kısım üyelerin başka bir şekilde kayırılması noktasında, yönetim kurulunun aldığı kararlarla ilgili olarak demokratik sürecin bir gereği olarak itirazlarımı yaptım. Çoğunlukla yalnız kaldım ama yaptım. SİYAD’tan bağımsız ama sinema yazarlarını yakından ilgilendiren konularda da geri durmadım, gerek SİYAD mail grubundan, gerek Tersninja.com’dan bağırdım. Önce insan, sonra gazeteci olarak doğru bildiğimi yaptım. Ama demokratik ve üyelik hakkımı kullandığım son seferinde tabir-i caizse “devlet ceberrutluğu”na tosladım. Ketenpereye getirilip Haysiyet Kurulu’na verildim. Hem Başkan olmasının yetkilerini, hem de benim “elit (aslında elitist) sinema yazarları” dediğim kişilerin desteğini arkasına alan Arslan bana savaş açtı. Haysiyet Kurulu’na verilmek, tüm sinema yazarlarının okuyabildiği mail ortamında kişiliğime ve üretimlerime karşı aşağılamayla karışık kesilen raconlar ve son olarak uluslar arası FIPRESCI jüriliği hakkımın elimden alınması. Elit(ist) yazarların bu son hamlede rolü önemliydi. Çünkü kendilerini eleştirme ve sorgulama cüretini gösterdiğim için bana karşı kurulan pakta dahil olan bu grup, uluslararası ilişkileri yürüten ayrıcalıklılar. Yalnızca yurtdışında mı? Yurtiçindeki festivallerde de çok etkililer. Ya danışmanlar, ya yayınlarının yazarı, ya seçici… Kısacası Arslan’ın aksine SİYAD üstü bir kurumsallıkları var. Demek istediğim biraz da şu: bana karşı sergilenen bu tavrın arkasında bugünün ve geleceğin sinema yazarlarını yakından ilgilendiren hususlar var. Elitlerle arama giren kara kedinin hikayesi ise şu: Türk sinema yazarları da diğer Avrupa ülkelerinin sinema yazarları gibi daha çok ve daha sık festivale gidebilirler. Ama kişisel insiyatiflerle oluşturulan bir kotayla bunun önü kesiliyor, ya da en azından görev verilmiş kişiler bu durumu değiştirmek için bir şey yapmıyorlar.

Türkiye’deki sinema yazarlığı alanındaki kurumsallığı bir anlamda temsil eden SİYAD’la ilgili bir takım tartışmalar yaşanıyor zaman zaman. Bir üyesi ve sinema yazarı olarak, SİYAD’ın sektör açısından hali hazırdaki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlk sorunuza verdiğim yanıttan bu sorunuza yanıt teşkil edebilecek şöyle bir sonuç da çıkarılabilir. Anlattıklarım SİYAD’la ilgili kurumsal bir zaafa işaret ediyor. SİYAD kişilere mahkum olmuş durumda. Bu durumu nihayete erdirmenin yolu şu: her görüşe, her siyasi bilince karşı tolerans gösterebilen – kısacası demokratik bilince sahip – ama bunu yaparken de derneğin tarihi prensiplerine (tabi bu prensipleri oturup yeniden derleyip toparlamak gerekebilir) sahip çıkabilen: SİYAD söz konusu olduğunda kişisel hırs ve kinlerine ket vurabilen; üye alımından jüri seçimlerine adaletli davranabilme meziyeti gösterebilecek bir yönetim. Böyle bir yönetim SİYAD’ı daha etkin bir konuma taşıdığında kişilerin üstünlükleri ve ayrıcalıkları kendiliğinden bertaraf olacaktır. Güçlü ve etkili bir SİYAD’ın hem Türk sinemasına, hem Türk medyasına, hem de Türk milletine büyük katkıları olur. En basitinden: Jüri olarak yurtdışındaki festivallere gidecek yazarların oralarda kuracağı ilişkiler Türk sinemasının daha çok tanınmasına, daha fazla filmimizin o festivallerde boy göstermesi sağlayabilir. O festivalden daha dolu gelen yazar artık daha güzel yazacaktır yayınında. Türk sinema seyircisi uluslar arası tecrübeye sahip bir yazarı okuyacaktır artık. Ya da yurtiçinde çeşitli organizasyon ve etkinliklerle sinemayı sevdirebilir gençlere, hatta çocuklara.

SİYAD üyelerine karşı da sorumlu olmalı. Biz bugün yalnızca üyelerin SİYAD’a sorumluluğunu konuşabiliyoruz. SİYAD bugüne kadar hangi mesajı verdi üyelerinin uğradığı haksızlıklarla ilgili? Bir kez… Onda da yine ben yapılan bir haksızlığı gündeme getirdim ve Uğur Vardan da destek verdi de SİYAD bu konuyu gündeme taşıdı. Bugünkü yönetimse aidat toplama, FIPRESCI harcını üyeden çıkarma peşinde. Kaynak yaratmak içinse kılını bile kıpırdatmıyor. Demek ki bir de çalışkan bir yönetime ihtiyaç var.

Kendine çeki düzen vermesi gereken bir medya var Türkiye’de. Artık reklamlarında bile kaliteden, gazetecilikten söz etmeyi unutan; tavırla, siyasetle, magazinle okur kazanmaya çalışan bir medya. Bu medyada hala en yüksek kalite – bir iki yürek burkan istisnayı- saymazsanız sinema yazılarında bulunuyor. Atilla Dorsay, Uğur Vardan, Sungu Çapan gibi isimler çıtayı düşürmeden, sınırlarına tecavüz ettirmeden yazanlardan… Bu sayıyı artırmak, medyaya sinema yazarlığının ciddiye alınası bir iş olduğunu hatırlatmak da SİYAD’ın görevi bana kalırsa.

SİYAD Başkanı ile aranızdaki bu tartışma nereye varacak, kestirebiliyor musunuz? Sizin bu noktadaki tavrınız bundan sonra ne olacak?

Kavga güzel şeydir
Hak peşinde koşuluyorsa.
Ucunda ölüm varmış ne gam
Adalet sonunda yerini buluyorsa.

Ben FIPRESCI ile ilgili ilk şikayetimi yönetim kuruluma verirken nerlere çomak soktuğumu, bir daha kolay kolay jüri olamayacağımı biliyordum. Bu yönetim değişse bile, isyanımı asla unutmamaya yeminli “yurtdışı pasaport memurları” hala orada olacak. Buna bilmeme rağmen kavgadan geri durmadım, bu saatten sonra da aynen devam. Düşüncelerim, gözlemlerim neticesinde oluşan görüşlerim için kimseden özür dilemem. Bunlar yüzünden verilen cezaları güle oynaya çekerim. Kendimi “Cool Hand Luke”a benzetiyorum biraz. Sonunda kaybedeceğim belki ama karşımdakilerden daha havalı olacağım kesin. Ve haklı bir uğurda mücadele ettiğim için de gururlu… Gelecekte, artık yılda birkaç kere FIPRESCI jürisi olarak yurtdışına çıkan genç bir Türk sinema yazarının olduğunu duyunca bu gururum daha da katlanacak. Bu arada yalnızca yurtdışı mı, yurtiçinde de SİYAD jüriliği hayal artık sanırım. Zaten öncesinde de jüri falan yaptıları yoktu ya. Ama sağolsun, Murat Özer Altın Portakal’a yollamıştı beni. Bir kere de eşantiyondan Bursa’da jüri olmuştum. O da yasak savmak için yapılmıştı. Dört bakaya jüri üyesi. (her zamanki gibi üç de değil.)

SİYAD’tan istifa etmeyeceğim. Çıkardığım bu kadar gürültüden sonra beni atarlar mı bilmem. Teşebbüs ederlerse şaşırmam. Belki yine yaptığım haysiyetsizlik kabul edilir birileri tarafından – ki bence tam tersidir – Haysiyet Kurulu’na verilirim. Uyarı alırım. Ama en kötüsü arkamdan yapılacak kulisler olur. Bu kulisler kariyerimi olumsuz etkileyebilir.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin