Hüseyin Baş’ı Unutmamak…(1929 – 2012)

Tam da Sinematek tartışmalarının sinema gündemine şaşırtıcı (ya da şaşırtıcı olmayan biçimde) düştüğü günlerde aldığımız bir haber, önemli bir aydınımızı daha sonsuzluğa uğurladığımızı fısıldıyordu kulaklara…

  Tuncer Çetinkaya

Adı; hafızası ile meşhur bir toplum için ne anlam ifade eder bilemiyoruz veya içinde olmadıkları bir tarihi / dönemi karalamanın en “akla uygun” yol olduğunu düşünen yeni nesil “aydınlar” için; ancak Hüseyin Baş, bu ülkede sinemanın sanata doğru evrilme mücadelesinin gizli kahramanları arasında yer alıyordu.

“Günümüzün en etkileyici sanatı olan sinemanın ülkemizde oldukça uzun bir geçmişi vardır… Ancak yarım yüzyıla yaklaşan geçmişin hemen hemen büyük bir bölümü yine aynı derecede uzun süren bir sorumsuzluğun kötü izlerini taşımaktadır. Bir kaç sinemacının ve sinema yazarının iyiniyetli, gözüpek çıkışları bir yana bırakılırsa, iyiyi kötüden ayırabilen, köklü, sürekli bir sinema ortamının yaratılamadığı gerçektir. Bu uzun geçmişin ürünlerinin bile korunmadığı ülkemizde, hem bu koruma ve araştırma görevini yerine getiren, hem de sinemayı bir sanat olarak kendisine onurlu, saygıdeğer kimliği kazandırmaya çalışan bir kurumun doğması gerekli, hatta zorunluydu. Bu amaçla kurulan Sinematek Derneği, durumun bilincinde olan bütün sinema dostlarının gereksinmelerine cevap vermeye çalıştığı için kısa zamanda ilgi ve destek kazandı.

Hüseyin Baş – Onat Kutlar – Jak Şalom

Yeni Sinema, bu çok yönlü çabanın ikinci adımıdır. Sinemanın ülkemizde tanınmayan başeserlerinin sürekli gösterilerde sunulmasının yanı sıra bu eserlerin ve genel olarak sinema sanatının derinlemesine kavranmasına yardım edecek, araştırıcı, eleştirici bir kaynak olacaktır. Bu yüzden ele aldığı konularda mümkün olduğu ölçüde ilk elden kaynaklara başvuracak, en yetkili yazarların düşünce inceleme ve yorumlarını yayınlayacaktır.”

Hüseyin Baş; Onat Kutlar ve Giovanni Scognamillo ile birlikte yayın kurulunu oluşturdukları Yeni Sinema dergisinin çıkışını, 18 Mart 1966 tarihinde böyle müjdeliyordu. Bugün sinemamıza “şaşı baktığı” iddia edilen bu kadro, gerçekte, -‘arşiv’ kelimesi lûgatına hemen hiç girmemiş bir sektörün yanı sıra, dünya klasiklerinden bihaber olan bir sinemasal ortam göz önünde bulundurulursa- ciddi bir enkazın altına gönüllü olarak girmişlerdi.

Derginin daha ilk sayısında, kısa bir süre sonra sinemaya ilişkin pek çok ezberi bozacak olan Sinematek hakkında ayrıntılı bir bilgi veren Baş, yazısını Truffaut’a gönderme yaparak noktalıyor ve “Sinematek seyretmeyi ve ustaları öğretiyor” diyordu. O günler için bir temenni ifade eden bu sözler çok yakında gerçeğe dönüşecek, dünya sinemasının Hint usulü melodramlarla ikinci sınıf Hollywood maceralarından ibaret olduğunu zanneden geniş sinema izleyicisine bambaşka bir dünyanın varlığını müjdeleyecekti.

Günümüzün nice “demokrat” kalemi tarafından da lanetlenen 12 Eylül cuntasının yerinde hamlesi sonucunda kapatılan ve böylelikle “seküler” tavrını daha öteye taşıma olanağı bulamayan Sinematek, Hüseyin Baş’ın tek zararlı eylemi değildi(!). Yazar, Barış Derneği Yönetim Kurulu ve Dünya Barış Konseyi üyeliği görevlerinde de bulunmuştu.

Hüseyin Baş’ı ve temsil ettiği değerleri anımsamak, içi boşaltılmaya çalışılan bir tarihi ve gözümüzün bir yerlerden ısırdığı “yeni” zamanları yeniden anlamakla eşdeğer bir tavrın adıdır.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin