Kız Evi Naz Evi: Hausu (House 1977)

Waffle sever misiniz? Ama içine şöyle Allah ne verdiyse koyup yemeyi? Sevip, yemeye fazla cesaret edemeyenlerden biri olarak, bu hafta tam da waffle’a benzettiğim bir filmle karşınızdayım.

 Tuğba Keleş

1977 yapımı Hausu’yu (House) tanımlamak pek kolay değil. İnsanda hem seyrederken hem de seyrettikten sonra değişik tatlar bırakıyor. Seyretmiş olmanın verdiği pişmanlık bir yana, asıl filmi seyredememiş olmak ayrı bir pişmanlık unsuru. 77’de vizyona girdiğinde eleştirmenlerden sıfır not alan ama seyircinin gönlünde taht kuran film, ancak doğru yerden bakıldığında “değeri” anlaşılabilecek bir cevher. (Öteki kameraya dönerek) Dilerseniz kısaca konusundan dem vuralım filmin, hemen ardından da üzerinde biraz kafa yoralım.

Oshare (Melek) takma isimli genç kızın başı çektiği, Kung fu’da yetenekli Kunfu, sürekli hayaller kurmasıyla bilinen fantasmandan Fanta, yemekle arası pek iyi olan ve ismi İngilizce mide anlamına gelen Stomach kelimesinden türemiş Mac, müziğe duyarlı Merodi, temizlik hastası Suito ve süper zeka Gari lakaplı, liseli bir genç kız grubu, ayrı planlar yapmışlarsa da, yaz tatilini geçirmek için bir araya gelerek, Oshare’nin teyzesinin uzaklardaki malikanesine gitmeye karar verirler. Bu kararlarındaki en büyük etken elbette Oshare’nin önceden teyzesine yazdığı mektuba, teyzenin Shiro adlı kedisinin ortaya çıkışından sonra olumlu yanıt almasıdır. Pek eğlenceli geçtiğini tahmin ettiğim bir yolculuk ertesi malikaneye varırlar. Kızlar yerleşedursun, biz oldukça yaşlanmış ve tekerlekli sandalyeye mahkum olan teyzenin acıklı hikâyesine bir göz atalım. II. Cihan Harbi ertesi, nişanlısı savaştan dönmeyen teyze, bir daha evlenmeyerek, o yaşa kadar nişanlısının yolunu gözlemeyi seçmiştir. Elbette bu durum, hikayeyi duyan genç kızlar için büyük bir romantiklik unsurudur. Ama ‘ormantiklikten’ muzdarip genç kızlarımız kısa süre içerisinde ağızlarının payını alacaklardır.

 

Açık veriyorum aman dikkat! (İsteyen burayı okumasın diyeceğim ama bundan sonra yazacaklarım hep açığa –spoiler- bağlı olacağından fazla da ses etmek istemiyorum.) Kızlar eve henüz adımını atmışken, hemen içlerinden biri, midesine pek düşkün olan Mac ortadan kaybolur. Ama kısa süre sonra bahçedeki kuyudan çıkan kesik bir baş olarak ortaya çıkar. Kısa süre içinde diğer kızların başına da garip şeyler gelecek ve hepsi teker teker ortadan kalkacaktır. Yaşlı teyzenin giderek gençleşmesi ise kızların ortadan kaldırılışı ile doğru orantılıdır. Kısacası cadı olan teyze aslında, yıllar önce ölmüştür ve yeniden var olabilmesi için genç kızların bedeninden faydalanmak zorundadır. Bu noktada teyzenin Elizabeth Batory’den mantık olarak ne farkı vardır?

 

Açığı okuyarak beni yuhalayan sevgili gençler ve genç kalanlar! Açıkçası Hausu söz konusu olduğunda filmin konusunu bilip bilmemenin hiçbir önemi yok. Çünkü asıl önemli olan, yönetmenin filmi ortaya koyuş şekli. Bazı sahnelerinde tamamen grafik bir roman gibi okunan film, acayip görsel efektleri ve mükemmel kolaj çalışmasıyla görsel açıdan son derece etkileyici (!). Tipik bir Japon filmi gibi iyimser bir havada başlayan, ama son raddede neredeyse kanatlanıp uçacakmış havası veren genç kızları, çeşitli hayranlık uyandırıcı yöntemlerle ortadan kaldıran film, her babayiğidin harcı değil kısaca. Ama kişinin takıntılarının esiri olması sonucunda görebileceği zararları öğrenmek açısından faydalı olabilir. Misal müziğe düşkün bir piyanist misiniz? Piyanonuz sizi her an yiyebilir. İşte buyrun;

Ne kadar açık ve doğru bir bağlantı bilmiyorum ama Hausu’da biraz Dario Argento havası sezinlemek mümkün. Hem konunun cadılıkla olan bağlantısı, hem Suspiria misali bir evde toplanmış kızlar hem de filmin müzikleri açısından arada benzerlikler kurmak olası. Lâkin Suspiria ile kurulan bağlantı, her ikisi de aynı yıl vizyona girmiş filmler olmaları dolayısıyla pek isabetli görünmüyor. Ayrıca film stüdyosu yönetmenden o yılların meşhur Jaws filmine benzer bir şey çekmesini istemiş ama ortaya bu film çıkmış. Bağlantı kuran beri gelsin. Yine filmin müzikleri, film henüz çekilmeden piyasaya çıkmış. Dolayısıyla bilinçli bir etkileşim var mı bilemiyorum. Ama en azından filmde İtalyan sinemasına açık bir gönderme bulmak mümkün. Oshare’nin babası, filmde henüz İtalya’dan yeni dönmüş, orada Sergio Leone ve Ennio Morricone ile çalışmış bir film müziği bestecisi olarak karşımıza çıkıyor.

Yazının başında da belirttiğim gibi film, eleştirmenlerden pek ilgi görmezken genç seyircilerden sevgi seli görmüş. Bütün o ucubik yaklaşımlarına rağmen ilgi görmesinin sebebini ise aslında gençler arasında oldukça popüler bir tür, yani korku filmi olmasına rağmen, Japonlar açısından bilindik korku unsuru kullanmamasına bağlayabiliriz. Japon korku sinemasının temelindeki huzursuz ruhlar temasını “cadılık” etrafında ele alarak, çoğunluktan farklı olarak ortaya çıkmış olan film, bu açıdan türünün ilginç örneklerinden biri olmayı da hak etmiş gibi görünüyor.  Olur da bir gün bu filme rast gelirseniz, başlarken bana, bitirdikten sonra da yönetmene beddua etmemenizi önemle rica edeceğim sevgili okuyucular. Ayrıca kedilere iyi davranın…

Hausu / House

Yönetmen: Nobuhiko Obayashi

Hikaye: Chigumi Obayashi

Senaryo: Chiho Katsura

Oyuncular: Kimiko Ikegami, Miki Jinbo, Kumiko Oba, Ai Matsubara

Yapım: 1977, Japonya, 88 dk.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin