Oradaydım: 3 Ahbap Çavuş Duman, 9 Inch Nails ve Prodigy konserinde…

Rock’n Coke Landlord

İster inanın, isterin inanmayın sayın ninjalar… Landlord yıllar sonra mabadını kaldırıp bir konsere gitti. Ama işte ninja ustası Landlord bu. Marifetli kişilerin bir taşla iki kuş vurduğu yerde, üç kuştan aşağısına düşmeyecek tabi. Velhasıl kelam bir konser zahmetine girip üç grup birden izledim.

Üzerinden fazla bir vakit geçmemesine rağmen şimdi durup geçmişe baktığımda bile bu amansız maceraya kalkışmamın ardında yatan gerçek nedenleri hala tam olarak hatırlayamıyorum. Hiçbir zaman konser insanı olmadım. Sevdiğim şarkıları evimin rahat ortamında, kalburüstü bir müzik setinde, sağımda solumda hiçbir insan evladı olmadan dinlemeyi hep yeğ tuttum. Duygusal bağlarımı onları seslendirenlerle değil de, yalnızca ve bizzat şarkıların kendileriyle kurduğum için belki de… Güzel şarkı söylediği, iyi şarkı yazdığı için kimseye aşık olmadım, hayran olmadım. Takdir etmekle yetindim onları… Ben deniz Landlord, beşerlerin değil şarkıların aşığı ve hayranıyım efenim…

Rock’n Coke

Rock’n Coke olayının bizim kıtaya alınmasının bu maceraya sürüklenmemde önemli bir rolü olduğu kesin. Köprü yok, trafik yok, yirmi dakika yol max. (Evdeki hesap çarşıya uymadı tabi.)

Atladım benim Düldül Coupe’ye, kendilerinin hala genç olduğuna inanan ama saat başı eşlerine rapor verme zorunluluğunun gençlik denen şeyle bağdaşmadığı gerçeğini görmezden gelen Burak ve Kerim arkadaşımı da attım terkisine, düştük yollara…

Ekonomik durumumuz malum… Bu devirde ninjalar ne kazanıyor ki? Orada sistemin çarklarına kapılmayalım diye yengeniz bana beyaz peynirli-domatesli sandöviç hazırladı yolluk. Araba kullandığım ve can taşıdığım için bira tüketimini de minimal seviyelerde tutacaktık. E zaten konsere de basın vizesiyle beleş girmişiz. Bugünü masrafsız atlatırız diye aybaşı işçi-memur saadeti kaplamışken her bir lahzamı, Kerim demez mi “Abi, otopark paralı imiş,” diye. Yolun yarısını bu düşük moralle kat etmişken Basın Otoparkı yazısını görünce yüreğine su serpildi orta direk ninja Landlord’unuzun.

Rock’n Coke

Olmamış, olmayan ve olmayacak basın kartı yerine kullandığım SİYAD kartını ibraz ederek girerken parktan içeri arkadaşlarıma “Gördünüz mü forsumu?” ifadesi taşıyan bir bakış atmaya hazırlanıyordum ki, park sorumlusunun 10 YTL talep etmesiyle o sıra hayalimde çalan epik film müziği acı bir “scratch” sesiyle sona erdi.

“Para aldıktan sonra buranın Basın Parkı olmasının ne önemi var yahu?”

 “Burası konser alanına daha yakın efendim.” (Hakkaten yakınmış. Arabadan indikten sonra 1 KM yürüdük, ardından otobüslerle iki üç km daha gittik. Sonda bi 500 M daha yürüdükten sonra konser alanındaydık.)

Bira misyonerleri…

Bira Göbeği rocks!Yanınızda biralamaya evde başlamış ve 7-8 saat daha non-stop içmeye devam edecek iki arkadaşınız varsa, bira içmeden durmanız mümkün olmuyormuş anladım… Beni de içirip sarhoş etmeyi kendilerine görev edinen Burak ve Kerim’in istemememe rağmen aldığı biralarla (yanınızda çocuk mocuk varsa burayı yüksek sesle okumayın katiyetle) bir iki saatte araba kullanmak için nizami sayılan promil sınırını aşmıştım bile. Yine de İngiliz geleneğinden ve Chelsea tribünlerinden geldiği için bir “holigan” gibi davranmakta beis görmeyen Burak’ın yanında ben meşrutiyet döneminden fırlamış bir İstanbul Beyefendisi kıvamındaydım. Bilincim açık, görüşüm berraktı. Ki o berrak görüşümle gördüğüm güzellikleri size anlatmak isterdim ama ne yazık ki burası yeri değil sayın ninjalar…

Konser alanını tavaf ettikten sonra ve iki arkadaşıma basın merkezinin rahat koltuklarında kısa bir istirahat imkanı sağladıktan sonra geçtik Duman konserine…

Duman Rocks!

Duman

Duman’ın sahnedeki performansı onların neden Turkish rock aleminin kralı olduklarını açık seçik gösteriyordu. En sevilen şarkılarını söylediler, araya Michael Jackson’ı yad eden Billy Jean nağmeleri kattılar, seyircilerini bir kez daha coşturdular. Athena ve Mor ve Ötesi’ne rağmen, Türk rock grupları Duman ve diğerleri diye ayrılmaya uzun süre devam edecek sanırım. Bunu da şarkılarından çok Kaan’ın rockstar hamuru, sahnede ve audio performanslarında yarattığı “rockaura” sağlamaya devam edecek.

Nine Inch Nails

Nine Inch Nails sahneye çıktığında olağandışı sert müziği karşısında biraz şaşırdık açıkçası. Dık dediysem grubun daha soft müziklerine aşına Kerim ile ben, yoksa müzik kompetanı Burak değil. Bize o kafayla bile 9 Inch Nails’in 90’lı yılları hakkında kısa bir brief çekebildi. Nine Inch Nails konserin yüzde sekseninde heavy-metalcileri bile gayet memnun edecek sertlikte şarkılar çaldı. Ses düzeni ve verdiği keyif harikaydı.Nine Inch Nails ideal bir konser grubu kanımca.

The Prodigy

The Prodigy sahneye çıktığında biz de epeyce “olmuştuk.” Nasıl olduysa kendimi ve arkadaşlarımı sahne önündeki ayrıcalıklılar bölmesine sokmayı başardım. Sahne beş metre ilerimizdeydi. Bu sayede dikkatle etüd ettiğim Maxim ve Keith’in mimikleri şöyle diyordu: “Bak biz ağır manyağız ama bu halimiz hem bizim hem de senin hoşuna gidiyor.”

Telefondan The Prodigy

Bir saatten fazla sahnede kaldılar. Bu bir saatin en yarısında deli gibi zıpladık. Zıplamadığım bir an baktım Şafak Ongan dost beni sarsıyor, “Sen yaşlanmışın abi! Hadi! Hadi!” E hakkaten yaşlı görünüyordum. Hele ki Şafak ile karşılaştırılınca… Yine de en az onun kadar zıpladım, daha da zıplardım ama önümdeki kovboy şapkalı herif çift daldığı sevgilisiyle öpüşürken bir ton yer kaplayıp zıplama alanımı kısıtlıyordu. Herifçioğlu, git çadırına ya da tenhaya aklın başka yerdeyse, sahne önünü ne israf ediyorsun, benim keyfime limon sıkıyorsun…

Dönüş yolu sanki Azap Yolu

Herkes epey yorulmuş olmalı ki, bis için ısrar olmadı. Grup teşekkürlerle sahneyi terk etti. Onlar gitti konser alanına sis çökmeye başladı. Kerim biraz tırstı sanırım:

“Abi, bu siste kullanabilecek misin arabayı?”

Sisin yalnızca konser alanında etkili olduğunu düşündüğüm için:

“Ben gözlerim kapalı bile kullanırım arabayı,” dedim ve geriye söylenecek söz kalmadı, konu kapandı. Gelirken otobüsle kat ettiğimiz mesafeyi yürümeye karar verdik.

Frank Darabont‘un Stephen King‘in kitabından uyarladığı Öldüren Sis (The Mist) filmindeydik sanki. Önümüzde yürüyen insanlar bir sisin içine giriyorlar ve kayboluyorlar. Arkamızdakiler için biz de aynı sahnenin figüranları oluyoruz.

Ortam aynen buydu işte!

Arabaya bindiğimde artık beni gözleri tamamen kapalıdan hallice bir sürüş beklediğini biliyordum. Bunu Kerim’e söyleyip onu daha fazla ürkütmek istemedim. Burak’a gelince… Ona “araba yanıyor kaç desem…” bana “biramı içeyim öyle” diyeceği kesindi.

Bir sorun olduğundan sanırım gelirkenkinden iki katı bir yol gittikten sonra şüphelendim. Üstelik Kerim de yolda bizden başka arabanın olmadığına dikkat çekmişti.

Kaybolmuştuk!

Bir benzinci peydah olunca önümüzde yine sonu hiç de iyi bitmeyen bazı korku filmleri geldi aklıma. Bu kadar çok film seyrederseniz, yaşadığınız olayları filmlerle özdeşleştirme hastalığına yakalanıyorsunuz.

Neyse ki bir Kurtköy Chainsaw Massacre vakası vukuu bulmadan otoban girişini kaçırdığımızı öğrendik. Kerim, tuvalete giren Burak’ı şaka baabında orada bırakmamızı önerdi.  Benim gözümün önüne şöyle sahne geldi.

Bir sonraki sene Rock’n Coke’a geldiğimizde benzinciye uğruyoruz. Bakıyoruz Burak orada hala. Pompacı olarak işe girmiş. “Abi,” diyor. “Neydi o banka, finans, borsa işleri. Sabahtan akşama masa başında sisteme hizmet etmek. Anladım ki, para için, sistem için kendini heba etmek hayatı heba etmekmiş. Huzuru buldum ben burada. Sistemden kurtuldum. İstasyonun arkasındaki elektriği bile olmayan fakirhanemde yaşıyor, kendi biramı yapıyorum. Kurtlarla ahbaplık edip şiirler yazıyorum.”

Sarılıp gözyaşları içinde birbirimizden ayrılırken, “Yengeye ne diyelim?” diye soruyorum.

“Mutluymuş deyin yeter,” diyor. “Bu onu da mutlu edecektir ya da kalkıp yanıma gelecektir.”

Tam arabaya binerken son bir kez sesleniyor bize. Dönüyoruz. Soruyor:

“Chelsea Şampiyonlar Ligi kupasını kazandı değil mi?”

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin