Sadık Yemni ile sinema sohbetleri: Kehanet / Knowing

Sadık Yemni Kehanet

Sadık Yemni röportajımız yazarın ne derece sinema tutkunu olduğunu şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya koymuştu. Özellikle de bilimkurgu, korku ve gizem sineması… Biz de Sadık Yemni’nin bu tutkusuyla oluşan birikiminden ve gustosundan sebeplenelim istedik. Üzerine ilk konuştuğumuz film Alex Proyas’ın son filmi Knowing (Kehanet) oldu.

(Dikkat okumak üzere olduğunuz bu söyleşi spoiler içerebilir.)

Diğer filmleri bir yana, Alex Proyas The Crow ve Dark City ile “ben bilimkurgu, korku, fantastik, gotik seviyorum” diyen herkesin ilahı oldu. Sizin için de geçerli mi bu durum?
Özellikle Dark City ile Proyas hayranı oldum diyebilirim. Sihirli bir sopanın dokunduğu ve ruhunu hiç bozmadan hareket kazandırdığı bir çizgi roman gibidir. Crow, kedi Gabriel, intikam alan ruh, karga, ağır makyaj beni pek çekmedi. I Robot’u da çok beğendim. Üç kez izledim. Asimov’u romancı olarak zayıf bulurum. Esprisi buluşlarındadır. O zamanlar için yani. I Robot’u okumuştum yıllar önce. Filmindeki çocuksuluğu, bazı eleştirmenler bu tarafa ağır toplar yönelttiler, beğendim. Proyas’ın film dili bence bu öyküye maximum kuvveti verdi. Daha asık suratlı, kötücül bir yaklaşımdan bu kadar haz almayabilirdik.

Alex ProyasThe Crow

I Robot ve bu filmleri düşündüğünüzde Knowing’i Proyas filmografisinin tinsel grafiğinde nasıl konumlandırıyorsunuz? Bu filmi onun hangi dönemine yakın buluyorsunuz…
Crow, heavy metal punk ruhun intikamı. I Robot’un sonu android Spartaküs’ün gelişini müjdeliyor. Dark City’de uzayda hapsedilmişliğin koşulları rahatlaşıyor, insanileşiyor. Knowing, Ryne Douglas Pearson’un kitabından filmleştirilmiş. Kitap bağlayıcı bir ölçüde. Yazarın filme çekilmiş diğer eseri yine şifre çözen autistik küçük bir çocuğun ve onu korumaya çalışan dedektifin hikayesiydi. Mercury Rising. Knowing topyekün bitiş romanı. Güneşin parlamalarının getireceği felaket iki yıldır sıklıkla her yerde yer almaktaydı. Buna paralel bir öykü. Modaya uygun yönelim. İç karartan çok iyi geçişli sahnelerle yüklü. Sırada Marduk var sanırım. Proyas’ın SQ’sal grafiğinde biraz alçalma bence. Proyas’ın minik Abyss’i desek abartı mı olur bilmem.

Karamsarlık Hollywood gişe filmlerinin pek yüz vermediği bir ruh halidir. Ama burada bir gişe filmi ve seyircinin yüreğine cendereye sokan karamsarlık görüyoruz…
Bu bir gişe girişimi. Millet ekonomik kriz nedeniyle karamsar zaten. Vahşi küreselleşmenin pençesi altında kıvranılıyor. Gökten uzanacak öldürücü, bitirici, silici güce tapındırtmanın, biraz da bunu özlettirmenin belki, tam zamanı. Tencere dibin kara seninki benden kara cinsinden; benim cenderem seninkinden daha amansız filmi. Dini göndermeler, uzaylılar, melekleşme, tesirini yitirmiş dini kitap metinlerinin azbuçuk dirilmeleri falan zoraki kolaj etkisi yapıyor. Buraya bu kadar davul tozu, şuraya biraz minare gölgesi misali bir aşırı akılcı düzen hissediliyor. Bu duyguyu veren şey biraz da 1999’da yapılan milenyum filmlerinde olduğu gibi her şey olumsuz anlamda değişecek mesaj ve tarzına benzemesi sanırım.

Can alıcı bir soru… Nicolas Cage tercihine ne diyorsunuz? Ve sonucu nasıl olmuş size göre?
Leaving Las Vegas’daki neşe cilalı ağır karamsarlık sahnelerini hatırladım elimde olmadan. Cage’de ‘madem öyle, hadi sonuna kadar gidelim’ bakışları vardır. Burada fazla seçim yoktu elinde. Astrofizik bilen biri güneşteki süper bir fışkırmanın yeryüzünde yapacağı tahribatı çok iyi değerlendirebilir. İri gözlü bir aktör lazımdı ki, fatalizmi bize geniş ekranda izlettirsin. Nicholas Cage en yeni filmlerinde eski çoşkusunu biraz yitirmiş görünüyor. Belki sade suya tirit ticari filmlerde rol almasından. Böylelikle role daha çok uymuş gibi geldi bana. Jude Law oynasa da olurdu diğer yandan. O da toplu yitimin dehşetini, çaresizliğini iyi hissettirirdi bence.

Filmin konusu şifre veren, tiyo fısıldayan dünya dışı zeka dışında bilinen bir konu. Yıllar önce The Outer Limits ya da o tür kısa film dizisindendi, Flair başlığıyla bir film izlemiştim. Seksen ortaları yapımı. Fışkırtı bütün dünyayı yok etmiyordu, ama çok ciddi hasar veriyordu. Bayağı iyi kurulmuş bir filmdi.

En etkilendiğiniz sahne ya da sahneler hangileriydi?
En çok etkileneceğim sahnelerin sonlarda olacağını tahmin ederek filmi izlerken yanıldığımı gördüm. Uçağın düşmesi sahnesi kasa açısından ve teknik buluş olarak tabii ki etkileyiciydi. Son sahneler uzaydan gelen meteroit filmleri çağında gördüklerimizi çokça andırmaktaydı, ama başarılı sahnelerdi. Kitlesel felaketin hızını ve acımasızlığını çok iyi hissettirdiler. Filmin etkileyiliği bence Proyas’a has duygu yüklü geçişlerle yüklü sıradan sahnelerde.

Kehanet / Knowing

Eserlerinizin herhangi biriyle filmin herhangi bir noktasında ya da duygusunda herhangi bir paralellik oluştu mu?
Çocuklar doğuştan paranormal yetenklidirler. Bunu erken yaşta sezen, birazcık olsun kullanabilen çocuklarla ilgili sahneleri daima severim. Filmde Caleb’in (Kalev) babasına ben artık çocuk değilim dediği sahne de çok hoştu. Okulda o mesaj alan kızın yüzü, tipi, geleceği aydınlatan kara bakışları bana tanıdık geldi. Eserlerimde gelecekten haber verme bu türün kaçınılmazı olarak bazen yer almaktadır. Bu filmde Nicolas Cage’li adım adım sırrı çözme sahnelerinin dinamiğini nedense Yatır romanımdaki İskender beye benzettim. Anlamlı tarihleri, 21 yıllık döngüleri keşfediyor. Tabii onun keşfettiği gerçek çok başkaydı. Daha iyimser bir atmosfer ve sonuç var, ama sanırım iyi kurulmuş araştırma sahnelerinin evrensel bir ritmi var.

Filmde Cage’in oğlunu oynayan ve yeni yaşamın Adem’i olan Kalev karakteri için de bir şeyler söylemek lazım sözü açılmışken. Musa‘nın peşindeki halkın inançsızlıkları yüzünden vaadedilen topraklara girmeleri yasaklandığında, inancı sayesinde o topraklara girme hakkına Yesu ile beraber sahip olan ve Türkçe çevirilerde Kalev olarak geçen eski Ahit karakteri malum. Artık çocuk değil yani. Misyonu var. Dünyadan alınan diğer çocuklarla birlikte insan ırkını bir başka yerde devam ettirecektir.

Elli yıl sonrası için beklentileriniz genel itibariyle olumlu mu, yoksa benimkiler gibi gayet olumsuz mu merak ediyorum?
Benim bu konudaki düşüncelerimi adlandırdığım kod: Cennetten ikinci çıkış. Bir romanımda da kullanacağım. Şu anda beynimde mayalanıyor. Önerilen tür küresel değişmenin insanlara kitlesel mutluluk getireceği vaaz ediliyor şu sıralar.Dünya cennet olacak. Bir yandan da en yüksek teknolojiyle amansız bir kontrol ağı örülmekte. Bu kontrol ağı kaçınılmaz olarak her saniye hissedilir bir cendereye dönüşecek. Öyle bir an gelecek, insanlık öyle bir bunalacak ki, vaadedilen cennetten çıkacaklar bir kez daha. Prometyüs ya da Neo-şeytanın mihmandarlığıyla belki. Bakalım.

Evet, karnede notlar hep kırık ama insanlık böyle bir sona müstahak mı?
Değil. İnsanların suçu beyin yerine omurilikle hareket etmeleri zaman zaman. Hissiyatın aklı dumura uğratması. Böyle bir sona tabii ki müstahak değiller.
Aklı ve sezgileri birlikte idare etmeyi er ya da geç öğreneceğiz.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin