Temmuz ortasında, beni bilgisayar başında yaşamaya alıştıran editörlük işimin son gününde yaklaşık 104 kiloydum. Sık sık tansiyonum yükseliyordu ve hareket kabiliyetim zayıftı, bir yerden bir yere taşınması kolay olmayan koca kasalı bir sistem gibiydim. Daha sonra bilgisayara daha az zaman ayırma kararım ve karşıma çıkan saha işleri nedeniyle hızla kilo vermeye başladım ve yaklaşık 6 aylık süreçte 13 kilo verdim.

Serdar Kökçeoğlu

Bugün eskisi kadar şişman değilim ama eskisi kadar mutlu da değilim. Tamam, zayıflamak, daha küçük pantalonların içine sığmak, aniden beliren enerji insana mutluluk veriyor ama eski kilolarım geri döner diye yemek yemeye çekiniyorsunuz. Bu sürekli yarı aç gezme durumu insanda bir gerilim yaratıyor ve eskisine göre daha sinirli bir adam oluyorsunuz. Halbuki kilolu insanlar ne kadar mutlu.

Geçen gün, uzun zamandır feysbuk üzerinde yazıştığımız Engin ile tanışma fırsatı buldum. Kendisi küçük dahi arkadaşı Ahmet ile birlikte kentimizin bağımsız takılan film festivalinin açılış partisine görsel yapmaya geldi İzmir’den. Bu adamlar İzmir’li ama canlı görsel yapma işini bilimsel bir titizlikle ciddiye alıyorlar. VJ isimlerini, cool kostümleri vs önemsemiyorlar ve sadece işe bakıyorlar. Haliyle Almanya’nın önde gelen DJ’lerine sıkı bir görsel yaptılar; yakında Almanya ziyaretlerine başlarlarsa hiç şaşırmam.

Engin’in iş ciddiyeti kadar keyifli ve rahat hali de beni etkiledi. Kilosuyla barışık, mutluluk saçan bir adam bu. Hatta Tom Robbins‘in kulaklarını çıtlatalım, bilim kurgu konusunda uzman, mütevazi bir entelektüel olmasına rağmen mutlu. Çevremdeki mutsuz, egoist, sürekli kendisiyle meşgul (aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor!) küçük entelektüellerden sonra bana ilaç gibi geldi.

Bence bunun iki sebebi var: Birincisi kilolu olması. Yemek konusunda kural tanımıyor. İkinci ise vj’lik ve canlı görsel yapma işleri nedeniyle müzikle ve dansla iç içe olması. Kitaplar ve dans her zaman bir bünyede yan yana gelmez. Ama gelince iyi anlaşırlar.

Ben aslında Engin’in önerisi üzerine Müfit Özdeş‘in kült bilim kurgu kitabı “Son Tiryaki” üzerine bir pazar yazısı yazacaktım. Sigara bağımlılığı nedeniyle ailesini bırakıp başka bir gezegene yerleşmek zorunda kalan, zaman içinde orada da sigara içme kültürü yok edilince bir anda dünyadaki “son tiryakiye” dönüşen hüzünlü adamın hikayesini anlatacaktım. Engin; “Müfit Özdeş’in kehaneti gerçek oluyor…”, demişti. Umarım daha sık ziyarete gelir buralara.

*Şu an kendimi iyi hissediyorum; bunda Engin’le zaman geçirmiş olmanın payı var tabii. Ama akşam yediğim ciğer üstü künefenin de katkısı vardır diye düşünüyorum.

8 YORUMLAR

  1. Siz kilo terörü diye bir şey duymuş muydunuz? Ben bu terörün ta göbeğinde yaşıyorum. Erkekler için de dert gibi görünse de esas kadınlar daha muzdarip bu işde.

    Niye başkalarının kilolarıyla uğraşıyoruz bu kadar? Karşımızdakini daha görür görmez bir önceki kilo vaziyetlerini mukayese ederken buluyoruz kendimizi?

    Resmen kilo bakısı yaratıyoruz ya! Keşke şu dünyada herkes kilolu olsa:) Oh ya! İnanın insanlar 100 kilo alsa ya da verse bile artık hiç derdim değil. Kimseye kilosu hakkında iyi ya da kötü laf etmemeye yeminliyim. Bitirmeli artık şu kilo terörünü.. Bitirmeli.. Hemen hem de.. Kesin! Şimdi yukardaki yazıyı okuyunca canım ciğer ve üstüne künefe istedi. Nerde yiyebilirim? Düşünmeliyim.

  2. Melike, eğer İstanbul'daysan (veya bir gün uğramayı düşünüyorsan) Tünel'de bulunan "Canım Ciğerim"i tavsiye ederim. Künefeyi de yan dükkandan getiriyorlar.

    Masis, canlı görsel yapma, video çekimleri vs… Kuyruğu terleten her şey işte 🙂

  3. @Serdar, İstanbul’da değilim. Hatta oldukça uzak bir yerdeyim. Ben diyim gökyüzünde, siz bilin yeryüzünde. Aslında arafta bir yerdeyim. Şu insanlığın durumu iyileşir diye kah neşeyle, kah efkarla bekleyen biriyim. Epi topu iki vazgeçemediğim alışkanlığım var. Biri yemek, diğeri tersninja. Şimdi burada konu tersninja değil. Yemek. Yemek konusunda başım düşünemiyeceğiniz kadar belada. İler-tutar yanı yok. Sanki midemde yani tam şuramda kirli sakallı bir eşkıya gezinmekte. İnanın rejim yapmaya niyet ettikçe, onunla aramızda kıyasıya bir mücadele başlıyor. Nerden baksanız ahmakça ama genelde o galip geliyor. Misal dün sizin yazınızı okuyunca canım ciğer ve künefe istedi. Kilo verme niyetinde diyetteydim aslında. O kirli sakallı eşkıya gene beni yendi. Bilin bakalım nereye gittim? Lokantaya. “Bolca soğanlı Arnavut ciğeri usta!” diye seslendim. Afiyetle yedim. Künefe yoktu. Üstüne kaymaklı ekmek kadayıfı yedim. Oh ya! Keyifle lokantadan çıktım. Tam kapıdan çıktım ki fizik inceliği olup, kimya inceliğinden nasibini almamış bir arkadaşıma rastladım. Lokantadan çıktığımı görünce şöyle bir bana baktı. Resmen gözleriyle bedenimin ayaküstü tomografisini çekti. Biliyor musunuz daha merhabanın arkasından söylediği ilk söz neydi ?

    “Günün bu saatinde.. Lokantadan çıkıyorsun ha… Kilo mu almışsın şekerim sen? Gamzen yok olmuş tombişlikten.”

    Bu çok ayıp ve kaba davranış karşında ne yapmamı beklersiniz. Sadece tebessüm ettim. Dün karar verdim. Kilo terörü ile mücade edeceğim. En büyük silahım da tebessümüm. Çünkü sözlerine aldırmayıp mutlu mutlu tebessüm ettiğimi görünce arkadaşım yıkıldı… Evet… Resmen yıkıldığını hissettim. Oh ya! Çanakkale geçilmemişti işte! İlk mücadelem zaferle sonuçlandı. Artık böyle. Biline.

  4. Ozlemisim Engin'i be 🙂 Kendisiyle bir donem bol bol film izleyip, cilginca geyik yapmisligimiz vardir.

    Serdar, bu arada "Bu adamlar İzmir’li ama canlı görsel yapma işini bilimsel bir titizlikle ciddiye alıyorlar." cümlesi bitirdi :D. Dostum İzmirli demissin ama bu adamlar canli gorsel isini ciddiye aliyor!

  5. İzmirli olanlar ne dediğimi anlıyor, orası Ankara gibi değil. Bir Geceyarısı Sineması, bir Serüven İzmir'den çıkmaz mesela. Genelde işin hafif, keyifli ve pop yanını temsil eder İzmir üretimleri 🙂

    İzmirde görsel yapacak mekan az, vj'leri tatmin eden bir gece hayatı da yok, bu durumları pek kafaya takmamışlar. Helal olsun.

CEVAPLA