“Sinema yazarlığı film eleştirmenliğinden daha keyifli ve elle tutulur bir şey!”

sisko-ninja

Film Arası dergisi için hazırladığı “Türk Sinema Tarihi” soruşturması kapsamında Gökşen Aydemir bana da sorular sormuştu. İşte o sorular ve benim yanıtlarım.

Türk sinema tarihi var mı?

agah-abiNe demek canım. Senin, benim, sokaktaki adamın bile bir tarihi var, Türk sinemasının olmaz mı? Mühim olan o tarihi hakkını vererek, analizleriyle, ayrıntılarıyla, içine insan hikayelerini yedirerek ortaya ortaya koymak. Son dediğimi en iyi yapan ise şüphesiz Agah Özgüç.

Birkaç araştırmacı tarafından yapılan Türk sinema tarihi çalışmaları var. Bunların dışında yeni kapsamlı çalmalar yapılıyor mu? Yapılmıyorsa neden?

nijat-ozonNijat Özon, Rekin Teksoy, Alim Şerif Onaran gibi ustaların kitaplaşmış çalışmaları var. Bir de benim gibi parça parça Türk sinema tarihiyle ilgili yazılar yazanlar var. Agah Özgüç’ün, Burçak Evren‘in farklı konseptlere yoğunlaştığı sinema tarihi çalışmaları var. Eksiğimiz biraz 90 sonrası Türk sineması galiba. Bu eksik de yeni sinema yazarlarının sinema tarihinden çok vizyon filmlerle, güncelle daha ilgili olmasından kaynaklanıyor biraz da. Aslında ben de başta öyleydim ama sonradan sinema tarihinin güncelden daha hoş hikayeler barındırdığını; sinema yazarlığının film eleştirmenliğinden daha keyifli ve elle tutulur bir şey olduğunu keşfettim.

Aslında sinema tarihçiliğinin tarih biliminin alt dalı olarak sanat tarihi sanat tarihinin yöntemlerini kullanması gerekir.Bizdeki sinema tarihçiliğinin böyle bir yanı var mı?

Bu konuda o kadar emin değilim. Dediğim gibi ben insan hikayelerine çok önem veriyorum. Böylesi akademik bir yaklaşım işin o yanının ıskalar mı acaba sorusu takılıyor aklıma. Bizim sinema tarihçilerimiz biraz daha özneller sanırım akademisyenlere göre. Benim de böylesi hoşuma gidiyor.

1980lerin sonundan 2000’lerin başına kadar Türk sinema tarihçiliği durulma yaşadı. Bunun nedeni ne?

mesut-kara580’ler sinemasının tarihi bir tür yasaklar, sansürler tarihidir zaten. Mesut Kara abimiz son kitabı Sinema ve 12 Eylül‘de bunu bir güzel anlattı. 90’lardada keza bir “enkaz devralma” durumu söz konusuydu. Renkli, canlı bir dönem değildi kısaca. Bir dönemin tarihine eğilmenizi sağlayan, biraz da o dönemin çekiciliği ve verimliliğidir.

Genç sinema tarihçilerinin nasıl katkıları var?

Kendimi onlardan biri olarak görüp yanıt verirsem: bizim sayemizde Türk sinema tarihi dergi sayfalarında, internette yer buluyor. Sinematik Yeşilçam diye bir blog var misal. Oradaki 70’li yıllar Yeşilçam filmlerinin inceleme yazılarını genç arkadaşlar yazıyor. Çok güzel, takip edilen bir blog. Böyle başka bloglar da var. Peki neden bizlerin sinema kitapları yayımlanmıyor. Bunu da yayıncılara sormak lazım. Bana sorarsanız yayıncılarım öngörüsüzlükleri, vizyonsuzlukları, bilgisizlikleri, cimrilikleri ve fırsat eşitliği sunma konusundaki antidemokratik tutumları derim. Bunlardan bazılarını ama özellikle sonuncusunu her yıl onlarca kitap basan film festivalleri için de söyleyebilirim.

Sinema arşivciliğinin sinema tarihinin gelişimine nasıl bir etkisi var?

Arşivciler olmasa sinema tarihini görselleştirebilmenin imkanı olmazdı. Bunun yanı sıra eski dergiler, eski belgeler – ki bu tarihin yapıtaşlarındandır – yine bu arşivciler sayesinde bugünlere ulaşıyor. Ayrıca kapağında, içinde güzel görseller barındırmayan sinema kitaplarını satmak kolay değil.

Türk sinemasının 100. yılını kutlamaya hazırlanıyoruz. Ancak bazı sinema tarihçileri Türk sinema tarihinin 100 seneden daha uzun bir geçmişi olduğunu söylüyor. Bu konuda neden ortak bir fikir yok?

Bu konuda ahkam kesersem haddimi aşmış gibi hissederim. hem buna yanıt verecek benden daha yetkin isimler var, hem de bu elimde bu konuda bir belge yok.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin