Yazarımız Ömür Gedik askerlik görevinin bir bölümünü kullandığından…


Sibel Arna‘dan bayrağı devralan Ömür Gedik gündemi belirledi. Hoş, Ömür Gedik ve majör gazetelerin ikinci sayfa köşe-güzelleri her daim Ters Ninja’nın gündemindedir zaten. Bilginin, kültürün magazinleştirilmesi sürecine hizmet ederek, parayı her türlü değerin, kalitenin ve sorumluluğun önüne koyduğunu açık eden bir medyanın dayatması olan sevişgen yazarların hepsine savaş açmıştır bu blog. Keza dayısının, amcasının, sevgilisinin torpiliyle ya da cemaatinin öyle uygun görmesiyle köşe ve mevki kazananlara da… Düzen böyle olmamalıdır ve bu düzene topyekün hayır demezseniz, bir iki tanesinin dün, bugün, yarın yazdığı bir şeyi eleştirerek bir sonuç elde edemezsiniz. Sözün gelişi “sonuç” tabi. Yoksa bizimkisi zaferin mümkün olmadığı bir mücadele. Ama Palpatine’den önce Cumhuriyet Senatosu’nun şansölyesi Finis Valorum’un dediği gibi (bknz. Star Wars / Klon Savaşları Cilt 5): Bazı savaşlar onu kazanabileceğine inansan da inanmasan da yapılmalıdır.

Her ne kadar başka bir yazıyı referans alsa da olayları başlatan Uğur Vardan‘ın Radikal’de yayınlanan aşağıdaki yazısıydı:

Bütün bir ülkenin silah bırakmaktan, ‘kirli savaş’ın bir an önce bitip gitmesinden, akan onca kanın iki tarafın annelerine de yaşattığı evlat acısından bahsettiği bir ortamda, bir sinema yazarının uyduruk bir mesele sonucu (mesele de şu; Jennifer Lopez’in, Kuzey Kıbrıs Türk Kıbrıs Cumhuriyeti sınırları dahilinde bir otelin açılışına, Rumların gazına ya da tehdidine gelerek katılmaması) ortaya atılarak, içindeki ‘militarist’ duyguların canlandığını, ‘sözde’ espri kalıplarıyla ifade etmesi neye sığar?
Suyu fazla bulandırmayayım, bahsettiğim kişi Ömür Gedik. Gedik, Hürriyet’teki 13 Temmuz tarihli köşe yazısında, ‘Jennifer Lopez’i protesto edelim’ başlığıyla şunları yazmış, önce bu ‘Her Türk asker doğar’ satırlarını kısaca alıntılayayım: ”Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gelmekten sözde ‘insan hakları ihlali’ni bahane ederek son anda vazgeçen Jennifer Lopez’in filmi bu hafta sonu Türkiye’ye geliyor. Susup oturmalı mıyız yoksa filmi ve J.Lo’yu protesto etmeli miyiz, işte şimdi bunu düşünme zamanı. Valla ben şahsen gelenin geçenin Türkiye üzerinde oynadığı oyunlara fena halde bozulur oldum. ‘Hadi kızlar askere’ deseler silahı alıp batıya, doğuya koşacağım şu ruh halimle. Jennifer Lopez’le ilgili her şeyi protesto edip diş göstermekten yanayım…. Bu kez sanata sansür olmaz demeyeceğim. ‘B Planı’ adlı filmi Türkiye’ye getiren Warner Bros.’a ilk ricayı buradan ben yapayım; koca bir ülkeye haksızlık yapan J.Lo’yu protesto ettiğimiz için onun başrolünde olduğu filmin -o kalkıp özür dileyene kadar- ülkemizde gösterilmesini istemiyoruz. Ve bunu tüm dünyanın aynen böyle bilmesini rica ediyoruz.”

Gedik aynı yazının son bölümünde ise üç günlük yurtiçi seyahatini yazmış ve bu gezinin son safhasında da ‘terör korkusu’na değinmiş. O satırları da alıntılayayım: ”Ve son olarak terör korkusu. Şebinkarahisar-Giresun yolunda bir hafta önce bir terörist ölü olarak ele geçirilmiş, kaçanlar için yakalama çalışmaları sürüyormuş. Gündüz yeşilliği ve doğal güzelliğiyle hayran bırakan yol birden kâbusa dönüştü. Şoförümüz çok şeker, ben üç buçuk attıkça, ‘İşte bomba şurada patladı, teröristi şurada öldürdüler, burası yolun en tehlikeli kısmı, asker transferi yasak, kara yolunu değil helikopteri tercih ediyorlar’ gibi detaylarla yolu pek bir neşeli kıldı.”
İnsan öncelikle bir kalem erbabında tutarlılık arıyor. İlk satırlarında askerliğe özenen Gedik, son satırlarda da ‘üç buçuk atıyor’. Ayrıca bir filmi eleştirirken ikide bir ‘Hayvan hakları’ kriterine dayandırarak didiklemeye çalışan biri, iş insanlığa gelince niye aynı hassasiyeti göstermiyor, anlamadım.

Sinema yazarlığı mesleğine ilgi duyduğum dönemde kendime örnek aldığım kalemler aydındı, ülkenin dertleriyle ilgiliydi, belli bir tavırları vardı, meselelere tarihi bir perspektiften bakarlardı, gündeme ilişkin içi dolu fikirleri vardı. Evet, biliyorum o günler çok geride kaldı. Şimdi herkes sinema yazıyor. Burada bir problem yok. Ama yine de aynı meslek grubu içinde yer aldığım insanlardan biraz duyarlılık, biraz savaş karşıtlığı, biraz farklı bakma isteği bekliyorum. Bir yandan da şunu kabul ediyorum, isteyen istediğini yazar ve biliyorum ki basınımızda Gedik gibi düşünen çok sayıda isim var.

Benim derdim ‘Böyle bir yazı basında nasıl çıkar?’da değil. Benim derdim, bu isimle aynı derneğe üye olmamda. Dolayısıyla halihazırda üyesi olduğum SİYAD içinde, bu denli militer görüşlere hayat hakkı tanınmaması konusunda benim de sansürcü olmaya hakkım var sanıyorum. Lafı uzatmadan SİYAD Başkanı Murat Özer ve yönetim kuruluna seslenmek istiyorum; bu tür zihniyette olanların SİYAD’dan çok MİYAD’a (Militer Yazarlar Derneği) yakıştığını düşünüyor ve bu konuda gerekli işlemlerin başlatılmasını talep ediyorum. Çünkü ben bu denli ‘üfürük’ bir konuda bile sansüre yeltenen, askere gitmeyi çok isteyen bir zihniyetle aynı dernek çatısı altında bulunmak istemiyorum.

Not: SİYAD içinde askerliği gelmiş birçok genç kalem (örneğin Erman Ata Uncu) var, Gedik eğer çok istiyorsa onlardan birinin yerine kışlanın yolunu tutabilir…

(16 Temmuz 2010 / Radikal)

Arkasından Sabah gazetesi sinema yazarlarıa görüş sordu.

Murat Özer (SİYAD Başkanı)
Sinema Yazarları Derneği Başkanı Murat Özer, konuyla ilgili olarak SABAH’a yaptığı açıklamada, Ömür Gedik’in yazısını talihsiz olarak nitelendirdi. “İfadeler, savaş karşıtı olmayı ilke edinmiş bizim gibi yazarlar için üzücü, düşündürücü. Savaşın ‘çözüm’ olarak sunulmaması gerektiğini savunması beklenir bir aydından, eline silahı alıp savaşma isteğini yansıtması değil!” diyen Murat Özer, sözlerini şöyle sürdürdü: Ama bu yazısı nedeniyle Gedik’in SİYAD’dan ihracı gibi bir sonucun ortaya çıkacağını düşünmüyorum. Kararı verecek olan ben değilim, derneğimizin Haysiyet Kurulu. Tamamen ‘yanlış’ bulsam da bu yazı bağlamında çıkarılacak dersler var, özellikle yazarlığın ne denli ‘sorumluluk’ gerektiren bir alan olduğu konusunda.”

Atilla Dorsay (SABAH):
“Galiba ülkedeki sinirli atmosfer bize de yansıdı; öyle gerginiz ki… Ancak temelde bir aydın insanlar örgütü olan SİYAD’dan daha hoşgörülü ve yumuşak olması beklenmez mi? Gedik, gerek hayvan sevgisini zaman zaman sinema sevgisinin önüne koyan yazıları, gerek Lopez ve ‘militarist içgüdü’ konusundaki yorumu nedeniyle eleştirilebilir. Ama bunun çaresi karşı görüşler savunmaktır, ona (ve de kimseye) hakaret etmek, onu veya bunu SİYAD’dan çıkıp başka bir örgüte girmeye çağırmak değil. Zaten bu, üyelerin (belki genel kurulun), en azından yönetimin inisiyatifine bırakılacak bir iş. Ama asıl önemlisi şu: Genel anlamdaki kültürsüzleşme ve magazinleşme çağında, SİYAD’ın yapacak çok işi, doldurması gereken çok önemli bir misyonu var. Olası bir bölünme, kimseye fayda getirmez.”

Esin Küçüktepepınar (SABAH)
“Müthiş talihsiz bir açıklama olmuş. Köşe yazısı, kişisel hezeyanlardan bağımsız olmalı. Tabii ki müzik ve sinema dünyasında Lopez vakaları sıkça olur. Bir eleştirmenden, bunların olmasına yol açan zihniyetle aynı refleksi göstermesinin sorunu çözmeyeceğini, olsa olsa kutuplaşmayı körükleyeceğini bilmesi beklenirdi. Aydın bir eleştirmene hiç yakıştıramadım.”

Engin Ertan (Sinema dergisi)
“Gedik benimle, diğer meslektaşlarıyla veya toplumla aynı fikirde olmayabilir, bunu ifade etmek de en doğal hakkı. Ama böylesine bir iştah ve merakla ‘silahı eline almak’tan bahseden bir yazıya fikir özgürlüğü çerçevesinde yaklaşamayacağım. Bir sinema yazarı veya gazetecinin belirli bir aydın sorumluluğuyla savaştan değil, barıştan yana olması gerekir. Ayrıca bunca insan barış isterken, savaş konusunun içi boşaltılarak ele alınması da sorumsuzluk ve duyarsızlık. Gedik’in, yazısını okumuş herkese bir özür borcu olduğunu düşünüyorum.”

Cüneyt Cebenoyan (Birgün)
“Lopez’in dahil olduğu her projeyi protesto etmek mantıksız. Gedik’in tepkisi son derece milliyetçi ve tepkisel bence. SİYAD yazarları savaş karşıtı olmalı. Bu noktada Uğur Vardan’la aynı fikirdeyim. Yalnız, Vardan’dan farklı düşündüğüm bir nokta var: Ömür Gedik’le, aynı dernekte bir araya gelip aynı işi yapsak da aynı ‘çatı’ altında olduğumuz kanısında değilim.”

Olayın özündeki değerlendirmeme gelecek olursak. Düşünceleri yüzünden bir kişinin herhangi bir kuruluştan ya da kurumdan uzaklaştırılmasına taraftar değilim. Tabi eğer o kurum ya da kuruluş belli bir düşünce, görüş ya da politikanın çevresinde toplanmış insanlardan teşekkül değilse. Mesleki, kültürel, insani açılardan yeterlilik daha önemli bir kıstas kanımca ama bunu da neye göre ölçüp bir kriter oluşturacaksınız. Hele bir de muhattabınız Türkiye’nin en büyük gazetesinin tek sinema yazarı ve önemli festivallerin danışma kurulundaysa… Ama hicvetmekten geri kalacağız anlamına da gelmiyor bu…

[poll id=”109″]

Peki biz ne yapıyoruz? Kendisini haftanın şuursuzu ilan edip bir shuriken fırlatıyoruz!

 

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin