Şimdi reklamlar

“Sarı Alarm! Canavardır, dikkat!”
Turist Ömer Uzay Yolunda


Dikkat! Az sonra okuyacağınız metinde bilinçli yapılmış Türkçe tahrifatları vardır. Dil konusunda aşırı hassasiyeti olanların yazıyı doktor nezaretinde okumasını öneririz!

Sizin sinir olduğunuz reklamlar var mı bilmiyorum ama benim çok var.

En son bir “hazır çorba” reklamına taktım. Hani, “Tıpkı annenizin çorbası ama daha hızlısı!” minvalinde bir şeyler diyorlar slogan olarak. Ya azıcık insaf, azıcık izan yahu! Bugüne kadar hangi hazır yemek çeşidi bir annenin yaptığından daha lezzetli olmuş da, beş dakikada hazırlanabilen bir çorba preparatı herhangi bir annenin çorbasıyla aşık atabilsin. Denizkızları (Mermaids) filmindeki Cher ya da Gone Baby Gone’daki Amy Ryan’ın canlandırdığı tarzda bir anneyse başka tabi… Ama o tarz anneler baz alınarak da ürün reklamı çekilmez ki.

Bu durumdan ben şöyle bir sonuç çıkarıyorum. Ya bu reklamı yapan reklamcıların, ya da ürünün üretenlerin anneleri hakkaten çorba yapmasını bilmiyorlarmış. Bu iyi niyetli tahminim. İyi niyetli olmasam, “bunlar alenen yalan söylüyorlar bize!” derdim.

Yoksa gerçekten bu çorbanın “anne çorbası” kadar lezzetli bulabilecek bir kitle var da, benim haberim mi yok. Benim annem ve çevremdeki tüm anneler güzel çorba yapabiliyor diye hatalı bir çıkarım mı yapıyorum acaba. Eğer öyleyse, yani “çorba” bile pişiremeyen annelerin yetiştirdiği çocuklar çoğunlukta ve benim gibiler azınlıksa gelecekten ümidi keseceğim…

İkinci hasta olduğum reklam bir “püsküüt” reklamı. Efendim, bu püküütten yiyen başlıyor göbek atmaya. Vapurun sigara içilen bölümünde halay çeken, göbek atan tipler felan. Prodüksiyon kötü olsa hiç lafını etmeyeceğim ama belli ki hayli profesyonel bir reklamevinin işi. Peki kardeşim o zaman, şimdilerde gülüp eğlenmemiz için kimi programlarda gösterilen, ancak televizyonumuzun siyah beyaz olduğu dönemlerinde, yani 70’lerde tolere edilebilecek bir reklamı niye gösteriyorlar bize. Kasıtlı bir nostalji manevrası mı? Sanmam.

Mesaj nedir? Bu püsküütü yiyin. Niçün? E, göbek atıp, halay çekeceksiniz. İyi de niçün? Vapurların sigara içilmeyen bölümü esiyor ha. Hareket edip üşümemiş olursunuz. Ama o iş yerinde yiyip göbek atan kız var bir de o ne olacak. Ha, o mu? O işinden memnun değil. İstifa etmek de işine gelmiyor, tazminat yanacak hesaabı. O da kendini manyak gösterip kovdurmaya çalışıyor.

Ama bir reklam var ki. İşte onu izlerken sinirim tavana vuruyor. “Şu kadarcık bir şey,” “Beni şu kadarcık da sevmiyor musun?” demiyor mu o hatun kişiler. Aşkı, sevgiyi dönüp dolaştırıp minicik parlak bir taşa; kadınları bir taşa tav olacak tamahkar mahluklara indirgeyen o reklam! Toplumumuzu azıcık daha Amerikanlaştırmanın, bizi agresif bir tüketim toplumu haline getirmenin önemli adımlarından biri o reklam. Resmen.

Amerikan filmlerindeki evlilik teklifi arefesindeki yüzük seremonileri, Yeşilçam hikayelerini en çok andıran dizi olarak bellediğim İki Aile’de bile böylesine yer buluyorsa iş artık bitmiş demektir.

Evlenmeye hazırlanan beyler, tek taş paralarını hazırlayınız; tek taş sunumunuzu nasıl gerçekleştireceğinize karar veriniz. Ama sizi böyle gereksiz bir masraf yapmaya, partnerinizi böyle sembolik gelenek konusunda ısrarcı olmaya (sembolik çünkü 5’e alıyorsun, satmaya kalksan 1’e gidiyor) iten sebepler üstüne hiç kafa yormayınız. Bayanlar, siz de tüketim toplumu olamaya giden yolda bize ivme kazandırmak için elinden geleni yapan sistemin emellerine alet olmaya devam ediniz. Ve siz efendiler, yemeye devam ediniz!

Cem Yılmaz’ın telekomünikasyon alanındaki son reklamlarının da son derece “ben yaptım, oldu” mantığında yapılmış buluyorum. Onun zekasının yeterince yansıtmadığını düşünüyorum. Ama son reklamı hariç. Hani şu koltuğa çocukları dizdiği reklam. Cem Yılmaz’ın bir mizahçı olarak işte böyle reklamlar yapması lazım. Çocukları, tüketim toplumunun sofrasına meze olarak koyan zihniyeti birileri eleştirecekse, bunu ilk mizahçılar yapmalı. Yalnızca siyası iktidara muhalif olmak yetmiyor kanımca.

Artık birer klişeler yumağı (hep bir köylü suret, hep bir komik konuşan garban ademoğlu imgesi) ve gerek ses, gerek fizik olarak kişisel boy gösterme vesilesi halini almış Sinan Çetin reklamlarına hiç girmeyeceğim bile.

Peki hiç mi sevdiğim reklamlar yok. Olma mı? İşte favorilerim…

Tüm zamanların en komik reklamlarından biri… “Baktım karşıdan esmer kavruk bir adam geliyor. Kim? Pele!” Yazarken bile gülüyorum bir sezonda 500, bilemedin 400 gol atan vatandaşa…

“Hadi, taşunalum o zaman?” iyi bir reklam bence. Zeki, vurucu, komik ve meramını çok iyi anlatıyor.

Kahramanı, hayatının sonraki dönemlerinde “harbi” olmaya karar veren genç basketbolcu olan ve bu kararını maç esnasında uygulamaya başlayan reklamı da beğeniyorum. Biraz ondan kopya çeken sucuk reklamını ise bir o kadar beğenmiyorum. İlla ki yani.

Ve tabii ki…
“Siz kardeşsiniz, evlenemezsiniz!”
“Skandal!”

Derdini böyle kısa yoldan anlatmayı beceren reklamları seviyorum işte.

anadol marka otomobil reklamı

2 YORUMLAR

  1. Hani bir reklam vardı, halen var mı bilmiyorum.

    Anne koltukta oturuyor,oğlu telaşla kapıdan içeriye giriyor:

    – Anne, arsaları satıp da devekuşu çiftliği almıştım ya…

    Devekuşları hastalandı ve sizlere ömür ,

    gibi acımtrak birşeyler söylüyor…

    Anneden olumsuz bir tepki bekliyoruz ki, anne büyük bir sevecenlikle:

    -Olsun yavrum,evi satarız tavuk alırız… Hem deveden kuş mu olurmuş? diyor.

    Reklam bu mihvalde şevkatle devam ediyor:) Bir bisküvi reklamıydı…

    Hımm…Bu reklamı seyrederken böyle anneler var mı diye çok merak ederdim. Var ! Hakikaten var ! Biri benim arkadaşım:) Var çünkü böyle çocuklar da var…

    Ben anne olsam böyle çocukları bisküvi gibi yerdim alimallah :)

  2. Ohhhh! Anne… Çorba çok nefis olmuş, eline sağlık, dediğim zaman anneme :

    – İçine iki tutam sevgi,bir tutam şevkat kattım da ondan

    derdi.

    Hazır çorba hızlı olabilir ama anneminki kadar lezzetli olmasına kesinlikle imkan yok !

    İnandırıcılıktan uzak bir çorba reklamı, üstelik de öfke uyandırıyor.

CEVAPLA