interstellar_poster_0

Dev setler, gerçeği yalayan özel efektler, yıldız oyuncular, kara delikler, zaman kaymaları, görelilik, 165 milyon dolar bütçe… Hepsi enstrüman, hepsi insanın varoluş sebeplerini irdelemek için. Yıldızlararası özünde; uzun zamandır hasret kaldığımız yapıda, duyguları olan bir bilimkurgu.

serkan-cellik Serkan Çellik

Elysium: Yeni Cennet ya da Yerçekimi gibi ufacık fikirlerin peşinde film olmaya çalışan teknoloji gösterileri tarafından kuşatıldığımız yıllarda, cesaret işi bir girişim Yıldızlararası. Neredeyse hiç Hollywood usulü aksiyon sahnesi içermeden 169 dakika boyunca ilgiyi ayakta tutmayı başarıyor. Konusu pek önemli değil, bilimsel dayanaklarının tutarlılığı da öyle. Eksikleri, mantığa sığmayan kolaycılıkları yok mu; birden fazla var. Fakat amacı size kuantum fiziği öğretmek değil; insanlık, hayatta kalmak, çocuk sahibi olmak gibi konular üzerine düşündürmek.

(Yazının bundan sonrası birden fazla spoiler içermektedir, izlemeden okumanız tavsiye edilmez.)

interstellar-christopher-nolan-s-interstellar-aliens-wormholes-or-what

Yıldızlararası’nı tek sahne üzerinden okumak istersek, Matt Damon’ın canlandırdığı Dr. Mann’ın itirafı ile yaşananları ele alabiliriz. On bir parlak bilim insanını ucunda yüksek ihtimal ölüm olan bir göreve gitmeye ikna edebilen, çevresi tarafından örnek insan kabul edilen, çok başarılı biri o. Görev icabı gittiği gezegende yaşanamayacağını anladığında bunu dünyadakilere bildirmesi gerekiyor. Diğer yandan bu, kendi ölüm fermanını imzalaması demek. Hayatta kalma güdüsü onun gibi birini dahi yalan söylemeye sevk ediyor, o da olumlu sinyaller yolluyor. Bu hırs, kendisini uyandırmaya gelenleri öldürme çabasına kadar varıyor. Dr. Mann canavar değil, sadece bir insan, insandan bekleneceği yapıyor.

Dünyadaki insanlarsa toz fırtınaları içinde yaşamaya mahkûm olmuş. Yiyecek kıtlığı had safhada. Uzaya çıkmak gibi hayallere vakit yok, çiftçi olmak özendiriliyor; herkesin ekip biçmesi lazım ki karınlar doysun. Bir yandan da kalanları kurtarmak için planlar yapılıyor. Michael Caine’in Profesör Brand’i de burada “insanlığını” yapıyor. Ölüm döşeğine dek söylemeye devam ettiği yalanla sahte ümitler dağıtıp günlük huzur dağıtıyor. Günümüzdeki karşılıklarını saymaya lüzum bile yok.

Interstellar-2014-Poster-Wallpaper

Elbette sadece kötü insanlar yok bu hayatta. İnsanlar da sadece kötülükten ibaret değil. “Öyle bir şey var ki; her şeye değer” diyor Nolan kardeşler: Çocuk sevgisi. “Ölmeden önce gözünüzün önüne gelecek son şey çocuklarınızdır” diyorlar. “Kimse çocuğunun ölümünü görmemeli” diyorlar. “Babalar kızlarına verdikleri sözleri tutar” diyorlar. Tüm ebeveynlerin “senin de çocuğun olunca anlarsın” şeklinde özetlediği hisleri çocuğu olmayanlara bile hissettirmek için ellerinden geleni yapıyorlar kısaca. Bu uğurda yazdıkları bilimkurgu senaryosu tam da bu sebeple bilimsel tartışmalara girmekten imtina ediyor. Hiçbir noktada derinleşmeye çalışmıyor. Tasarımlar yalapşap, teoriler “Kuantuma giriş” seviyesinde. Filmlerine burun kıvrılmasını göze almış, kalplerinden geçeni anlatmışlar.

o-INTERSTELLAR-TRAILER-facebook

Yüksek bütçeli Hollywood prodüksiyonlarında karakter gelişimine ayrılan süre genelde kısa tutulur. Yıldızlararası’nın giriş bölümü ise tek başına bir filme yetecek malzemeyle dolu. “Anneniz öldü” gibi klişelere yüz vermeyen bir aile dramı izliyoruz. Dokunaklı bir baba-kız hikâyesi. Cooper ile kızı Murph’ün ilişkisi, çevreleyen tüm unsurlarla birlikte kayda değer bir dramatizasyon başarısı. Başlarına ne geleceğini merak ediyor, onlar için endişeleniyor, onlarla birlikte ağlayabiliyorsunuz. Kefaret’in (Atonement) mükemmel yaptığı, Transformers’ların ise asla beceremediği bir formül bu.

interstellar-full-movie-online-thumb

Beklendiği üzere uzaya çıkıldığında, filme dinginlik hâkim oluyor. Görsellik, özel efekt konusunda uzay filmlerinin şimdilik zirvesi sayılan Yerçekimi’nden aşağı değil. Tarkovski veya Malick dokunmuş gibi yoğun. Hans Zimmer’in müzikleri abartılı olmakla birlikte yine vasatın üzerinde. En güzeli de, son yarım saate kadar bu bir Christopher Nolan filmi değil. Yönetmen yeni şeyler denemiş. IMAX kamerası ile standart ölçekteki çekimler arasında sayısız, pürüzsüz geçişler yapmış. Çözünürlük, ışık her sahnede anlamı güçlendirmek için ayrı ayrı düşünülmüş. Son yarım saatte ise Nolan çok iyi kotardığı paralel kurguya başvurup imzasını atarak stilini sevenleri de memnun etmeden bitirmemiş filmini.

Jonathan Nolan’ın bir kez daha hayal gücü en gelişmiş senaristlerden olduğunu ispatladığı Yıldızlararası boğucu bir film. Üzerinize büyük bir yük bırakma çabasında. IMAX perdesinde tadına varılsın diye üretilmiş bir eğlencelik değil, ona yaklaşırken kalbinizi daha fazla açmalısınız. Hatta şimdi üzerine düşünmeyi bırakıp yıllar sonra konumlandırılması daha doğru olacaktır.

 

interstellarYıldızlararası (Interstellar)

Yönetmen: Christopher Nolan

Senaryo: Jonathan Nolan, Christopher Nolan

Oyuncular: Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Jessica Chastain

2014 / ABD-BK / 169 dk.

 

4 YORUMLAR

  1. Yazınızı çok beğendim filmi harika anlatmıssınız. Ben de filmi, bir Nolan fanatiği olarak dün büyük bir heyecanla izleyen şanslı kişilerdenim. 169 dakika olmasına rağmen, izlerken zaman nasıl geçti hiç anlamayamadım. Film, izleyenleri içine fazlasıyla alıyor. Hala etkisi devam ediyor ve kolayda çıkacağa benzemiyor. Bu sene bütün ödülleri toplayacak gibi gözüküyor…

  2. Sayın Gökhan Kılıç,

    tersninja sitesinin, yazarı/müdavimi/gönüllüsü olarak yazdığınız iki cümle ‘sığ’lığı ve ‘berbat’lığı size iade etmek, anlamanızı kolaylaştırmak için bende iki-üç maddeyle ‘küçücük’ bir katkıda bulunayım:

    1- Madem filmle ilgili Serkan Çelik’in eleştirisini “berbat bir eleştiri yazısı” olduğunu söylüyorsunuz. Buyurun siz bir ‘harika’, ‘muhteşem’, ‘olağanüstü’ eleştiri yazısı yazında okuyalım. Bu, bir.

    2- Eleştiri yazmanın etik ve estetik alanı hiçbir zaman ‘berbat’, ‘sığ’ gibi sıfatları [dikkat edin ‘sıfat’ diyorum] kendi argümanları/jargonu içinde barındırmaz. Bu konuda ne kadar Frankfurt Okulu’nun yazarlarını okudunuz bilmiyorum. Okumuş olsaydınız bu iki kavramı kullanmaktan eminim utanırdınız. Bu, iki.

    3- Bu arada aynı sitede yazmamıza karşılık, Sayın Serkan Çelik’le özel bir tanışıklığımız olmadığını söyleyeyim. Sizin bu ‘berbat’ ve ‘sığ’ iki cümlenizin miğdemi bulandırdığını ifade edeyim. Ve site yönetimi dostlarım, Erge Görgün ve Ercan Dalkılıç’tan şunu rica ediyorum: Her türlü ‘etik’ ve ‘estetik’ eleştiriye evet. Ama Sayın Gökhan Kılıç’ın, böylesine iki cümlelik ‘berbat’ ve ‘sığ’ cümlelerine HAYIR. Bu da üç…

CEVAPLA