Bildik ve ne yazık ki kanıksadığımız bir manşetti gazete sayfalarına yansıyan:

Cem Erman’ın cenazesinde kimse yok!

Evinde ölü bulunan sinema sanatçısı 64 yaşındaki Cem Erman‘ın cenazesi Kabasakal mezarlığında toprağa verildi” ara başlığıyla verilen haber şu cümlelerle sürüyordu: “Adana’da birlikte olduğu Sevim Demiroğlu’nun evinde ölü bulunan sinema sanatçısı 64 yaşındaki Cem Erman’ın cenazesi Kabasakal mezarlığında toprağa verildi. Erman’ın cenazesine ne bir yakını ne de sinemacı dostlarından kimse katıldı. Sevim Demiroğlu, eşi toprağa verildikten sonra gözyaşlarını tutamadı, sanatçı dostlarının vefası için ise ‘Şu an bir şey konuşmak istemiyorum,’ dedi.

Mesut Kara

Hep mutsuz ve huzursuzdu Cem Erman. Ortak tanıdığımız bir sinemacı arkadaşı “çilekeş” demişti Cem Erman için. “Yeşilçam’ın çilekeşlerinden”. Asıl adı Süleyman Faik Durgun. 1973’de Ses dergisinin yarışmasına girerken, yönetmen arkadaşı Günay Kosova “Süleyman biraz eski bir isim. Hem sinemada Süleyman Turan var, senin adını Cem yapalım” der. O günden bu yana Cem Erman’dır adı. Yarışmada üçüncü olur. Mesut Engin, Gülşen Bubikoğlu, Necla Nazır, Salih Kırmızı, Nilgün Atılgan gibi hepimizin yakından tanıdığı isimler vardır o yıl yarışmaya katılanlar arasında. Bir zamanların jönü, başrol oyuncusu, sonraki dönemlerin karakter oyuncusu Cem Erman’la her karşılaşmamızda, konuşurken bir aktörün dramını çok yakından gözlemledim.

Duygusal bir yapıya sahip olan, konuşurken zaman zaman gözleri dolan Cem Erman, sinemayı bıraktığını, memleketi İskenderun’a yerleşeceğini söylüyordu hep.

“1947’de İskenderun’da doğdum. Babam Mersinli, annem Halep tarafından. İlkokulu annem-babam ayrıldığı için Mersin’de babamın yanında okudum. Daha sonra Kabataş Lisesi’ne geldim. 3 yıl ortaokulda okuduktan sonra anneme özlem duyduğum için İskenderun’a kaçtım. Annemin arazileri vardı, kimseye muhtaç olmadan yaşıyorduk. Üç kardeşiz. Babam eski gümrük müdürlerinden. Gençliğimde de yakışıklı olduğum için, İskenderun’da bana ‘artist Süleyman’ derlerdi. Yarışmada derece aldım, daha sonra filme başladık. Melek Film’e, Mesut Engin ve Zeynep Değirmencioğlu’yla Özleyiş’i çektik. Melek Film beni çok tutuyordu. Arkasından Yıldırım Önal’la Talihsizler’i yaptık. Aytaç Arman, Fatma Belgen, Seyyal Taner de vardı kadroda. Daha sonra yavaş yavaş filmlerde oynamaya başladım. İlk başrolüm Özleyiş. Mesut Engin’le paylaştığım, başabaş bir rol. En sevdiğim filmimdir. Çünkü ilk gözağrım.”

Anılardan sözederken “Hey gidi günler hey…” diyor, elleri ve sesi titriyordu Cem Erman’ın.

İlk kez 90’ların başında, Gazeteci Erol Dernek Sokağı’ndaki sinemacıların buluştuğu, iş beklediği kahvede buluşup söyleşi yapmıştım Cem Erman’la. geçmişteki günlerini anımsamış, ağlamaya başlamıştı.

“Duygusal bir yapıya sahibim, çok hassas bir insanım. Belki oyunculuk gücüm de ordan geliyor. Ama istediğim rolleri oynayamadım sinemada. Vermediler bana. Başroldeki oyuncular çekemediler. Osman Seden zaten bana, ‘Cem, evladım, bunlar seni çekemiyorlar. Senin fiziğin daha iyi,’ demişti 78’de. Ben de, ‘Osman abi, ben sinemayı seviyorum. Karakter rolleri oynayabilirim,’ dedim. Başrol oynamak benim için önemli değil. Önemli olan başarılı olmak. Amerikan sinemasında birçok başarılı oyuncu figüranlıktan gelmedir. Ne yazık ki Türkiye’deyiz.”

Cem Erman annesini çok seviyordur, fakat 86’da annesini kaybedince her şeyini kaybettiğini düşünür.

“Malımı, mülkümü, evimi. O güzel hayattan sıfıra düşünce, arkadaşlarım da bana yüz çevirdiler. Çok sıkıntılı günler geçirdim. Bir otel parasını bulamadığım günler oldu. İçkiye verdim kendimi. Bu bir kurtuluş değildi benim için, fakat sığınacağım tek limandı. Koptum herkesten, arkadaşlarımdan, ortamımdan uzaklaştım. Eskiden Hilton’a, Divan’a giderken, ucuz meyhanelerde meze oldum bir bardak rakıya. Güzel şeyler değildi bunlar, ben biliyordum, ama mecburdum. Sonra kendimi bulmaya başladım. Frankfurt’a gittim, sahneye çıktım. Onu da beceremedim. Ses sanatçılığı ayrı bir olay tabii.”

Cem Erman da Sönmez Yıkılmaz, Levent Çakır ve Mesut Engin gibi emeklilik hakkından yararlanamayan oyunculardandı.

“Çok para yatırmamız gerekiyor. Biz bu paraları veremeyiz. Şu an bu paraları kazanamıyoruz zaten, kazansak veririz. Parayı çok seven insanlar da değiliz. Altı senede 15 gün filmde çalışmışım. Ben altı senede bir 15 gün daha çalışayım diye beklersem ömrüm yetişmez. Patronlar kendi adamlarını tutuyor. Tiyatrocuları oynatıyorlar. Birlik beraberlik olmayan bir düzen. Aramızdaki kültürsüz insanlar Türk sinemasının dekorunu bozuyorlar maalesef. Gerçek dostlar kalmadı. Hele kendi ailemden çok şikayetçiyim. Kardeşlerimden, babamdan. Kendi durumu çok iyi olmasına rağmen yardım elini uzatmıyor babam Alaattin Durgun bey. Bunu da lütfen yazın. Bekarım, hiç evlenmedim. Sinemayı çok seviyorum, fakat soğudum ve bırakıyorum. Hayatımın bundan sonrasını İskenderun’da yaşamak istiyorum.”

Özleyiş, Öfke, Üç Öfkeli Adam, Ağa Bacı gibi filmlerde başrol oynayan, daha sonra karakter rollerinde 100’den fazla filmde yer alan Cem Erman, Yeşilçam’ın ‘yorgun savaşçıları’ndan, küskünlerindendi. Pansiyon odalarında kalıyordu. 70’li yıllarda Saklambaç gazetesinde ve Kelebek‘de yaklaşık 50 tane de fotoromanda rol almıştır. 1973 yılında Gönül Yazar’la tanışır. Kısa süren bir beraberlik yaşarlar.

“Bir ay kadar beraberliğimiz oldu. Severim kendisini, iyi bir dosttu. Ben çok gençtim, bu ilişkinin devam etmeyeceği belliydi. Öyle bir hatıra olarak kaldı.”

Jübile yapacağını söyleyerek davetiye sattığını duymuştum. Bunu kendisine soruyorum…

“Hiçbir birikimim yoktu. Bunca yılımı sinemaya verdim. Jübile yapmak istedim, ama davetiyelerimi satamadım. Tanımadığın insanlara gidip davetiye satmak çok zor. Psikolojik olarak seni yoruyor. Ben aktörüm, diyorsun ama adam seni tanımayabilir. Ben jübilemi son oynadığım Şeytanın Kurbanları dizisiyle yaptım.”

Cem Erman'ın hayatının son yıllarını paylaştığı Sevim Demiroğlu, Altın Koza Film Festivali’nde "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünün Cem Erman’ın anısına verilmesini geç gösterilmiş bir vefa olarak kabul ediyor.

Ayhan Işık‘ı, Orhan Gencebay‘ı ve İbrahim Tatlıses‘i çok sevdiğini söylüyordu Cem Erman. Bir de en çok sevdiği iki insan: Yılmaz Güney ve Yadigar Ejder.

“Yadigar’la bir gün parasızlıktan Taksim Parkı’nda oturuyoruz. Karnımız aç. Bir ekmek ve biraz kaşar peyniri alacak para çıktı ikimizden, ucundan ucundan yedik. Hiç unutmam. Çok sıkıntıdaydık. Yadigar çok sevdiğim bir arkadaştı. Fakat çok garip öldü. Kebapçı Mehmet vardır Parmakkapı’da. Yadigar tuvalete giriyor. Çıkmayınca merak edip kapıyı kırıyorlar. Tansiyon yükselmesiyle tuvalette düşmüş. Yüksek tansiyondan beyin kanaması, zaten ayaklarından da hastaydı. Şakacı, hoş, çocuk ruhlu bir arkadaştı. Öyle bir adam Türk sinemasına kolay kolay gelmez. Nasıl bir Yılmaz Güney, bir Turhan Seyfioğlu, bir Ayhan Işık gelmeyecekse, bir Yadigar Ejder de gelmez.

Ben birçok jöne yol vermişimdir. Seks furyası gelince 5 sene film yapmadım. Sonra ben her rolü kabul etmiyordum. O sıra Nuri Alço çıktı, Eray Özbal çıktı, Sümer Tilmaç çıktı. Ben çalışmayınca onlara veriyorlardı rolleri.”

Cem Erman 1989 yılında Sahibini Arayan Madalya, Sen Yaşa, Canımın Canısın ve Canımdan Can İste filmlerinde oynamış, Şeytanın Kurbanları adlı televizyon dizisinde rol almıştı.

Sonraki yıllarda da Alanya Almanya (2005, TV Dizisi), Ankara Yollarında (2002, TV Filmi), Polis Dosyası (1995), Tehlikeli Kadın (1994), Hangimiz Eşek (1994, TV Dizisi), Can Mı Dayanır (1991) adlı projelerde çalışır.

1 YORUM

CEVAPLA