45-Years-xlarge

İstanbul Film Festivali’nde beş gün geride kaldı. İddialı filmlerden üçünü daha izledik ve düşüncelerimizi paylaşmaya karar verdik. Deney (Das Experiment) ile gönlümüzü fetheden Oliver Hirschbiegel’in yeni filmi 13 Dakika, muhteşem bir özgürlük ve dayanışma öyküsü Onur ve Charlotte Rampling’in oyunculuğuyla akılda kalacak 45 Yıl.

serkan-cellik Serkan Çellik

13 DAKİKA (2015)

Elser (13 Minutes)

Oliver Hirschbiegel yeniden çevrimi yapılan Deney (Das Experiment) ve Oscar adayı olan Çöküş (Der Untergang) başarılarının ardından İstila’(The Invasion) çekmek için Hollywood’a transfer olmuştu. Yaşanan anlaşmazlıklar sonucu filmi James McTeigue bitirdi ve toplam iyi yönlerine rağmen kalıcı olmayı başaramadı. İki vasat film daha yönetip iyi bildiği sulara dönmeye karar veren Hirschbiegel, ülkesinde ve anadilinde çektiği Elser (eski adı 13 Dakika) ile karşımızda.

Hauptmotiv-1_13-Minutes

Georg Elser köyünde yaşayan genç bir müzisyendir. Çapkınlık yapar, politikadan uzak durur, müziğine odaklanır. Ta ki zulüm onu da etkileyene kadar. Kendi başına bir bomba yapıp Hitler’e suikast düzenler ancak hedefi binadan on üç dakika erken ayrıldığı için başarılı olamaz. Çok geçmeden yakalanır, işkence altında yardakçılarının ismini vermeye zorlanır. Gelin görün ki her şeyi tek başına yapmıştır ve verebileceği bir isim yoktur. Subaylar inanmaz, işkence sürer.

Filmi izledikten sonra “Hitler’in yanağına sinek konmuştu, filmini yapalım” diye düşünen zihinlerin ürünü olduğuna inandım karşımdakinin. Önemli ya da değil, büyük küçük her anekdottan uzun metraj çıkarma çabası sürüyor çünkü. Elser’in yaşamı planladığı şey dışında bir başkarakter olarak filmi sırtlayacak kadar ilgi çekici değil. 110 dakika yerine 90 dakikada da anlatılabilirdi tüm bunlar, belki daha da kısa sürede. Üstelik bu vasat filmin Hirschbiegel’den gelmiş olması ayrıca hayal kırıklığı yaratıyor. Çöküş’ü bir kez daha izlemek ve Elser’in öyküsünü iyi bir kaynaktan okumak daha mantıklı tercihler olacaktır.

ONUR (2014)

Pride

Hakları için mücadele eden LGBTİ bireyler, aynı mücadeleyi veren maden işçilerine destek olmaya karar verir. Önce kendi içlerinde kabul görmez bu fikir sonra madenciler tarafından, nihayetinde de polis ve medya belden aşağı vurur. Ancak tek gayeleri yardım etmek olduğundan yılmazlar ve engeller birer birer yıkılmaya başlar.

Pride-group

1999 tarihli başarısız Simpatico dışındaki tek filmi Onur ile “daha önce neredeydin” dedirten Matthew Warchus, LGBTİ sinemasına unutulmayacak bir halka eklemiş. Mücadeleyi, özgürlük arzusunu, hak arayışını ve otoriteye direnmeyi dört koldan anlatmış. Stephen Beresford’un senaryosu mükemmel bir dengeye sahip. Kalabalık sahneler arasına bireysel öyküler dozunda yerleştirilmiş. Aileye açılma, ileri yaşta cinsel yönelimini keşfetme, HIV, çekingenlik, liderlik gibi birçok konuda hedefi vuran cümleler kurulmuş.

Onur birlik olmak üzerine coşkulu söylemlere sahip olmanın yanı sıra, günümüz siyasetindeki bazı işbirliklerinin kökenini anlatması açısından da değerli. Azınlıklar birbirlerine destek olursa neler kazanılabilir, iktidarın zorbalığına el ele tutuşarak nasıl karşı konulur bir kez daha gösterilmiş. İzleyene direnme gücü aşılayan, bir an bile aksamayan, dört dörtlük bir sinema deneyimi.

45 YIL (2015)

45 Years

Hafta Sonu (Weekend) ve Looking ile tanıdığımız Andrew Haigh’ın üçüncü filmde ustalık eseri verme çabası 45 Yıl, kırk beşinci evlilik yıldönümlerini kutlamaya hazırlanan bir çiftin partiden önceki birkaç gününü anlatıyor. Şehir merkezinden uzakta, sessiz sakin sürdürdükleri yaşamları gelen Almanca bir mektupla sarsılan ikili zor günler geçirmeye başlıyor.

1195967_45-Years

David Constantine’nin kısa hikâyesinden senaryoyu yazan Haigh, ilgi çekici çıkış noktasını uzun metrajlı bir filme dönüştürme yolunda dingin adımlar atmayı seçmiş. Gevezelikten uzak durup, yüz ifadeleriyle duyguları aktarmayı denemiş. İki başrol oyuncusu da harikulade işler çıkardıklarından, bu konuda başarılı olduğunu belirtmek gerek. Fakat yarım asırdır süren bir ilişkinin ortasına düşen bu büyük karmaşayı sonuna kadar sadece mimik ve bakışlarla anlatma çabası bir yerden sonra yetersiz kalmış. Özellikle dans sahneli finalin, bir iki dakika önce gelen masadaki durumla bire bir aynı oluşu ağızda buruk bir tat bırakıyor.

Ne olursa olsun Andrew Haigh yetenekli bir senarist ve oyuncu yönetmeni olduğunu göstererek Weekend’in tek başarısı olmayacağını kanıtlıyor.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA