Bana Onun Portre-sini Getirin

Tanımadan geçmiyoruz, beyler!

Fıkra gibi. Bir komşuları vefat edince hanımı İlyas Salman’a, “yürü kalk cenazesine gidelim,” demiş. “Yok,” demiş Salman, “Dirisini sevmezdim, ölüsünü mü seveceğim.” Hanımı ısrar etmiş, gitmişler. Cenaze namazında hoca sormuş “merhumu nasıl bilirdiniz” diye. Herkes adet olduğu üzere “iyi bilirdik” derken, Salman bağırmış: “kötü bilirdik!”

İzmir’de Grup Laçin elemanlarıyla tanıştı, gruba katıldı. İzmir mekanlarında ünlüdürler ama Bekar Gezelim albümüyle tüm Türkiye’de tanınırlar. Sonra zamanında sınavını geçemediği İTÜ Devlet Türk Müziği Konservatuarı’ye geçiş yaptı. Serkan Çağrı bir sonraki atılımı Mercan Dede ile çıktığı turne oldu.

“Filmlerimi izlerken tuvalete gidebilir, sigara molası verebilir, dolaşıp gelebilirsiniz ve hiçbir şey kaçırmazsınız.” Yukarıdaki sözlerin dışında “Bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak” deyişinin de...

Frank Zappa, hayatı boyunca kapitalizmin çarpık işleyişiyle çatıştı. İçinde yaşadığı Amerikan toplumuyla, sistemle dalga geçerken esprili ve iğneleyici şarkı sözleriyle yönetici sınıfın öfkesini çekti. Dinin kurumsallaşmasına ve klasik eğitim sistemine karşı çıktı. Merkez medyaya, müzik ve sinema endüstrisinin baronlarına açıkça meydan okudu. Yaşamı boyunca klasik okul sistemi dışında özgür öğretimi, ifade özgürlüğünü, siyasal katılımı destekledi; sansürün kalkması için mücadele verdi. O sadece bir müzisyen değil, aynı zamanda bir aktivistti de.

Zamanında Spaghetti Western büyüsüne kapılmış ve hala etkilerini üzerinden atamamış bir sinema çocuğuyum ben. Aslında şimdi daha iyi anlıyorum ki, aslında ben Spaghetti Western'in değil, Leone'nin büyüsüne kapılmışım o zamanlar. İşte o Leone bundan tam 21 yıl önce, bugün hayata gözlerini yummuştu.

Yücespor, Adaletspor, İnegöl İdmanyurdu, Bursaspor derken yolu Beşiktaş’a kadar uzandı. Diyarbakırspor ve Karagümrük’te de oynadı kısa süreli. Teknik kapasitesi, driplingleri ve oyun kuruculuktaki zekasıyla dikkati çeken Okyar, Beşiktaş’ın en kötü dönemlerinde forma giymek gibi bir talihsizlik yaşadı.

Adorno, Müzik ve Yabancılaşma kitabında yaşadığı yüzyılın müziği üzerine yorum yaparken şu soruyu sorar: “Müzik denen bir olgu ya da bir yorum varsa, peki o zaman bu hayatın neresinde?” Sinema Tarihinde eşsiz film müziklerine imza atmış Ennio Morricone bu soruyu değiştirerek konuşmaya başlamak daha doğru olabilir…

Serdar Akar’ın yönettiği ve Nejat İşler’in başrolde iyi bir performans ortaya koyduğu Barda filmi şiddetin içimizde patlamaya hazır bir şekilde beklediğini anlatan bir filmdi. Ne kadar uygar, ne kadar sağduyulu olsak da zaman zaman bizi öyle kızdıran kişiler ve olaylarla karşılaşıyoruz ki, içimizden yükselen ilkel şiddet çağrısı, bize şiddetin kötü olduğunu bağıran bilincimizin sesini bastırır gibi oluyor. Nejat İşler kendini böyle iki arada bir derede bulduğunda ne yapıyor?

Bir sanatçının “artık müzik yapmak istemiyorum” çığlığı ile kendisini aldatan sevgilisini “eşyaların çöpte” diyerek tweetleyen şarkıcının magazin gündeminin dizginlerini ele aldığı bir nokta ile “Fyordların Sfenksi” Greta Garbo arasında bir bağ kurabilir miyiz? Deneyelim…

Daima sahnede gerçek yaşantısını oynayacaktı. Yunan mitolojisine benzetilen yaşantısını skandallar yüzünden herkes tüm detaylarıyla öğrenecekti. O, yaşadığı dönemin efsanesi olmayı başaran operet Maria Callas’tı. Başarıları, skandallarla dolu hayatı yalnız yaşadığı evinde kederden son bulacaktı.

Newcastle’da 3 sezonda 107 maçta 25 gol atan, son sezonunun da İngiltere’de yılın en iyi genç oyuncusu seçilen Gazza bu sürede alkollü araç kullandığı için bir süreliğine ehliyetini kaybeder ve kendisini bu sebepten yedekte bırakan teknik direktörüne tepkisini soyunma odasının duvarlarını bir traktör ile yıkarak gösterir.
Ad