Klarnetin içinde bir nefes olmak… Serkan Çağrı olmak…

Keşanlı bir klarnet ustasının oğluydu… Klarnetin sesine aşık oldu… Öyle bir aşktı ki bu, o ses uğruna nefesini verdi klarnete… Sonra ömrünü amade etti emrine… Vefalı bir yardı klarnet… Onu doyurdu, okuttu, hoca yaptı, ünlü etti, olmayı hayal ettikleriyle aynı sahneye çıkardı… Ama asıl aşk daha yeni başlıyor… Serkan Çağrı daha fazla öğrenerek, üreterek ve öğreterek bu aşkın ömrüne ömür katıyor. Yardım amaçlı yeni albüm projesi  “Şükrü Tunar Eserleriyle Serkan Çağrı” yeni piyasaya çıkan sanatçı, son olarak Eyvah Eyvah filminin müzik yönetmenliğini üstlendi. (Ters Ninja Arşiv – 2010)

sisko-ninja
Ege Görgün (Landlord)

Trakyalı çocukların müziğe sevgisi, yeteneği malum. Onların şenlikli, çalgılı sözlü hayatlarının bir doğal bir sonucu mudur bu acaba? Ya da yeni doğduklarında büyükler sağ kulaklarına ezan okurken, boşta kalan sol kulaklarından içeri, illa ki bir vesileyle yakınlarda kurulmuş bir düğün dernekten gelen nağmelerin süzülmesinden mi?

Keşanlı küçük Serkan klarneti neden bu kadar çok sevdiğini sorgulayabilecek yaşta bile değildi. Zaten soru işareti barındıracak bir mevzu da değildi onunki. Dedesi ve babası klarnetçi olunca, armut elbette dibine düşecekti.

“Evde oyuncaktan fazla enstrüman vardı. Oyuncak yerine onlarla oynayarak başladım müziğe. Dokundukça ses çıkarmaları, oyuncaklardan daha cazip hale getiriyordu onları. Üstelik bir çocuk için o sesi çıkartabilmek, onun ‘ben bir şey başarıyorum hissiyle’ tanışması anlamına da geliyor biraz da!”

Kendini bildi bileli klarnet sesi evin içinden eksik olmasa da, klarnetin yalnızca sesi değildi Serkan’ı etkileyen. Klarnetin sahibine kazandırdığı erkin ve saygınlığın da rolü vardı özenişinde. Klarnetçi dediğin, ekonominin çalgıcılığa dayandığı o alemin kralıydı biraz da. Orkestranın şefiydi o. İşi o alır. Ekibi o toplar. Parayı o paylaştırır. Paranın büyük kısmını da o alırdı.

“Klarnet, orkestra müziğinde solisttir. Şarkıyı söyleyen klarnettir. O çalar, orkestra eşlik eder. Keman da öyledir biraz. Büyükler klarnet için ‘erkek sazdır’ derler. Seyircinin dikkati, gözleri hep onun üstündedir.”

Ve Serkan klarnet çalmaya başladı. 12-13 yaşına geldiğinde neredeyse bütün yaşıtlarından iyi klarnet çalıyordu. Acaba Keşan’da benden iyisi var mıdır diye merak ediyordu. (O sıralar yaşıtı ve hemşehrisi Hüsnü Şenlendirici’nin de merak ettiği aynı şeymiş.) Kendine idol olarak Ramazan Sayan’ı seçmişti. Onun gibi çalmak için, aynı sesleri çıkarabilmek için durmadan çalışıyordu. Bir gün Keşan’da yetişkinler için bir klarnet yarışması düzenlendi. Yaşı tutmamasına rağmen bu yarışmaya katılan Serkan’a yarışma sonunda özel bir ödül verildi. Yarışmaya katılanlardan biri de Ramazan Sayan’dı. Serkan’ın methini, ona Küçük Ramazan Sayan dediklerini duymuştu, “Gel bakalım, çal bana bir şeyler,” dedi. Serkan bitirdiğinde, “Valla, benin tonların aynısını çıkarıyor, aferin” dedi Sayan. Yarışmada özel bir ödüle layık görüldü Serkan. Ama asıl ödül, koca koca adamların onu omuzlarına alması, stadın içinde dolaştırması. Serkan o anın coşkusuyla klarnet tutkusuna daha da sıkı sarılmaya karar verdi.

“Babamın bana koyduğu en büyük yasak, klarneti erişemeyeceğim yerlere kaldırması, almamam için annemi tembihlemesiydi.”

Serkan’ın babası Fevzi Bey, bu alemin kralının bile çektiği sıkıntıları iyi biliyordu. Oğlunun “çalgıcı” olmasını istemedi hiç. Yeri geldiğinde ev almak için biriktirdikleri tüm parayı bir klarnet almak için harcayacak kadar işine aşık olan bu adam, oğlunun kendi gibi olmasını istemiyordu. Onun dileği oğlunun okuması ve çalgıcı değil müzisyen olmasıydı. Davulun sesinin ancak uzaktan hoş geldiğini göstermek için küçük Serkan’ı orkestrasına aldı Fevzi Bey. Ama orkestranın zaten bir klarnetçisi vardı. Serkan’a Keşan Pazarı’da Macar bavul tüccarlarından bir keman alındı. Bunun, geceli gündüzlü çalışılan, bir anlamda insanların zevk-ü sefasının kölesi olunan bir meslek olduğunu görünce Serkan, okumaya karar verdi. Konservatuar sınavları için İstanbul’a geldi.

“Konservatuar sınavını kazanamayınca hayallerim yıkıldı. Başımı koydum ağladım üniversite duvarında.”

Bugün Türkiye’nin en önemli birkaç klarnet ustasından biri olan Serkan Çağrı, sınavı geçemedi. Hüngür hüngür ağladı sınav çıkışı. Keşan’ın “harika çocuğu” nasıl kazanamazdı sınavı? Köye dönemedi hemen. Utanıyordu. Müzisyenlerin takıldığı kahveye gitti birkaç gün. Sonra bir adam geldi kahvede yanına. “Kaç gündür görüyorum seni, gelip gidiyorsun. Kimsin, necisin?” Serkan anlatır. “Gel bakalım, benimle der,” adam. Serkan’ın hayatı değişmek üzeredir. Radyo sanatçısı olana bu adam Hüsnü Şenlendirici’nin eniştesi Alaâttin Gözetlik’ten başkası değildi.

“İlk defa bu kadar müthiş, donanımlı ve adapte bir klarnetçiyle tanışıyordum. Onu dinlerken elim ayağım titredi. Kafamdaki Ramazan Sayan hayranlığı şöyle bir sarsıldı, ne yalan söyleyeyim.”

Onun yönlendirmesiyle ve tavsiyesiyle İzmir’deki Ege Konsertuvar’ına (hem de ikincilikle) girdi Serkan. İzmir’de Grup Laçin elemanlarıyla tanıştı, gruba katıldı. İzmir mekanlarında ünlüdürler ama Bekar Gezelim albümüyle tüm Türkiye’de tanınırlar. Sonra zamanında sınavını geçemediği İTÜ Devlet Türk Müziği Konservatuarı’ye geçiş yaptı. Serkan Çağrı bir sonraki atılımı Mercan Dede ile çıktığı turne oldu. Avrupa’nın çok farklı ülkelerinde Dünya Müziği’nin çok ünlü isimleriyle birlikte müzik yaptı. 2005’te ilk solo albümünü çıkardı: Nefesim. Ardından 2008’de tarihli Alâ ve yakın zamanda yayınlanan Şükrü Tunar Eserleriyle Serkan Çağrı geldi.

“Babam, ‘Bak, oğlum, halk müziği, türkü işlerine girme, sanat müziği yap, klarnet oraya yakışıyor’ diyordu. ”

Öğrenmeye karşı açlığı hala devam etse de, var olan tecrübelerini, bilgilerini paylaşmak arzusu duyuyordu. Kendi müzik okulunu açtı. Notist’de yalnızca klarnet değil, gitar, piyano, buzuki, ud, bağlama, şan, solfej, konservatuara hazırlık, flüt, trompet dersleri de veriliyor. Eğitme konusundaki ısrarı bu kadarla da kalmadı Serkan Çağrı’nın. Çalgılı köyün “küçük” klarnetçisi, bugün Haliç Üniversitesi Türk Musikisi Bölümü’nde hoca. Velhasılı kelam klarnet, Serkan Çağrı’yı yaratmıştı. Ama Serkan Çağrı’nın da bunu altında kalmak gibi bir niyeti yoktu. Sonraki adım yeni bir klarnet çeşidinin mucidi olarak tarihe geçmekti.

“Proje adam oldum çıktım. Kendi içimde projeler doğurmaya başladım. Her gün yeni bir proje yapabilmek için kafa patlatıyorum. Bunun için de kendimi her an geliştirmeye çalışıyorum. Çocukluğumda fazla şey öğrenme imkanı bulamamanın acısını konservatuar sonra dönemde çıkardım. Yurtdışına konsere gittiğimde tüm paramı kitaplara harcadım.”

Dünyanın önde gelen nefesli enstrüman firmalarından Amati-Denak onun tavsiye ettiği yeni perde tasarımını uygulayarak yeni bir klarnet modeli üretti. “Serkan Çağrı Model” ismi verilen klarnet bir müzisyenin, müziğe katkılarını ne kadar farklı noktalara taşıyabileceğini göstermesi açısından çok önemli.

“Diğer sol klarnetlerde olmayan ekstra bir tuş var benim ismimi taşıyan klarnet modelinde. Ben çizimini yapıp şirkete yolladım. Uygulama olarak küçük, fikir olarak büyük bir şeydi Önemli olan bunun düşünülmesiydi .”

Serkan Çağrı’nın bitimsiz müzik yolculuğu tüm hızıyla devam ediyor. Öğrenerek, öğreterek ve üreterek daha iyiye, daha güzele ulaşma çabası bir sanatçının üstlenebileceği en büyük misyon. Bu aynı zamanda onun işine ve insanlara beslediği saygısının, sevgisinin göstergesi. Bunun pek çok karşılığı olacak elbette: para, şöhret, kariyer. Ama en önemlisi insanlara verdiği şeyin aynısını geri alacak Serkan Çağrı: saygı ve sevgi.

Şükrü Tunar Eserleriyle Serkan Çağrı

“Ne Serkan Çağrı’nın ne de Sony’nin cebine giren bir şey yok.”

Serkan Çağrı’nın son albümü büyük bir sanatçıya saygı duruşu niteliği taşıyor. Bu sanatçı 1907 doğumlu klarnet üstadı Şükrü Tunar. 15 Temmuz’de Cumhuriyet Gazinosu’nda Zeki Müren’e eşlik ederken geçirdiği kalp krizi sonucu sahnede ölen Tunar, albümde de yer alan Söyleyemem Derdimi, Güller Arasında, Bir Zamanlar Maziye Bak Gibi ölümsüz şarkıların bestecisiydi. Serkan Çağrı’nın prodüktörlüğünde hazırlanan 2 CD’li albümün ilk bölümünde sanatçının klarnetiyle yorumladığı şarkıları Ahmet Özhan, Gökhan Tepe, Hayko Cepkin, Ata Demirer gibi ünlü isimler seslendiriyor. İkinci bölümde ise şarkıların Serkan Çağrı tarafından çalınan enstrümantal versiyonları var.

Serkan Çağrı birçok ünlü solistin sudan mazeretler ileri sürerek bu albüme katkıda bulunmadığını söylüyor. Şaşırtıcı değil aslında. Ortada menfaat olmayınca, ustalara, geçmişe, müziğe saygının sözde kalması çok alışılmadık bir durum değil müzik piyasasında.

Serkan Çağrı’nın ve Sony Müzik’in bu albümün gelir elde etmeyeceğini belirtmek lazım. Tüm gelir Şükrü Tunar’ın ailesine ve Şükrü Tunar Kültür Merkezi’nde eğitim alan öğrencilere gidecek.

“Babam ev almadı, klarnet aldı.”

Eskiden klarnetler çok daha pahalıymış. Fazla ilgi olmadığı için seri üretim de yokmuş çünkü. Özel olarak yapılan pahalı klarnetlere sahip olmak öyle herkesin harcı değilmiş. Serkan Çağrı, babası Fevzi Bey’in iyi bir klarnete sahip olmak için neleri göze aldığını anlatınca bu durumu daha iyi anlıyorum.

“Dedemlerle birlikte yaşıyorduk. Annemle babam para biriktirmişlerdi, artık kendi evimizi alabilirdik. Derken o klarnet çıktı ortaya. Babam annemin bütün itirazlarına rağmen evin parasını o klarnete harcadı. Çok sancılı bir dönemdi. Günlerce konuşmadılar bibbirleriyle. Ama sonra o klarnet bize ev de aldırdı. Ben o klarnetle büyüdüm. Çocukken dokunmam yasaktı. Bir keresinde almaya çalışırken düşürdüm, birkaç perdesi yamuldu. Annem, hüngür hüngür ağlayarak düzeltti onları. Şaka değil, keserdi adam bizi çünkü. Yıllar sonra söylediğimiz de bile ne çok kızdı.”

Şimdi nerede, diyorum, o klarnet. Sesi bir ton kısılıyor, neşesi bir anda kayboluyor. “Bizde değil,” diyor. “Babam bonkör olduğu için hediye etmiş.” Kendimi onun yerine koyuyorum, bozulmakta haklı. Fevzi amca biraz ayıp etmiş sanki. Gelibolu’da enstrümanı olmayan bir gence vermiş. Yerini biliyorum ama, diyor Serkan Çağrı, alacağım o klarneti.