Radikal İslamcı cemaatlerin gençlerin beynini nasıl yıkadığını konu eden bir senaryo yazmaya girişip, 15 sayfa sonra sıkılan Dardenne Kardeşler’in Genç Ahmet’i büyük bir kaçırılmış fırsat.

Toplumsal gerçekçi konuları ve gözlemci kamera kullanımlarıyla Cannes Film Festivali’nin gediklilerinden olan ve her filmleri Türkiye’de de seyirci bulan Dardenne Kardeşler’in Cannes’dan En İyi Yönetmen Ödülü ile dönen Le Jeune Ahmed adlı filmleri Filmekimi öncesi 28. Adana Film Festivalinde gösterildi. Belçika’da gittiği camideki imam tarafından beyni yıkanan 13 yaşında bir çocuğun okulunda radikalleşmesi ve bir şiddet eylemine girişmesi sonucu yaşananları konu eden Genç Ahmet gerçekten etkileyici bir başlangıç yapıyor. Medine’ye gittiği ve öldüğü bilgisine vakıf olduğumuz kuzenini idolleştiren, gittiği caminin imamından duyduklarını akıl süzgecinden geçirebilecek yaşta olmadığından kanun kabul eden Ahmed hem ailesini hem de öğretmenini karşısına alıyor. Annesini türban takmadığı için eleştiren, bir iki kadeh içtiği için alkolik ilan eden, ablasını açık giyindiği için hakaretlere boğan Ahmed, şarkılarla Arapça öğretmek isteyen öğretmenini imam kafir olarak yaftaladı diye öldürmeye kalkıyor. Çalışıp topluma faydalı olurken aynı zamanda cezasını çekeceği bir sisteme alınan Ahmed burada da kadınlarla el sıkışmamak, köpeğe dokunmamak, ezan okunduğu anda hemen namaz kılmak istemek gibi aşırılıklarla herkesin canını sıkıyor. Sabırla onu rehabilite etmeye çalışan Belçikalı insanlar dinine saygı duymaya devam edip onu topluma kazandırmaya çabalarken, o diş fırçasından kesici alet yapıp yarım bıraktığı işi tamamlama peşinde koşuyor. Kimseyi dinlemeyen, amacına ulaşma yolunda yalan söyleyen ve katil olmaya odaklanmış 13 yaşında bir çocuğu izlemek normal şartlarda kan dondurucu bir deneyim olabilecekken Dardenne Kardeşler en başta da söylediğim gibi konuya ilgilerini kaybetmişçesine gevşiyor ve seyirciyi gevşetiyorlar. Zaten 80 dakikalık kısa sayılabilecek süreyi çiftlik sahneleriyle, tekrarlayan amaçsız ritüellerle doldurup, son düzlükte Ahmed’in de yaşıtları gibi bir ergen olduğunu düşündürecek bir hamleye girişiyorlar. Çiftlikte Ahmed’den hoşlanan kızın onu öpmeye çalıştığı anlar gerçekten hoş ve Ahmed’in bir dönüşüm yaşamasını bekliyorsunuz izlerken fakat o tüm çiftlik sahnelerini boşa izlemişiz gibi ilk hedefine odaklanıyor, kaçıp gidip öğretmenini öldürmeye çalışıyor yeniden. Oysa çiftlikteki kıza kafir demesi ve günahını azaltmak için onu Müslüman yapmak istemesi zihin açıcı tartışmalara gebeydi. Dardenne’ler bunları geçiştirip “çiçek konsun diye duvara çakılmış demiri, birini öldürmek için silaha dönüştürecek kadar kötü kalpli bu Ahmed” diyor ve “Allah’ın sopası yok” finalinde ne hikmetse baştan beri burnundan kıl aldırmayan Ahmed bir saniye içinde tüm yaptıklarından pişman oluyor. Çok önemli bir meseleyi alıp çalakalem 80 dakika vakit dolduran, resmen geçiştiren Dardenne’lerin bu özensizliğinin sebebini belki bir gün röportajlarından öğreniriz.

HENÜZ YORUM YOK