Martın sonunda gösterime giren Kara Köpekler Havlarken, Mehmet Bahadır Er’in ilk filmi. Başarılı bir kısa film kariyerinin ardından uzun metraja geçen genç yönetmen sorularımızı yanıtladı.

Türkiye’de gösterime girdiğinde, yurtdışında bu filmi çoktan izlemiş bir sürü insan vardı, çünkü Kara Köpekler Havlarken bir senedir dünyanın önemli festivallerini dolaşıyor ve takdir kazanıyordu. Gültepeli iki varoş delikanlısının yırtma çabalarını anlatan filmin, böylesi yerel bir öyküye sahip olmasına rağmen, Türkiye şartlarını hiç tanımayan insanları bile etkilemeyi başarmasının ardında yatan ise, dünyanın bütün gelişmiş şehirlerinde rastlandığı için artık evrenselleşmiş bir sorun halini alan kapitalizm kaynaklı sınıfsal sorunlara samimi, namuslu ve popülizmden uzak bir bakış açısıyla odaklanması.

Filmi Ukraynalı eşiniz Maryna Gorbach ile beraber çektiniz. Nasıl artıları oldu bu işbirliğinin?

Çok önemli artıları olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce Maryna‘nın gerçeklik algısı ve film yapma ilkeleri benim takip ettiğim sinema türüyle örtüşüyor. Oyuncu yönetimi konusunda da gerçek bir uzman, filmin görtüntü yönetmeni de Maryna‘nın kısa filmlerden beri çalıştığı Sviatoslav Bulakovskyi. Yani Maryna‘nın filmin her noktasında eli var.

Film çekerken egonuzu bir tarafa bırakmanız lazım, biz gerçek hikâye ve karakter temelli sinema yapıyoruz. Filmi çekerken sen-ben işlerine hiç girmedik, doğru ve gerçek olan neyse ona yöneldik. Bir film yaparken iki yönetmenin aynı konuya yoğunlaşması hikayedeki ve karakterlerdeki ayrıntıları yakalamak konusunda yararlı oldu diyebilirim.

Varoşun, varoş insanlarının hikayesini anlatıyor film. Sahiciliği dikkat çekici. Orayı çok iyi bilmen sayesinde mi yakalandı bu sahicilik duygusu?

Doğrudur, bildiğimiz ve hissettiğimiz insanların filmini yapmamız gerçeklik konusunda etkili olmuştur. Ben Türkiye’nin her yerinde yaşamı için durmadan çabalamak zorunda olan temiz insanların filmini yaptığımızı biliyorum. İstanbul Çeliktepe’nin yanı sıra İskenderun’da ve Kocaeli’de de yaşadım ve Türkiye’nin birçok şehrine gittim.

Yaşadığım her yer ve tanıdığım her insan bana çok şeyler kattı, ben de bunları filmin karakterlerine aktardım. Herkes gibi biz de, sinemacılar bize doğru şeyler anlatsın istiyoruz. Bir kısım insanın hayata dair varsayımları ya da oryantal sayıklamalarını sinemayı kullanarak seyirciye dayatmalarını doğru bulmuyorum. Bir senaryoyu oluştururken karakter olarak yazdığım insanların bu filmi izleyeceğini düşünüyorum. Bu sebeple doğru filmler yapmak bizim için bir zorunluluktur. Filmi yaparken temel bakış açımız kendi izlemek istediğimiz gibi filmi yapmak oluyor. Bu sebeple filmin gerçekçiliğinin yanı sıra ritmik, hareketli ve eğlenceli olması, izleyiciye keyif vermesini de önemsiyoruz.

Film bir hikaye anlatırken, sınıfsal/sosyo-ekonomik bir soruna da ustalıkla dikkat çekiyor. Ama benim asıl başarılı bulduğum senin bu sorunu seyircinin zekasına ve filmin ruhuna ihanet etmeden ortaya koyman. Yani hangi tarafta olduğunu didaktik ya da abartılı militan bir tavır sergilemeden ortaya koyabilmişsin. Taraf olmana rağmen bu tarafsızlığı, bu dengeyi nasıl muhafaza edebildin filmde?

Ben insanların hayatta yeni bir şey öğrenmediğine, aslında potansiyel olarak sahip olduğu bilgiyle karşılaştığında onu hatırladığına inanıyorum. Bu sebeple seyirciye bir bilgiyi birden fazla kere hatırlatmak rahatsız edici, bazen de saygısızcadır. Bunu yapmamaya dikkat ediyoruz. Bir  yönetmenin benliğini bir kenara koyup her zaman hikâyenin tarafında olması gerektiğine inanıyorum, filmdeki karakterleri ,olayları ve kendimizi ana hikâyeye hiçbir zaman zarar vermeyecek mesafede tutmamız gerekiyor. Çocuklar her halukarda babalarına benzer, çocuğu zorla babasına benzetmeye çalışırsan karakterini bozarsın. Bu tarafsızlığı korurken aslında filmi koruyoruz. Yönetmenin tarafı filmdir. Ayrıca seyirci gördüğünü bir kerede anlayacak kadar zeki ve buradan hareketle gördüğünü hisse çevirebilecek kadar samimidir.

Filmin tema müziği beğendiğim bir başka noktaydı. O işbirliği hakkında neler anlatabilirsin?

Filmin müziklerini Alp Erkin Çakmak ve Barış Diri yaptı, Barış aynı zamanda filmdeki vokalleri de yapıyor. Kısa filmler zamanında beraber çalışmaya başladığımız çok yetenekli müzisyenler. Senaryo bittiğinde müzikler için çalışmaya başlayıp temalar oluşturdular. Filmin çekimleri zamanında da sete gelip bizimle zaman geçirdiler ve atmosferi iyi anladılar. En başından beri insan seslerini kullanarak filmin önüne geçmeyecek, ama filmin hissini doğru taşıyacak müzikler yapmak fikrindeydik. Bu istediğimiz özgün parçaları ve çeşitlemelerini filmde kullandık. Filmi izleyen birçok kişi müzikleri beğenip soruyor. Arkadaşların ellerine sağlık…

Kara Köpekler… Bu fikre biraz fazla takıldığını düşünüyorum. Filmin isminde, afişinde ve finalinde başrol hep kara köpeklerin. Oysa hikâyede bu derece önemli bir unsur oldukları hissini edinmedim ben. Atladığım bir alegori, bir gönderme mi var? Bu arada köpekler ile ilgili bir araştırma yaptın mı? Mesela belki güvenlik köpekleri yalnızca etkisiz hale getirmek için eğitilmişlerdir, öldürmek için değil.

Biz insanın güvenliği, hanenin güvenliği ve ülkenin güvenliğinin aslında çok iç içe olduğunu biliyoruz, Kara Köpekler Havlarken filminin her yerinde bir alt metin olarak güvenlik meselesini tuttuk. Günlük yaşamda çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu topraklarda bu güne kadar hiç olmamış Ortaçağ Avrupa’sı derebeyliklerindeki gibi, etrafı kale duvarı gibi çevrilmiş sitelerde yaşamak istenmesi, okullarda sınıflara bile güvenlik kameralarının takılmaya başlanması, hastaneler, metrolar, alışveriş merkezlerine aranarak girmemiz ve bunu artık yadırgamıyor olmamız, müthiş bir güvenlik sorunu olduğunun göstergesidir.

“Güven”lik meselesi ordunun ve polisin göreviyken, özel mülkiyette hatta kamu kuruluşlarında bile özel şirketlere ihale edilmiş durumda. Türkiye’de iki yüz bin özel güvenlikçi var. Bu sayı birçok Avrupa ülkesinin ordularından bile fazla. Bu korku ve güvensizlik rantı, güvenlik işinin emin olmayan insanların eline geçmesine sebep olabiliyor. Bunun birçok örneğini gerçek yaşamda gördük, gazetelerde okuduk.. Evet, güvenlik köpekleri etkisiz hale getirmek için eğitilirler… Bu çok önemli bir nokta, ancak güvenlik işinin de güvenliği sağlayacak emin insanlar tarafından yapılması gerekiyor. Zaten bu denge bozulunca; bizi kim, kimden,nasıl koruyor? sorusunun cevabı tedirgin edici bir hale geliyor, Kara Köpekler Havlarken filmi de bu noktada duruyor. Filmdeki mücadele de bu kumpasın içinde kalmış temiz insanların mücadelesi.

Bir de bu filmi hala bir köpeğin boyandığı için öldüğü “hayvan sevmez” film olarak hatırlayanlar var.

Bu durum başımıza gelmiş çok talihsiz bir olayın, bir magazin gazetecisi tarafından beş satırlık provakatif yazısıyla insanların vicdanını bulandırmasından ibaret yanış bir algıdır. Biz de bu olaya hassasiyet gösteren her insan kadar vicdan ve insaf sahibi insanlarız. Filmde köpeklerin insanlara saldırdığı bir sahne çekecektik, bu sahnede kimsenin zarar görmemesi için eğitimli köpeklerle çalışmamız gerekiyordu, eğitimli köpekler de güvenlik köpekleriyle aynı cins ve renkte değil, köpeklerin renginin koyulaşması için kozmetik boya kullanmak istemedik. Eğitimcilerine ve veterinerlerine danışarak doğal kına kullanmaya karar verildi, kına bilinen en eski kök boyasıdır ve zararsızdır, hamilelerde bile uygulanır ve dünyanın her yerinde bu yöntem kullanılır. Uygulamada, köpeklerden bir tanesinin gözü tahriş olmuş. Çekime almayıp veterinere gönderdik. Antibiyotik iğne yapıldı, fakat köpeğin antibiyotik iğneye alerjisi varmış. Bu milyonda bir, insanlarda da olabilen bir durum, mutlaka siz de duymuşsunuzdur. Hem eğitmenleri hem biz hem veteriner bu duruma çok üzüldük.  Durum ne hikmetse olay olduktan iki ay sonra ve provakatif bir şekilde basına yansıdı. Allah korusun, sette çalışan bir kişinin de başına da gelebilecek bir talihsizlik. Sette çalışan bir kişi yaşamını yitirse, film insan sevmez bir film olmayacağı gibi başımıza gelen bu talihsizlikte de olumsuz yargılara varmamak lazım.

Yurtdışında ve yurtiçinde pek çok festivale katıldın… Filmiyle katılan biri olarak, orada gördüğün farklar nelerdi?

Yurt dışında festivaller kurumsal ve film merkezli yapılar. Buradaki organizasyonlar daha ben merkezli yapılar ve beşeri(?) ilişkiler haddinden fazla önemli; örneklemeyi lüzumsuz görüyorum. Bizim işimiz insanlarla değil, filmlerle, yolumuza bakalım. Uluslararası festivallerde, gittiğimiz ülkenin sineması ile ilgili filmler izlemeye, oranın insanlarını tanımaya ve anlamaya çalışıyoruz. Hikâye anlatım biçimlerini görmeyi önemsiyoruz. Burada birçok kişi “yapabilmek” fiiline feci halde takılmış durumda. Oysa sanatsal üretim “bir olguyu ne şekilde anlatacağını belirlemek” tir. Yurtdışında bu tip kompleskler çoktan atlatılmış durumda. Dünyanın her yerinde insanlar güzel,temiz ve özgün filmler görmek istiyor. Kendi istediğimiz konularda istediğimiz biçimde filmler yapıp bu filmleri paylaşmalıyız. Biz böyle yaptık, filmimiz dünyanın birçok ülkesinde kabul gördüğü için mutluyuz.

Zeki Demirkubuz ile ilgili bir anın var bu filmle ilgili… Anlatır mısını?

Zeki Demirkubuz filmi Hollanda’da izlemişti. Üzerine genişçe konuşma şansımız olmamıştı, ama filme hislerinin olumlu olduğunu biliyordum. Türkiye’deki bir festival gösteriminden sonra Zeki Demirkubuz‘un Kıskanmak filmindeki yapımcısı Zafer Çelik beni aradı. Kara Köpekler Havlarken’i görmesini Zeki Demirkubuz tavsiye etmiş. Filmi beğendiğini ve bir kısım övgüden sonra “Güvercinci Selim”i nereden tanıyorsun diye sordu. Ben de dayım olduğunu söyledim. Filmdeki ana karakter “Güvercinci Selim” Selim Kavraz gerçekte benim dayım, Gültepe’de oturur ve tanınan bir güvercincidir. Ayrıca hem güvercinci hem de güvenlikçidir. Filmde kullandığımız güvercinler de dayımın güvercinleri. Zafer Bey de zamanında güvercinlere hevesliymiş ve dayımı tanırmış. Filmin geçtiği mahalleleri ve insanları bilmeyen birisinin bu filmi bu kadar güzel çekme ihtimali yoktu, bunu teyid etmek için sordum demişti. Evet, bu mahalleyi ve insanları tanıyan birisi olarak bizim hikayelerimizi film yapmaktan ben de mutluyum.

Son olarak, ilk filmini çekecek yönetmenlere tavsiye ya da uyarıların veyahut bir mesajın olacak mı?

Ekibimizin hemen hepsi daha önce kısa filmlerde beraber çalıştığımız insanlardan oluşuyordu. İyi, dürüst ve inanan insanlarla çalışmak her zaman önemli. Ben filmi çekmeden önce güvendiğim insanlara senaryomu açtım, desteklerini istedim; Fono Film, Stm Işık, Lokomotif Kamera, Başak Emre ve Erkan Can gibi sektörün önemli şirketleri ve insanları, bu filmdeki potansiyeli görüp bilgi ve teknik destek verdiler. Tabii bir de Kültür Bakanlığı desteği var ki çok önemlidir… Bildiğim kadarıyla verdikleri desteğin sonucunu görünce herkes mutlu oldu. Yeni yönetmenlere ve kendime tekrar etmek istediğim şey, ilkelerimizden ve inandıklarımızda taviz vermeden içimizden geldiği gibi film yapmak ve var olmak mümkün. Bizim güzel film yapma isteğimiz kadar, insanların da güzel film izleme isteği var.

Son olarak, ilk filmini çekecek yönetmenlere tavsiyem; ilk filmlerini çekmeleridir :)

Kara Köpekler Havlarken

Yönetmen: Mehmet Bahadır Er, Maryna Gorbach
Senaryo: Mehmet Bahadır Er
Oyuncular: Cemal Toktaş, Volga Sorgu Tekinoğlu, Ayfer Dönmez, Erkan Can, Murat Daltaban, Mehmet Usta, Ergun Kuyucu

2009 yapımı, 88 dakika

1 YORUM

  1. Filmin başındaki cenaze sahnesinde ve sonunda kullanılan müziğin adı nedir acaba ve nerede bulabilirim.. Trailer ve fragmanlarda ki Barış Diri ve Alp Erkin Çakmak şarkısı değil de, başta ve sonda kullanılan şarkıyı arıyorum..

CEVAPLA