sezen cumhur önal söyleşisiLandlord

İnsanların hayatına giren 900’ü aşkın şarkının sözleri ona ait. “Çikolata renkli” ve “kadife sesli” şarkıcıların hamisi. Bazılarının ne manaya geldiğini anlamasak da, kulağa hoş gelen, içinden “aşk” ve “şarkı” kelimeleri geçen yüzlerce romantik cümlenin yaratıcısı. Karşınızda; değişmeyen sakalıyla, ölmeyen romantizmiyle ve muazzam egosuyla SEZEN CUMHUR ÖNAL.


“Ne kadar sürer işimiz?” diye sorduğunda “En fazla iki saatte bitiririz,” demiştim. Öğleden sonra yapacak başka bir işim vardı. Sezen Cumhur Önal’ın (SCÖ) Nişantaşı-Maçka güzergahının en havalı noktasındaki evine tam 11’de geldim. Öğlen birde, bilemediniz, bir buçukta oradan ayrılmayı planlıyordum. Oysa saat beş buçuğu geçerken evinin kapısının önünde hala pazarlık ediyorduk SCÖ’la. “Önce bana bir okutursun değil mi?” Şu noktada resim dondurup kendimi tarif edeyim size. İnsanlara hayır demeyi pek beceremem. Söyleştiğim insanlarla gereksiz bir duygusal bağ kurarım. Onları inciteceğini düşündüğüm soruları hayatta soramam. Bu yüzden ben iyi de bir röportajcı sayılmam kanaatimce. Zaten röportajlarda yanıt avcılığından çok, okuyanın gözünde bir fotoğraf canlandırmaya çalıştığımdan bunu dert etmem kendime. Dolayısıyla “Okuturum ama şimdiden söyleyeyim bitmiş işin üstünde sonradan herhangi bir değişiklik yapmam.” demek benim için çok zordu. Yine de söyledim.

Altı buçuk (rakamla 6.5) saat sürdü görüşmemiz. Fotoğrafçımız Uluç’la ben iki iyi aile çocuğu ve terbiyeli, saygılı gençler olarak hiçbir şekilde şikayet etmedik. Başka işlerimiz olduğu konusunu gündeme getirdik. Ama Uluç bir ara SCÖ’un karşısında bacak bacak üstüne attı ve kibar, esprili ama etkili bir şekilde ihtar aldı. SCÖ’ın bu konudaki hassasiyeti daha önce kulağıma çalındığı için ben böyle bir hata yapmadım. Uluç’u da önceden uyarabilirdim ama o zaman da böyle hoş bir anekdottan mahrum kalırdım.

Alp Yalman, Menemen-full, fotoğraf çekimi

Altı buçuk saatlik görüşmenin – görüşme diyorum çünkü yalnızca yarım saati soru-cevap şeklinde geçti, geçmedi – dört saati SCÖ’ın biz gençlere verdiği videolu, müzik dinletili, fotoğraflı, belgeli brifingle geçti. Konu başlıkları şöyleydi; SCÖ kimdir, neler başarmıştır ve eserleri ondan izinli ya da izinsiz nerelerde alıntılanmıştır, ünlüler SCÖ hakkında bakın ne güzel şeyler söylemektedirler. Görüşmenin bir saatlik bölümünde SCÖ ile birlikte değildik. Çünkü o aklından çıkıp giden randevusu için Alp Yalman’la buluşmaya Divan’a gitti. Biz de Uluç’la Beşiktaş’a Cafe Faruk adlı minik ama harika bir mekanda sucuklu-peynirli menemen yemeye gittik.

SCÖ’la tekrar buluştuğumuzda bir saatimiz fotoğraf çekimine gitti. Geriye kalan yarım saatte bir yandan sorularımı yanıtlarmış gibi yaptı SCÖ, bir yandan bana kopyasını vereceği belgeleri onluk dosyaya yerleştirdi. Yalnızca bana veriyordu bunları söylediğine göre. O zaman niye her belgenin onlarca kopyası var, diye sormak geldi içimden… Beni tanıyorsunuz artık, soramadım.

Aman imaj bozulmasın!

Sezen_Cumhur_Onal2

Sezen Cumhur Önal insanların gözündeki imajı konusunda çok hassas. O imajı bozabilecek bir fotoğrafa, bir cümleye hiç tahammülü yok. Söylediğine göre sakalını boyamasının nedeni bile bu. “İnsanlar beni böyle tanıdı, böyle sevdi. Sakalımı onlar için boyuyorum.” SCÖ’ın imaj muhafaza mekanizması işleri biraz zorlaştırıyor tabi. Sorulara çok politik doğrucu yanıtlar veriyor. Koz vermemek için ağzından çıkan cümleleri (özellikle teyp açıkken) çok ölçüp biçiyor. Eski bir gazeteci olmanın verdiği reflekslerle söyleşiyi manipule etmeye, yönümüzü tayin etmeye çalışıyor. “Günleriniz nasıl geçiyor” gibi basit bir sorunun yanıtı olarak Charles Aznavour’la ilgili bir hikaye dinliyorum. Bir bakıyorum talkshow’lardan, köşe yazarlarından, Babıali geleneğinden konuşuyoruz. Oysa ben öyle bir şey sormamışım. Pek çok insanın adı geçiyor. Yerdiği insanlarda isabet yüzdesi bana göre yüksek ama övdüğü insanları konusunda biraz tutarsız, biraz taraflı sanki. Eş kontenjanından köşe kapan bir hanımı ve bir iki kifayetsiz kalemi övünce ediniyorum bu izlenimi. Arkamızdaki büfenin üstünde Süleyman Demirel’le çekilmiş bir fotoğrafı duruyor SCÖ’ın. O fotoğrafın altına şöyle yazmak geliyor içimden “Onlardan her şeyi alabilirsiniz ama sorunuzun yanıtını asla! ” Bu röportajda neden bu kadar düz yazı okuyorsunuz anlamışsınızdır sanırım.

SCÖ’ın bu kadar titizlenmesinin diğer bir nedenini beni kapıda uğurlarken keşfediyorum. Röportajı önce ona okutma konusundaki isteksizliğimi fark edince, “Belli, sen şimdi dalganı geçeceksin yazıda,” diyor. Kendisiyle ilgili internette dolaşan çoğunlukla gençler tarafından yapılan fıkra kıvamındaki alaycı yorumlardan haberdar belli ki, benim de benzer bir yaklaşım göstereceğimden çekiniyor. Ona, Fransa’dan, İtalya’dan onur nişanı almış, Türkiye’de başta Türk Dil kurumu olmak üzere onlarca kez ödüllendirilmiş, Türk pop müziğinin yapıtaşlarından biri olmuş, devlet sanatçılığı ünvanıyla onurlandırılmış (sonradan geri almaya kalkmışlar) biriyle dalga geçerse, asıl o gazetecinin komik duruma düşeceğini söylemek istiyorum ama altı buçuk saatin ardından uzun cümleler kurmaya takatim yok. “Merak etmeyin,” diyebiliyorum sadece. Ama bunu derken onu memnun edemeyeceğime adım gibi eminim. (Tepkisi ne olursa olsun, ben Sezen bey’i sevmeye de, doğru bildiğim gibi yazmaya da devam edeceğim.)

“Demodenin modası geçmez”

sezen-cumhur-onal3
SCÖ’ı sevmemek için pek çok neden bulabilirsiniz. Kendi de kabul ediyor; o demode biri. (ama “demodenin modası geçmez” diye de ekliyor) Tamam, bu onu nostalji yapıyor ama nostaljiyi sevmek zorunda değil insan, SCÖ’ın saptadığı gibi şimdilerde bit pazarına nur yağıyor olsa bile. Yeninin hiçbir şekilde eskinin yerini dolduramayacağını iddia ettiği için de hoşlanmayabilirsiniz ondan. Eski kafalı diyebilirsiniz. Ya da aşk ve şarkılar üstüne kurduğu cümleler rahatsız edebilir sizi. Kendi hakkında çok konuşması, şahsının ve yaptıklarının öneminin fazlaca altını çizmesi de itici gelebilir size. Hiç olmadı yanında çalışan hizmetlisine çok sert davranmasına, ya da onu üç kez el çırpmayla çağırmasına kıl kapabilirsiniz. Ama tüm bunlar onun Türk kültür hayatına etkilerini ve katkılarını yok saydıramaz. Fransızların Elvis’i Johnny Hallyday’e plağında Türkçe sözlü şarkı söylettiğini unutturamaz. Zamanında birçok insanın onun söz yazdığı şarkılar sayesinde müziği sevdiği, o şarkılarla coşup eğlendiği, en önemlisi mutlu olduğunu ya da pek çok şarkıcının ilk patlamasını onun şarkılarıyla yapıp yine onun şarkılarıyla kendine şöhret inşa ettiği gerçeğini değiştiremez.

“Mühim olan Allah’ın size bağışladığı yeteneği keşfetmek.”

sezen-cumhur-onal4
SCÖ’ın babası belediye başkanlığı da yapmış bir bürokratmış. Okumaya, yazmaya meraklıymış. Bayramlarda, özel günlerde halka, öğrencilere günün anlam ve önemini belirten nutuklar söylermiş. O indikten sonra kürsüye SCÖ çıkarmış ve insanlara bir söylev de o çekermiş. Söylediğine göre bunu yaptığında üç yaşındaymış. O yüzden, “Allah herkese bir yetenek bağışlamıştır. Mühim olan bu yeteneğin ne olduğunu keşfetmektir. Ben kendimi üç yaşında keşfettim,” diyor. “Bu nutuk atma olayının bendeki sunuculuk ve Türkçe’yi güzel kullanma olgusunu yarattığını düşünüyorum. Okulda edebiyata, şiire çok düşkündüm. Edebiyat hocalarım kimya, matematik hocalarından sınıfı geçmem için torpil isterlerdi.”

Daha ne soracaksın?

Daha bir şey soramadım ki, Sezen bey!

Sen sormadan sorabileceklerinin cevabını verdim ama ben.

Politik görüşünüz nedir?

Vatan, millet, Sakarya. Atatürkçüyüm ben! Ama bunları sorma bana! Türkiye’de müzik yapılmıyor. Türkiye’de müzik yazılmıyor. Onları sor.

Kadife sesli sanatçımız yok mu hiç artık? Tarkan mesela?

Çok kötü şarkılar söyleyen çok iyi bir şarkıcı.

Nil Karaibrahimligil?

Kimdir kendisi? Ne iş yapar?

Teoman?

Film çeviriyor galiba. Sinema yıldızı değil mi? Önemli bir insan. Sinema önemlidir.

Mirkelam?

O koşan çocuk mu? Hala koşuyor mu o?

Dinlediğiniz biri yok mu gerçekten yenilerden?

Yok.

Çok olumsuz bakıyorsunuz.

Ben bakmıyorum. Türk halkı bakıyor. Satışlar ortada. Türkler dünyanın en uyanık halkıdır. Onların sağduyusuna güvenmek lazım. Satın almıyorlarsa bir bildikleri vardır. Adamo ve Enrico Macias önce Türkiye’de meşhur oldu. Benim şarkılarım bir milyon, bir buçuk milyon sattı zamanında. Şimdi var mı öyle satan?

Çocukluğunuzda bir müzik aleti çalmaya heves edip çaldınız mı?

Hiçbir müzik aletine heves etmedim. Bütün müzikler benim için çok güzel, yeri ve zamanında söylendiği zaman.

Peki şarkı söylemeye heves ettiniz mi?

Asla. Şarkı söylemek başka, şarkı yazmak başka. Bana sorarsan hayat bir şarkı kadar uzun, bir şarkı kadar kısa. Şarkı söylemek çok önemli bir şeydir. Ama doğru şarkıyı doğru şarkıcı söylerse.

Fecri Ebcioğlu ile aranızda bir rekabet vardı değil mi?

Çok. Ama tatlı bir rekabet. Düşünsene ikimiz de aynı şarkıya söz yazıyoruz. Hangisini beğenirse millet onu alıyor. İkimiz de aynı şarkılar üstünde çalıştık. Sonuç ortada.

Şarkıyı söyleyen sanatçının etkisi olmaz mı başarıda?

Şarkı satar. Ajda’nın söylediği satmadı, benimki sattı mesela.

Çikolata sever misiniz?

Bayılıyorum. Kutu kutu yerim.

Bitter mi?

Tatlısı. Bol bol sütlüsü.

Çikolata renkli şarkıcı deyince aklınıza hangisi geliyor?

Sütlüsü.

Siyahi kadınlar sizce…

Güzel kadınlardır.

Beyazlardan daha mı güzel?

Tabi tabi, yüzde yüz. Ella Fitzgerald mesela. (Bu noktada keskin bir manevra yapıyor SCÖ.) Zenci kadınların sesi çok güzeldir.

Ses olarak da fizik olarak da daha güzel diyorsunuz?

Ben zaten sesiyle tamamlıyorum hayalimi. Sesi duydum mu kafamda oluşuyor resmi.

Fizik olarak daha güzel bulduğunuzu söyleyebilir miyiz siyahi kadınları?

Yok, o kadar olmaz. O kadar genellemeye gidemem.

Çikolata mı, çikolata renkli bayan sanatçı mı?

Çikolata.

(Bir ara yine arşiv değeri olana bilgileri paylaşmaya başlıyor benimle.) Sezen Bey ben sizin yaptıklarınızdan çok sizi anlatacağım. Sizin yaptıklarınız artık çok iyi biliniyor herkes tarafından…

Benim yaptıklarımın bilinmesi değil, sözlerimin rehber edinilmesi önemli.
Şarkının şarkı olması demek dudakta nağme, gönülde yankı olması demektir. Islığa düşmesi demektir. Benim anlatmaya çalıştığım böyle bir müzik alemi. Bugün böyle şarkılar yapılıyor mu? (…deyip yine uzunca bir söyleve girişiyor.)

Şarkılarınız zamanında çok sattı. O şarkıları o gün değil de bugün yapsaydınız bu kadar satarlar mıydı?

Bugün 15 yaşındaki gençler o şarkıları biliyorlar mı? 25 yaşındakiler hatırlıyorlar mu? O şarkılar onlar için genç müzik artık. Nostalji günümüzde genç müzik oldu. Çünkü aramıza kırk sene girdi. Yalnız biz de değil, Batı’da da böyle. Şimdi en seçkin şarkılar yeniden ele alınmış, düzenlenmiş eski şarkılar.

Sezen Cumhur Önal şarkısının olduğu 45’lik 10 bin Avro!

Sezen Cumhur Önal 35 yıl önce Fransızların Elvis’i, popstar Johnny Hallyday’in iki şarkısına Türkçe söz yazdı. Hallyday’in bu şarkıları okuduğu 45’lik plak Fransa’da 8-10 bin avrodan açık artırmaya çıktı. Altın Yüzük ve Yeşil Gözlerin İçin adlı iki şarkının yer aldığı plak ile ilgili şöyle bir olay geçmiş SCÖ’ın başından. Bir gün bir hayranından telefon gelir SCÖ’a. Söz konusu plağı aramaktadır yana yakıla. SCÖ şarkıları kaydedip ona gönderebileceğini söyler. Hayran ısrarla kaydı değil, plağı istediğini söyler. SCÖ buna sıcak bakmayınca hayran bu kez 1000 avro teklif eder. Teklifi yine de reddeden SCÖ bir süre sonra müzayedeye çıkan plağın ne kadar değerli olduğunu öğrenir. SCÖ’den “Bu plak sizde var mı?”, ya da “Kaç tane var?” gibi sorularıma da net bir yanıt alamıyorum, bu hikayeyle yetinmek zorunda kalıyorum. Yine öğrenmek istediğimi değil, onun bana anlatmak istediğini dinliyorum yani.

Yazı © Ters Ninja

4 YORUMLAR

  1. içim sıkkın açtım tersninja yı…

    nasıl ilaç gibi geldi bu yazı anlatamam… kim landlord bilmiyorum ama şahane bir üslubu var bu kesin… doğal… akıcı… sevimli… kesinlikle incitmeyen… elinize sağlık landlord! fotograf da muhteşem… hakikaten…

CEVAPLA