Timur’un Yaz Enerjisi: Kış Uykusu

1400276063813

İçinde Çehov, Dostoyevski, Shakespeare, Tolstoy, başyapıt, ustalık ve Altın Palmiye geçmeyen bir Kış Uykusu yazısı okumak istiyorsanız; filmin politik olduğu, sınıf çatışmasına el attığı, yerli aydınların durumunu incelediği konularında da hemfikirsek başka neler var bakmak için şöyle buyurun.

serkan-cellik Serkan Çellik

Kış Uykusu’nu bir karakter üzerinden anlamaya çalıştığımda, en çok dikkatimi çeken Mehmet Ali Nuroğlu’nun oynadığı gezgin motorcu Timur oldu. Onu ilk gördüğümüz an, otelin lobisinde elektronik cihazıyla tek başına takıldığı sahne. Çalışanlardan bile önce kalkmış, kahvaltısını yapmış, bir köşede çayını içerek oturuyor. Haluk Bilginer’in oynadığı, Timur’un kaldığı otelin sahibi Aydın kendi topladığı mantarlarla içeri girdiğinde, konuksever davranıp ona da yemesini öneriyor. Yemeği kabul etse bile büyük ihtimalle Timur’un hesabına yansımayacak. Hoş, yansısa bile parayı düşünmek zorunda olmadığı havasında. Ama yine de, Timur’un vurucu özelliklerinden biri bu. Eğer karnı aç değilse, sırf bedava ya da ikram diye bir şeyi kabul etmiyor oluşu. Oysa İmam Hamdi (Serhat Mustafa Kılıç) her ikram edildiğinde çay içip kurabiye yiyor. (Kahvaltı sofrasına oturmama sebebini sofradaki kadınlara, ayakkabısının kirli oluşuna ve utangaçlığına yorabiliriz).

549584

Aydın da Suavi içki önerdiğinde içmek istememesine rağmen karşı koymuyor. Necla (Demet Akbağ) Nihal’in (Melisa Sözen) kahve önerisini canının istemediğini belli etmesine rağmen kabul ediyor. Nihal, İsmail’in (Nejat İşler) evine gittiğinde çay teklifine hayır diyemiyor vs. Sadece Timur, istemiyorsa hayır diyebiliyor ikrama. Sadece bu da değil, her şeye hayır diyebiliyor. Plan yapmaya, hava şartlarından korkmaya, nezaket göstermek zorunda olmaya… Oysa Aydın çalışırken gelip arkasına oturmasını istemese de kız kardeşine hayır diyemiyor. Necla mutsuz olmasına rağmen Kapadokya’da yaşamaya, o evin parçası olmaya hayır diyemiyor. Nihal iki yıldır aynı evde yabancı gibi yaşadığı kocasından boşanamıyor. Hamdi üç kuruş için elini eteğini öpmek zorunda kaldığı adamlara içinden geleni söyleyemiyor. Sadece Timur, Timur istediğini yapabiliyor. Yan yana geldiği insanın karakterini belirginleştiren bir madde gibi Timur.

fft81_mf2226742

Aydın’ın Timur’un yanına oturup kendini önemli biri gibi gösterme çabasına girdiği sahneyi hatırlayalım. Yirmi beş yıl sahneye çıktığından, oyunculuk ayağa düştüğü için kendisine tiyatrocu dediğinden, ilk cümlesini bile yazmamış olduğu kalın ve önemli kitabından bahsedip durmuştu. Timur’un motoruyla tek başına yolculuk edişinin, kendi gençliğinde Avrupa’da yaptığı otostop ve tren yolculuklarına denk düştüğüne inanıp içini rahatlatmıştı. Timur’un kendisinden daha cesur, daha özgür ruhlu ve belki de daha mutlu olabilme ihtimalini; aklına bile getirmeden hızla savuşturmuştu bu sahnede. Timur’un gençliği ne Aydın’da var ne Necla’da. Üçünden bir Nihal genç ama o da özgür değil. Yarın nerede uyuyacağını hesaplamamak şöyle dursun, odasından çıkmaya mecali yok. Timur debelenip duran bu üç karaktere inat kuşlar gibi özgür ve hareketli.

24756971

İmam Hamdi tek maaşla beş boğaz besleyip, bir de üzerine borçlarını kapamaya çalışırken Timur’un ortada gezen en ufak sorumluluğu yok. O an adını duyduğu bir köye gitmek istemesi, o gün yapacaklarını belirlemiş oluyor. Ne beş vakit camiye gitmek zorunda, ne de birilerinin karnını doyurmak. (Aydın, Hamdi gibi sürekli camiye gitmek zorunda olmasa bile dini işleyişleri kendine dert ediyor. Necla ise Aydın’ın bunları dert etmesini dert ediyor.) Üstelik yaşadıklarını kitap haline getirmeye çalışıyor yani bir yandan entelektüel kaygısı var. Elbette Aydın onun yazdıklarının en fazla gezi günlüğü olabileceğini ima etse de (sanki iyi yazılmış bir gezi günlüğünün değeri olmayacakmış gibi) o yaşadıklarını denemelere aktarıyor. Kitabının gücünü de Aydın gibi kalınlığı ile ölçmediği ortada. Timur sorumluluklar uydurup yaşamını buna göre şekillendirmiyor yani, deneyimleri meyve verirse çiçekleniyor. Aydın kendine çıkardığı işlerle, Necla eski kocasıyla, Nihal süregelen evliliğiyle, Hamdi işiyle, İsmail itildiği köşeyle, Levent ailevi sorumluluklarıyla, Suavi yalnızlığı ve yaşlılığıyla yükümlü. Timur’un aksine.  Elbette Timur’un gördüğümüz kadarını biliyoruz. Belki bir plaza insanı o da. Ama önemli değil. Filmdeki rolü bu. Zaten herkesi anlatıldığı ya da ima edildiği kadar bilmiyor muyuz?

24271692

Kış Uykusu’nu yönetmeni Nuri Bilge Ceylan’dan bağımsız düşünmek elbette mümkün değil. İlk filminden bu yana öyle ya da böyle kendi dilini tutturmuş ve takipçi/taklitçiler yaratmış bir isim artık. İlk dönem deneme yanılma ve öğrenme sürecini saymazsak, filmlerini iyiden geriye Bir Zamanlar Anadolu’da, Üç Maymun, Uzak ve Kış Uykusu şeklinde sıralayabilirim. Kış Uykusu ilk saatini ayırdığı “taş atan çocuk” meselesini birçok açıdan mükemmel işliyor. BZA’da olduğu gibi konu bütünlüğü içerisinde birbirine eklenen sahneler pürüzsüz bir kurguyla yaratılmış. Üstelik Türk sinemasında az rastladığımız, diyalogların oyuncuların ağzına tam oturduğu upuzun bir senaryo yazılmış. Sözcükler hatasız. Ne var ki; kısa öyküler nihayete erdirilip sıra karakterlerin iç dünyasını masaya yatırmaya geldiğinde, metin dağılıyor. Kimi takip edeceğini, hangi karaktere ne kadar vakit ayırması gerektiğini, oraya dönerse seyircinin zihninde nasıl bir kopma yaşanabileceğini hesaplayamıyor Ceylan. Hatasız iki saatin ardından şehvete kapılıp, sonuca varmasını beklemediğimiz durumların etrafında bebek adımlarıyla dönüp duruyor. Artık bitebilir dediğimiz en az üç anda perdeyi karartmıyor.

 

24756973Kış Uykusu (Winter Sleep)

Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan

Senaryo: Ebru Ceylan, Nuri Bilge Ceylan

Oyuncular: Haluk Bilginer, Melisa Sözen, Demet Akbağ

2014 / Türkiye-Almanya-Fransa / 196 dk.