İlk kez düzenlenen “Uluslararası Göç Filmleri Festivali”, korona virüs salgını sebebiyle 14-21 Haziran tarihleri arasında Türkiye’nin ev sahipliğinde online olarak gerçekleştirildi. 50’dan fazla filmin gösterildiği, insanlığın ortak trajedisi olan göçün medeniyete etkilerinin, toplumlar arasındaki kültürel ilişkilerin ve adaptasyon süreçlerinin mercek altına alındığı festivalden birkaç filmi sizler için değerlendirdik.

I Am You (Ben Senim)

Yönetmenliğini Afgan kökenli Amerikalı kadın yönetmen Sonia Nassery Cole’un yaptığı I Am You, Taliban baskısı altındaki Afganistan’dan kaçarak Avrupa’da yeni bir hayat kurma umuduyla yollara düşen birkaç kişinin hikayesini anlatıyor. Oyuncularının ve yapım ekibinin çoğunu Türklerin oluşturduğu film, gerçek bir hikâyeden uyarlandığı iddia edilse de oldukça klişe bir senaryoya sahip. Öyle ki herhangi bir senariste Afganistan’dan Almanya’ya uzanan bir göç hikayesi sipariş edilse ve içine de biraz Taliban serpiştirilmesi istense ortaya çıkacak sonuç tam olarak filmdeki gibi olurdu. Filmin oldukça masalsı bir başlangıcı var, hatta bölgedeki siyasi konjonktüre bir parça hakimseniz filmin Afganistan’da değil nispeten daha özgür bir coğrafya olan İran’da geçtiğini düşünebilirsiniz. Zira Rus işgalinin yaşandığı yıllarda Afganistan’dan Amerika’ya göç eden yönetmenin mevcut konjonktüre hâkim olmadığı aşikar.  Festivalin “Yeni Yurtlar” bölümünde gösterilen filmin afişlerinde güzel oyuncu Damla Sönmez yer alsa da anlatılan asıl hikâye babası Taliban tarafından öldürülünce ülkeden kaçmaya karar veren Masoud’un hikayesi. Masoud ve Nazoo’nun masum aşkı da filmin masalsı yanını destekler nitelikte. Filmin alışıldık mülteci filmlerinden farkı ise insan ticareti yapanların alışılmadık derecede vicdanlı oluşları. Filmi izlerken bu kişilerin para karşılığı insan hayatını hiçe sayan tacirler değil de gönüllü bir insan hakları organizasyonunun üyeleri oldukları yanılgısına bile düşebilirsiniz. Yönetmen, filmi çekerken adeta kimsenin kalbini kırmamak için özel çaba sarf etmiş (sonlara doğru tanıştığımız Arnavut insan tacirleri hariç). Özetle söylemek gerekirse teknik olarak da çok göz doldurmayan I Am You, Afganistan’da yaşanan trajedilerle ilgili çok az film çekildiği için bir kıymete sahip olsa da vasatın ötesine geçemiyor.

Rafaél

Festivalin, Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında gösterilen Rafaél, uluslararası literatürde “Arap Baharı” olarak tanımlansa da aslında bölgede uygulanan parçalama politikasının Tunus ayağında yaşanan bir trajediyi konu alıyor. Tunus’ta tanışıp âşık olan Nazir ve Kimmy aşklarını evlilikle taçlandırsa da ülkede işler karışınca bürokratik sıkıntılar yüzünden ayrı düşüyorlar. Hollanda vatandaşı olan Kimmy rahatlıkla ülkesine dönerken, tüm çabalarına rağmen kocasını Tunus’tan çıkaramayınca Nazir’in alışıldık kaçak göç yolculuğu başlıyor. Filmin en dikkat çekici yönü, Hollandalı yönetmen Ben Sombogaart’ın İtalyanlara olan nefreti. Zira filmdeki İtalyanlar arasında insanlıktan nasibini almış tek bir kişi bile yok. Nazir’in legal olarak Hollanda’ya gitmesinin ve çiftin kavuşmasının önünde hiçbir engel olmadığı halde Hollandalılar dahil hiçbir uluslararası yetkili kılını kıpırdatmıyor ancak nedense film boyunca kabak İtalyanların başına patlıyor. Gerçek olaylardan esinlendiği ifade edilen film, teknik olarak da ortalamanın üstüne çıkamıyor ve Nazir’in zorlu göç yolculuğu sırasında flashback’lerle anlatılan aşk hikayesi ile bizi tahmin edilebilir bir sona taşıyor. Peki filmde adını veren Rafaél kim derseniz o da filmin final sürprizi olsun.

Holy Boom (Patlama)

Yunanistan’da bir göçmen mahallesinde geçen Holy Boom ilk iki filmden farklı olarak, bir yol hikayesi değil gerçekleştirilmiş göçler sonrası ortaya çıkan bir kesişen hayatlar hikayesi anlatıyor. Filipinli Ige’nin eğlence olsun diye mahalledeki posta kutusunu patlatması burada yaşayan pek çok göçmenin kaderini değiştiriyor. Uyuşturucu taciri, kaybolan LSD paketi için Lena ve Manou’nun peşine düşüyor. Yasadışı bir göçmen olan Adia ise kocası trafik kazasında ölünce, doğum belgesi postada kaybolan bebeğiyle bir başına kalıyor. Aynı mahallede oturan ve tüm bu olaylara bir şekilde karışan tek Yunan vatandaşı ise yaşlı ve muhafazakâr bir kadın olan Thalia. Uluslararası Göç Filmleri Festivali’nin “Yeni Yurtlar” bölümünde gösterilen film, kadın yönetmen Maria Lafi’nin rejisiyle diğer filmler arasında teknik olarak öne çıkıyor. Holy Boom, özellikle birbirini tanımayan insanların talihsiz tesadüfler sonucu kesişen hayat hikayelerini izlemeyi sevenler için iyi bir alternatif.

Omar and Us (Omar ve Biz)

Otoriter yapısı sebebiyle ailesiyle problemler yaşayan emekli bir jandarma komutanı ile deniz yoluyla Yunanistan’a geçebilmek için Ege kıyılarına gelen iki Suriyeli mülteci arasında yaşananları konu alan Omar and Us, festivalin Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması adaylarından. Biri Ukraynalı, diğeri Türk iki yönetmenin ortak rejisiyle karşımıza gelen filmde Yunanistan’a gitmek isterken Ege’de sıkışıp kalan mültecileri, Türkiye’de yaşayan iki Suriyeli oyuncu canlandırıyor. Pek çok festivalden ödülle dönen filmde, emekli jandarma komutanı İsmet’e hayat veren Cem Bender ise oldukça başarılı bir karakter yaratmış. İsmet’in askerlikten gelen katı yapısı ve mantığı her şeyin önüne koyan yaratılışı ile vicdanı arasına sıkıştığı anlar peliküle ustalıkla aktarılmış. Hatta filmin finalindeki sahne, İsmet’in mültecilerle kurduğu ilişkinin bağımdaşlık sendromu kapsamında ele alınabileceğine işaret ediyor.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin

HENÜZ YORUM YOK