BİZİ TAKİP ET...

    Sitede ara...

    Festival

    Berlin Günlüğü: 24 Weeks

    Berlin Film Festivali’nin en yürek burkan yapımlarından biri de Anne Zohra Berrached’in “24 Weeks”i (24 Wochen). Bir kadının, bir annenin yaşayabileceği en zorlu ikilemlerden birini, çok istediği bebeğini doğurup doğurmama tercihini anlatan filmin başrolünde ise Julia Jentsch yer alıyor.

    24 WEEKS Hikaye komedyen bir annenin ikinci çocuğuna hamile olduğu sırada sahneye çıkması ve şovunu yapmasıyla başlıyor. Herkes gülüyor, herkes mutlu, herkes neşeli. Ancak rutin testler sonrasında hamileliğin sıradan hamileliklerden biri olmadığı, bebeğin Down Sendromlu ortaya çıkıyor. Astrid ve hem eşi hem menajeri olan Markus bu çocuğu dünyaya getirme konusunda tereddüde düşüyor. Astrid biraz kendini biraz da çocuğun yaşamak zorunda kalacağı hayatı düşünerek bebeği aldırmayı aklından geçirse de Markus onu bu fikrinden vazgeçirmeyi başarıyor. Ancak ilerleyen günlerde, yine rutin bir kontrol sırasında bebeğin kalbinde iki delik olduğunu öğrenen ikili, değişen durum karşısında nasıl bir tepki vermesi gerektiğini bilmiyor. Astrid bir tarafta bebeği isteyen aşkı Markus, diğer tarafta ise kariyeri ve çocuğun yaşayacağı hayat arasında seçim yapmaya zorlanıyor. Medya, toplum, aile gibi baskılar altında, kendi hislerini de göz ardı etmeye çalışarak 24 haftalık süreyi geçmiş bir bebeği aldırıp aldırmamayı başta kendisiyle olmak üzere çevresindeki herkesle tartışıyor. Bütün bu süreçte ise bir annenin neler hissedebileceği, tıbbi perspektif nasıl yaklaşılması gerektiği ve önlerinde duran tercihler filmde ayrı ayrı perspektiflerden tartışılıyor.

    24 WEEKSKonusu itibariyle festivalin en ilgi çekici filmlerinden olan “24Weeks”in en büyük kusuru bir sinema filmi olmayı başaramaması. Konusuna odaklandığım için dikkatimden kaçırdığım, ancak uyarılınca fark ettiğim çok temel bir mesele var, o da yapımcılar arasında yer alan televizyonun filme olan etkisi. Karakterlerin konuşması tarzı, diyaloglar, tercih edilen sözcükler… Hepsi de geniş bir kitleye hitap etme arzusuyla bir televizyon dizisini andıran yapıyı perçinleme amacı güdüyor. Filmin dramatik yönünü öne çıkarmada etkili olmasına karşın tekrar düşününce akıllarda gerçekten de konusu iyi yazılmış bir dizi izlemiş hissiyatına kapılıyor insan. .Oyunculukların ortalamanın sütüne geçemediğini de söylemek gerekli. Ancak yine de konusu itibariyle oldukça etkileyici bir yapım. Ancak şimdiden uyarayım, hamileler ve yeni doğum yapmış olanlar kesinlikle izlemesin. İnsanın için sızlıyor izlerken.

    You May Also Like

    Liste

    80'ler dendiğinde akla ilk gelen şey o dönemin şarkıları olsa gerek. O dönemin bir başka alameti farikası da tüm yurdu saran Betamax, sonrasında da...

    Bana Onun Portre-sini Getirin

    Tarık Akan’ın, Ediz Hun’un, Hülya Koçyiğit’in, Necla Nazır’ın, Oya Aydoğan’ın, Selda Alkor’un, Tamer Yiğit’in, Süleyman Turan’ın, Gülşen Bubikoğlu’nun, Ajda Pekkan’nın… Bu isimler ilk kez...

    Liste

    Sırf o güzel şarkıları bir kez daha anmak adına yaptığımız Tüm Zamanların En İyi 15 Türkçe Rock Şarkısı araştırmasının bir parçası oldular.

    Misafir-le Görüşme

    Kompleksleriyle barışık, onlarla yaşamayı öğrenen Yaşar Alptekin, 19 yaşında yenmiş dudak kompleksini. Adana’da bir defilede kadını biri “Ne güzel dudakları var, aşka davet ediyor,”...

    Copyright © 2020 ZoxPress Theme. Theme by MVP Themes, powered by WordPress.

    • Bizi takip et