7. Sinemardin Uluslararası Film Festivali’nden Notlar…

7. Sinemardin Uluslararası Film Festivali, 8 Haziran akşamı yapılan açılışla start verdi. Açılışta Murathan Mungan’a Onur Ödülü takdim edildi. Ücretsiz olan gösterimler 15 Hazirana değin sürecek…

  Ercan Dalkılıç

Entelköy Efeköy’e Karşı başta olmak üzere, birçok yerli yapımın yer aldığı programda, en dikkat çeken yerli filmler Zeki Demirkubuz’un Yeraltı’sı ve son Berlinale’de En İyi İlk Film mansiyonuna layık görülen Emin Alper filmi Tepenin Ardı’ydı. Rezan Yeşilbaş’ın Cannes’da Altın Palmiye Kısa Film Ödülü’nü kazanan Sessiz (Be Deng) adlı kısa filmi de, festival kapsamında izleyicilerle buluştu. Yabancı portföydeyse Wes Anderson’ın Moonrise Kingdom başı çekiyordu…

Kaldığım iki gün boyunca bir tek Yeraltı’yı izleyebildim. Onu gördüğüme de pişman oldum, doğruyu söylemek gerekirse. Filme duyarsız izleyici profili ve teknik sorunlar filmi zehir etti. O yüzden bu filmle ilgili kesin bir yargı belirtmekten izninizle kaçınıyorum. Ama kabaca özetlemek gerekirse; Yeraltı, bir Zeki Demirkubuz filmi gibi değildi. İlk yarıda metinsel manada derdini anlatmaya çalışan film, ikinci yarıda birden resimle anlatıma indirgeniyor, bu da filmin sinematografik dilinde çok büyük bir yarılmaya sebep oluyordu. İkinci izleyişimden sonra, etraflı bir Yeraltı incelemesi kaleme almayı düşünüyorum.

Dediğim gibi, diğer gösterim salonlarının merkeze uzaklığı –uzaklık demişken kaldığım otelin uzaklığını da es geçmemek gerek, neredeyse Şırnak’taydı otel çünkü!- ve merkezdeki sinema salonundaki teknik yetersizlik nedeniyle başka film göremedim ne yazık ki. Ama Mardin’i görmek çok güzeldi! Mardin, hani derler ya, medeniyetler beşiği diye, aynen öyle bir coğrafyanın tam göbeğinde; Mezopotamya ovası sonsuzluğa uzanıyor adeta, gözlerinizin önünde… Tarihi mirası da cabası, bu toprağın her karışında Süryani, Yezidi, Ermeni… medeniyetlerinin izi sürülebiliyor. Mardin, tez zamanda tekrar gidilip görülesi bir şehir; restorasyonu tamamlandığında daha da muhteşem olacağına hiç şüphe yok.

Festivalin ilk gününde, Majid Majidi basın toplantısı düzenledi. Majidi, Hz. Muhammed’in hayatını filme çekiyor bildiğiniz gibi. Bununla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu Majidi; peygamberin suretinin 14. yaşına kadar göstereceğini söyledi. Sonra da, yani peygamberlik sıfatını aldığı yaştan itibaren de siluet olarak tezahür edecekmiş perdede Hz. Muhammed. Film için Tahran yakınlarında o dönem Mekke ve Medine’sinin seti kurulmuş. Filmin bütçesi tam 50 milyon $’mış. İran hükümeti, projesine çok olumlu bakıyor ve manen destekliyormuş. Maddi olarak filmi kimin desteklediğin açıklamadı Majidi. Ben Majidi’ye, onun sinemasal imlerinin, yoksulluk motiflerinin bu filmde de sürüp sürmeyeceğini sordum. Cevabı olumluydu, kendi çizgisinden sapmadan hikâyesini anlatacağını kendince dile getirdi. Bana kalırsa, hiç böylesi büyük bir işe kalkışmamalıydı. Ama bu görüşün aksini savunanlar da çıkacaktır muhtemelen; artık Hz. Muhammed filminin zamanın geldiğini… Ayıptır söylemesi, benden başka da doğru düzgün soru soran çıkmadı. Hep magazin ağırlıktaydı sorular. O yüzden bu faslı fazla uzatmadan diğer izlenimlere geçiyorum…

Gezdik, yedik, içtik… Mardin ekonomisine de katkıda bulunmamak olmazdı buraya kadar gelmişken. Acılı kebaptan başka bir şey koymadık ağzımıza tabii olarak! Mardin’e özgü bir içecek olan Asir’den içtik bol bol. (Asir’i kısaca, zencefilli limonata olarak tanımlayabiliriz sanıyorum.) Süryani kadınların kullandığı ayna/tarak’tan aldık; telkari (Süryani el sanatı) takılardan beğendik eşe dosta. Zafer işareti eşliğinde, poşuyu da takıp poz verdik objektiflere Mardin çarşısında, dosta düşmana karşı!

Sinemardin Uluslararası Film Festivali, henüz çok genç bir festival, daha uzun bir yol var önünde. Umarım önümüzdeki sene teknik ve organizasyon olarak daha sorunsuz bir festivalle buluşma imkânı elde ederiz. Kendi adıma çok mutlu ayrıldım Mardin’den, ama daha çok film izlemek isterdim doğrusu.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin