Ahir Zaman Mona Lisa’sı (Günah Şehri / Sin City)

günah şehri / sin city

Günah Şehri / Sin City, “Artık sinemada daha farklı ne yapılabilir ki?” sorusunun sorulmaya başlandığı bir noktada çıkageldi. Sin City, sinemaseverlerin heyacanını körüklemesi dışında, yapımcıları da motive edecek. (21 Temmuz 2005)


Çizgi-roman uyarlamaları eskiden beri yapılsa da, sinema tarihinin hiçbir döneminde son yıllardaki kadar çok, üstelik yüksek profilli yapımlar çıkmamıştı karşımıza. Bunun temel sebebi sinemada kullanılan teknolojilerin çok ilerlememiş olmasıydı. Bugün severek izlediğiniz Örümcek Adam, X-Men, Hulk ya da Batman gibi filmlerde karşınıza çıkan çoğu sahnenin bundan on yıl önce çekilebilmesi mümkün değildi.

Teknik olarak uygun şartların oluşması dışında yapımcıları bu konuda hareketlendiren diğer şey ise sinema sektörünün içine girdiği konu ve öykü sıkıntısı. Böyle bir dönemde yıllardır yayın hayatını sürdüren çizgi-romanlar Hollywood için mükemmel bir öykü ve karakter kaynağı. Yine de bugüne kadar çekilen bu türden filmlerde sinema ve çizgi-roman evliliğinin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirildiğini söylemek mümkün değil.

Büyük gişe başarısı elde etmiş Örümcek Adam gibi yapımları bu savın karşısına koyarsak, söz konusu evliliği tek bir açıdan (sinema) ele almış oluruz. Sinemaseverlerin sevgisine mazhar olsa da Örümcek Adam filminin öykü ve karakter dışında uyarlandığı çizgi-romanıyla hiçbir alışverişi yoktu.

Uyarlandığı çizgi-romanın ruhunu yansıtmaya çalışan ama gişede sesi soluğu çıkmayan ve sinema eleştirmenlerinin topa tuttuğu Spawn, Elektra gibi filmler bunun tam tersi örnekleri teşkil ediyor.

Burada, bugüne kadar yapılmış en iyi süper kahraman çizgiroman uyarlamalarından Hellboy’un hakkını verelim. Ama bu payeyi en iyi film değil, kaynak aldığı çizgi-romanı en iyi yansıtan film olduğu için verdiğimiz unutulmasın.

EGOSUZ YÖNETMENLER

günah şehri / sin city 3

Sin City’e baktığımızda ise böyle bir dengesizlikten eser olmadığını görüyoruz. Sinema ve çizgi-roman ilk defa bu kadar mükemmel şekilde birbirini tamamlıyor. Bu başarının formülü gayet basit aslında. Bu iki yönetmenin bir diğer ortak noktası “büyük yönetmen egolarını” bertaraf etmiş olmaları. İkisi de filmlerinde uyarladıkları çizgi-romanların yaratıcılarıyla birlikte çalışmaktan hiç erinmediler. Rodriguez daha da ileri gidip yönetmenlik koltuğunu Sin City çizgi-romanını yaratan Frank Miller ile paylaştı. Bunlar ilk aşamalar elbette.

HAKİKİ ÇİZGİ-ROMAN UYARLAMASI

günah şehri / sin city 2

Türkiye’de pek yapılmasa da Hollywood’ta bütün filmler için “story-board”lar hazırlanır. Story-board çekilecek sahnelerin referans alınacağı kare kare ilerleyen çizimlerdir. Teknik olarak çizgi-roman karelerinden pek bir farkı yoktur bu çizimlerin. Peki hazır çizgi-romanı varken neden bugüne kadar bu filmlerde neden ikinci bir kez story-board çizildi? Bu sorunun birden çok yanıtı olabilir. Yönetmen çizgi-romandaki öyküye aynen sadık kalmayacağı için, ya da kendi özgün karelerini yaratmak istediği için… Ama çizerin karelerini aynen almayıp yalnızca kahramanı ve öyküyü filme taşıdığınızda ortada bir çizgi-roman uyarlaması olduğundan söz edilebilir mi? Ben buna çizgi-roman sömürüsü derim ancak.

Dokuzuncu sanat kabul edilen çizgi-romanın dünyasında Frank Miller’ın Sin City’si adeta bir Mona Lisa tablosudur. Sin City’de ilk defa olarak çizerin çizgi-roman kareleri ve metinleri birebir beyazperdeye taşınıyor. Sonuç: bu muhteşem tablonun değerini tam anlamıyla yansıtabiliyor film. Belli ki Rodriguez bir sanat eserinin değerinin “eşsiz” olmasından ileri geldiğini farkında. Zaten bu farkındalık sayesinde ele aldığı eserin aslına sadık kalmış ve bu eşsizliği filmine de taşıyabilmiş.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin