Aşk ve şiir (Tutkunun Şairleri – Total Eclipse)

Arthur Rimbaud, Arthur Rimbaud, çok yetenekli ve zeki olduğunun farkına çok erken varır. Annesine göre; küçük yaşta babasını kaybeden Rimbaud, çalışmalı ve kendisine saygın bir yer edinmelidir. Ancak küçük Arthur, katiyen çalışmak istemez! Bu çocuk, yaşamı değiştirmek istemektedir; on altı yaşından itibaren hep kaçmak ve kurtulmak ister aile evinden. (1) Ama hiçbir zaman tam olarak başaramaz bunu. Her seferinde -er ya da geç- bir ‘bağlama limanı’ olarak kabul ettiği aile evine geri döner.

Ercan Dalkılıç

Rimbaud, 1871 yılında, komün çalışmaları sırasında, Paul Verlaine‘i tanıyan şiirsever ve felsefe tutkunu Charles-Auguste Bretagne ile karşılaşır. Kendisine, Verlaine’e mektup yazmasını salık veren de odur zaten. Rimbaud, mektubuna birkaç şiir de ekler. Verlaine onu yanıtlamakla kalmaz, “Geliniz, sevgili büyük ruh, bekleniyorsunuz” diyerek davet de eder. İşte “Total Eclipse” (Tutkunun Şairleri -1995), aynı yılın eylül ayında, Rimbaud’un, Paul Verlaine’nin davetine icabet etmek üzere başkent trenini beklerken gördüğümüz sahneyle açılır.

Paul Verlaine ve Arthur Rimbaud’un mektupları/ şiirlerinden yola çıkılarak, Christopher Hampton tarafından kaleme alınan senaryodan, Agnieszka Holland eliyle beyazperdeye aktarılan “Total Eclipse”, bu iki şair arasında başlayan, Paris’ten İngiltere’ye oradan da Brüksel-Belçika’ya uzanan, hayli şiddetli eşcinsel ilişki çerçevesinde şekilleniyor genel olarak. Filmin “Little Ashes” benzeri ‘bir aradaki sanatçılar filmi’ olduğunu söylemek mümkün sanıyorum. -Hatırlanacağı üzere “Little Ashes”; Lorca, Dali ve Luis Bunuel arasındaki ilişkileri merkezine alıyordu.-

Ne var ki, iki dahiyane şairin dopdolu hayatlarının yanında bu nevi bir anlatı, çok kısıtlı ve yüzeysel kalmış sanki. Gerçi film hedeflediğine ulaşmış büyük ölçüde: İki şair arasındaki uzatmalı aşk ilişkisi etraflı bir biçimde aktarılmakla kalmamış, bu ilişki yüzünden Paul Verlaine’nin eşi ve onun ailesiyle yaşadığı sorunlar da aynı bağlam içine gayet başarılı sığdırılmış. Bununla beraber şairlerin yaşadıklarının hayli romantize edildiğini, hikayenin bir aşk filmine öykündürüldüğünü belirtmek gerek. Oysa ki, şairlerin ‘Brüksel bozuşması’ başta olmak üzere, şiir sanatıyla ilgili derin görüş ayrılıkları yaşadıkları ve çok parasızlık çektikleri biliniyor. Ayrıca Rimbaud ve Verlaine, sergüzeştleri sırasında Komüncülerin evlerinde konaklamış ve sık sık politik faaliyette bulunmuşlar. Hatta Rimbaud’un, 1872’de Londra’da bir ‘Sosyalist (Komünist) Anayasa’ yazmayı tasarladığı yazılanlar arasında. (2) Filmde ise bu izleri takip etmek neredeyse imkansız gibi bir şey. Özellikle Rimbaud’un gizli polis raporlarına göre Kömün’e resmi olarak katıldığı göz önüne alınacak olursa, filmde Kömün’ün esamesinin okunmaması önemli bir eksik olarak yorumlanabilir.

“Total Eclipse”nin dramatik yapısı da sebep sonuç ilişkisine bakılmaksızın, iki şairin hayatındaki müşterek önemli olayların kolajlanması şeklinde oluşturulmuş gibi duruyor. Sözgelimi filmin Paris bölümünde –bu aynı zamanda ilk bölüm- Paul Verlaine ile birlikte katıldığı ‘Pis Herifler’ (‘Vilains Bonshommes’; Parnaslı şair, yazar ve ressamların ayda bir kez düzenledikleri bir araya geldikleri yemekli toplantı.) toplantılarının birinde sıradan bir şair sonesini okurken, Arthur Rimbaud’un “Merde!” (Pislik vb.) diyerek haykırması üzerine bir kavga çıkar. Bu kavga, Rimbaud’u şairler loncasının gözünden düşürecek, bunun akabinde cereyan edenler Rimbaud’un Paris’ten uzaklaştırılmasına kadar varacaktır aslında. Gelgelelim, benim kanaatimce Rimbaud’un hayatındaki kırılmalardan biri olan bu vaka, filmde bir kenar süsüne indirgenmiş ne yazık ki!

1870 yılında -16 yaşında- şiire başlayan ve 1875 yılında bıraktığı tahmin edilen Arthur Rimbaud’un, bu kısa süre içinde yazdığı şiirler modern şiiri sonsuza kadar değiştirdi. Bu aynı zamanda Rimbaud ve Paul Verlaine’nin aşk yaşadıkları döneme tekabül ediyor. “Total Eclipse” de Rimbaud’un bu üretken sürecine mercek tutmayı yeğlemiş elinden geldiğince. Finale doğru, şairin son dönemlerinde kanser olup, Marsilya’da bacağını kaybetmesi de yer bulmuş filmde fakat bir ‘yan değini’ olmaktan ileri gidememiş. Bir sır olmayan ama ‘yasak bölge’ olarak addedebileceğimiz, şairin köle ve silah tüccarlığı yönüne ise hiç girmiyor film. Merakla bu tabunun yıkılacağı günü bekliyoruz hep birlikte.

(1)

Sayıklamalar, I

Göreceksin, uluyacağım sokaklarda.

Zırdeli olmak istiyorum.

Kesinlikle mücevher gösterme bana, yerlerde sürünürüm,
halının üzerinde acıdan kıvranırım yoksa.
Kana bulamak isterdim zenginliğimi tepeden tırnağa.
Çalışmayacağım asla..

(2)

Bir emekçi olacağım ben:
çılgın öfkeler beni Paris savaşına
-ben şu anda size yazarken nice emekçilerin öldüğü yere-
doğru iterken beni burada tutan düşünce budur!

Şimdilerde kesinlikle, kesinlikle çalışmayacağım; grevdeyim ben.

Kaynak;

Ben Bir Başkasıdır – Arthur Rimbaud
Kırmızı Yayınları , Ekim 2008

Türkçesi : Özdemir İnce

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin