‘Aylak Adam’ın 3. Malatya Uluslararası Film Festivali Güncesi Vol. 3

3. Malatya Uluslararası Film Festivali’nin  artık sonuna yaklaşıyoruz. Bugün programımda sadece bir film vardı: Tanrı’nın Kuzusu. Onun da gösterimi son dakika iptal oldu. Daha doğrusu, salona girdik oturduk, sonradan bir açıklama ile filmin kopyasının oynatılamadığı açıklaması yapıldı. Kös kös geri döndük tabii otele…

Ercan Dalkılıç

İlkin, dün dört yıldız vererek festivalin en iyi filmi ilan ettiğim Broken’dan bahsedeyim biraz. Aslen aktör olarak bilinen Rufus Norris’in ilk uzun metrajı olan Broken’a, bir İngiliz banliyö draması denilebilir. Norris’in sinema dili Shane Meadows’a benziyor; hikaye bakımından da Alan Ball dramalarına yakın bir şey çıkarmış ortaya. Bir banliyöde komşular arasında iç içe geçen bir kurmaca yaratılmış; ancak bu kurmaca daha önce benzerini görmediğiniz türden. Öncelikle hiç zorlama değil, öyle bağlaçlarla birbirine ekleniyor ki hikayeler, aklınız yerinden oynuyor, deyim yerindeyse! Broken, bir başyapıt değilse bile, o rüştün çok da uzağına düşmemiş bana kalırsa.

Bir mafya filminden ne beklersiniz? Vizyonda kaçırdığım Bir Mafya Hikayesi’ni izlemeyi burada başardım! Bir Mafya Hikayesi, bir mafya filminden beklenileni fazlasıyla veriyor: aileye sirayet eden kan, hesaplaşmalar, köstebekler vs… Edmond Vidal ve Edgar Marie’nin birlikte yazdıkları kitaptan uyarlanan filmin sorunu eserdeki ilişki ağını olduğu gibi perdeye yansıtmayı denemesi. Yazı ve görüntü iki ayrı dil, eserdekini birebir perdeye aktarmaya yeltendiğinizde de oldukça karışık bir ilişki ağı bırakıyorsunuz seyircinin önüne. Hal böyle olunca da filminiz çekilmez oluyor! Bir Mafya Hikayesi’nin ilk yarım saatini çekebilip de atlayabilirseniz, sonrasında sizi iyi ama çok da farklı olmayan bir mafya hikayesi bekliyor. Türün sevenlerine önerebilirim rahatlıkla.

Doğrusunu isterseniz Lore’yi de izledim. Ne yalan söyleyeyim, bu akımı Malick başlattı: temsillere dayalı, müzikle lirik bir atmosferde, pek de dramatik olmayan bu kurmacalar pek bana göre değil. Ama yine de Lore’nin Malick filmleri gibi ağır olmadığını, biraz daha ‘izlenebilir’ olduğunu ifade etmeliyim.

Festival etkinleri bu sene hayli fazla: bunlardan biri de Ege Görgün’ün verdiği “Dünya Sinema Tarihi” semineri idi. Georges Melies’den, Lumiere Kardeşler’den başlayıp günümüz sinemasına uzanan bu seminere sadece 7 kişi katıldı! Bu rakam ilk bakışta az görünebilir, fakat onur konuğu dünyaca ünlü yönetmen John Sayles’ın basın toplantısına katılan kişi sayısını –ki bu rakam 5’tir!- ve seminer katılımcılarının niteliği ve sinema ile ilgilerini baz aldığınızda ortaya çıkan sonuç, hiç de şaşırtıcı değildi. Benim de Görgün’ün asistanlığını – planlı değil, spontan bir gelişmeydi bu- yaptığım seminer bana göre çok faydalı ve eğlenceliydi. Ben çok mutlu oldum Görgün’e asistanlık yapmaktan, umarım o da hoşnut olmuştur. Benim için önemli bir tecrübeydi…

Dizinin bu yazsını noktalamadan, daha önce yapmam gereken, ama sürekli unutageldiğim bir duyuruyu da yapayım izninizle: Görgün’ün galasını 49. Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nde yapan 30’lardan başlayarak 90’lara kadar uzanan 40 sinema dergisinin kapağının teşhir edildiği “Cumhuriyet Döneminden 40 Sinema Dergisi” adlı sergisi, festival sonuna kadar, Malatya Park’ta görülebilir.

Bir sonraki bölüm ‘Aylak Adam’ın 3. Malatya Uluslararası Film Festivali Güncesi Final Vol. olacak ve bu yazı ile festivalin de sonuna gelmiş olacağız…

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin