Bir Antichrist ve Lars Von Trier savunması: Film salt kadın düşmanı bir hatta seyretmiyor!

Lars Von Trier, en son 2006 yapımı “Emret Patronum”la (“Direktøren for det hele”) seyirci karşısına çıkmış, çizgisinden pek ödün vermese de genel olarak takındığı provakatif, sert tavırdan hayli uzak bir portre çizmişti. Yönetmenin yaklaşık dört yıl aradan sonra gelen, ilkin Cannes’te gösterilen “Antichrist”i için ise aynı şeyleri söylemek mümkün değil sanıyorum. Zira basında okuduğumuza göre hayli depresif bir dönemine rastlayan film, başta ‘kadın düşmanlığı’ olmak üzere birçok eleştiri ile karşı karşıya kaldı. Hatta film Cannes’te ‘Ekümenik jüri’ tarafından ‘Dünyanın en kadın düşmanı filmi’ ilan edilmiş, Lars Von Trier de ‘anti-ödül’ almıştı.

Ercan Dalkılıç

Yönetmenle daha önce “Dogville” ve “Manderlay”de çalışan, ayrıca “Milyoner”in (“Slumdog Millionaire”) de görüntü yönetmenliğini üstelenen Anthoy Dod Mantle imzalı, çok sofistike ve fazlasıyla pornografik bir girişle açılıyor “Antichrist”. Hikayesini daha önceki yapıtlarına benzer şekilde epizodik bir anlatımla aktarmayı yeğlemiş yönetmen yine. Prologta trajik bir olay da yaşanıyor aynı zamanda. Handel’in barok operası ‘Rinaldo’ eşliğinde, Charlotte Gainsbourg ve Willem Dafoe’nin canlandırdığı çiftin çocukları –Nick- çift sevişmekteyken, çocuk odasından çıkıyor ve kadının gözleri önünde pencereden aşağı düşüyor!.. Daha sonrasında Willem Dafoe’nin bir psikolog olduğunu ve eşinin yaşadığı travmayı atlatmasına yardım ettiği sürecin adımlarını izlemeye başlıyoruz.

“Antichrist”in içerdiği sembolizm ve göndermelerin tamamıyla açıklanabilir olduğunu savunmak çok ‘basit birt totoloji’ olmaktan ileriye gidemez bana kalırsa. Öyle ki filmin ismi, Nietzche’nin Zerdüşt sonrası dönemine rastlayan bir yapıtı ile aynı. Kitap gibi film de Christ öğelerle örülü gibi aslında. Meşe ağacından mütemadiyen düşen palamutların tedirginliği altında bir dağ evinde bir travma ile baş etmeye çalışan bir erkek ver bir kadın; akabinde bu palamutlar hakkında kadının sayıkladıkları önemli. Kadın, yüzbinlerce palamuttan sadece bir tanesinin ağaca dönüşebileceğinden bahsediyor konuşmasında. (Meşe palamutu=Sperm?) Nick’e bir İsa misyonu yükleniyor da olabilir burada tabii. Diğer bir yandan da Havva ile Adam’ın açık bir tezahürü gibi filmdeki karakterler. Zaten filmin sadece iki karakter arasında kurgulanması da buna kanıt olarak öne sürülebilir. Bununla birlikte filme mağara, mitolojik bir ağaç ve çeşitli hayvan sembolleri serpiştirilmiş ki, bütün bunların hizmet ettiği tek şey kaotizm resmen! Mağaradan çıkan karga benzeri canlı ise bana “Fight Club”ta Tyler Durden’in mağarasındaki pengueni anımsattı nedense. Hatırlarsanız filmde Durden, bir içsel yolculuğa çıkıyor ve mağarasında bir penguene rastlıyordu. Fakat başta da belirttiğim gibi, bu filmle ilgili yapılacak bütün değerlendirmelerin, yanlışlanabilir olduğunu ve kanıtlanamazlık bölgesinde yattığını unutmamak gerek.

Açıkçası filmin salt kadın düşmanı bir hatta seyrettiğine katılmak elde değil. Ancak Lars Von Trier’i sırf bunun için linç etmek haksızlık gibi geliyor bana. Kadın karakterin eşine duyduğu nefret provakatif olarak ele alınmış filmde. Kadın, Hostel ve Saw serisi filmlerindeki seri katillere taş çıkarıyor adeta. Kendini ve eşini hadım etmeye kadar götürüyor işi -cinsiyet kavramını notrluyor- üstelik kadının adama duyduğu sevgi bu kadar olağanüstü bir haldeyken. Adamın kendini ve Nick’i ihmal ettiğinden, kendini mesleğine verdiğinden yakınıyor kadın, çocuğun ölümüne göz yummakla adamdan intikam alıyor bir nevi! Kadının buna kasten izin verdiğini düşündürten çok fazla şey detay filmde. Bunlardan en önemlisi; kadının, Nick’in de gittikçe kendinden uzaklaştığından dem vurması, Nick’e karşı da bir nefret geliştirmiş kadın zaman içinde görüldüğü üzere -Nick de erkek bu arada, eklemekte yarar var. Final sahnesinde de, kadının tez konusu olan kadın katliamına dair gördüğümüz görsellerden bir parça canlanıyor. Yönetmenin arada toprak altında resmettiği cesetler ayaklanıp yukarı doğru, ilahi olana doğru harekete geçiyorlar. Lars Von Trier, kadın katline uğrayan bu kitleyi kutsamış böylelikle sanki. “Antichirst”in salt kadın-karşıtı bir minvalde şekillenmediğinin gayet açık olduğunu düşünüyorum kendi adıma. Aslında filmin yer yer kadın tarafında yer aldığını bile ifade etmek mümkün.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin