Bir sahte yeni zaman peygamberciği portresi: Melis Alphan a.k.a Haftanın Şuursuzu

Şimdi şöyle yazsam ben: “Kadınların şişman olmasını anlarım, ama o şişman halleriyle mini etek giyip tombul bacaklarını gözümüze sokmasınlar.” Hakkımda ne düşünürsünüz? Peki ya şöyle?: “Ben karım çalışsın istemezdim. Otursun evde çocuklarına baksın!” Şimdiden nefret ettiniz di mi benden kızlar? Peki, Melis Alphan‘ın bunların simetrik muadillerini yazmasına niye sesiniz çıkmıyor o zaman? Yoksa gazetedeki uyduruk bir köşe de yapılınca sosyal içerikli cinsiyet faşizmi olmaktan çıkıyor mu bu söylemler?


29 Haziran 2010 Hürriyet Kelebek

“Erkeklerin tişörtlerini atıp üstsüz gezmesine itirazımız yok. Ama bir ricamız var. N’olur bira göbeklerini gözümüze sokmasınlar. Metallica konserinde sağımız, solumuz, önümüz, arkamız elinde bira, önünde göbek bir dolu erkekle çevriliydi. Bir ara havaya bakmaktan boynumuz tutuldu.”

Buyrun… Bu faşizm değil de ne şimdi? Kutsal kitaplarda dahi ideal bir insan ölçüsü verilmiyor. Peki, bu yeni zaman peygambercikleri hangi kaynağa dayandırıyorlar ideal erkek şekil şemalini?

25 Aralık 2010 Hürriyet Kelebek

“Kocamın ve benim gelirim arasında uçurumlar olsun istemem… Benim idealim, ikimizn de eve aşağı yukarı aynı miktarlarda para sokmamız.”

İstikamet mantık evliği yani kızlar, anladınız di mi? Sevmişsiniz, kafanız uyuşmuş, bunlar artık hikaye. Cüzdanınız uyuşuyor mu, hayat standardınız yükselecek mi bu evlilik sayesinde, ona bakacaksınız.

İşsizliğin bu kadar çok olduğu bir ülkede, daha da önemlisi orantısal olarak işten çıkarılmanın en fazla yaşandığı bir sektörde çalışan birinden bundan daha talihsiz sözler duyulabilir mi? Üstelik yıl sonu olması hasebiyle “geleneksel olarak” dergisi kapatılacak, dolayısıyla işten çıkarılacak bir sürü meslektaşının olabileceğini düşünmüyor mu bu yazar-kişi? Düşünmüyor, düşünemiyor. Şu anda bile kocası iş arayan bir sürü gazeteci arkadaşı olduğunu aklına getiremeyecek kadar yüzeysel düşünüyor,  empati kapsama alanı minimize edilmiş yaşıyor çünkü, dolayısıyla çalakalem yazıyor. Üretmeye çalışırken bile tüketiyor, farkında değil.

Zamanın kirli ruhu bundan güzel gözler önüne serilemez herhalde.

Anahtar kelimeyi de atlamamak lazım;  “ideal.” İnsanlık bu kadar sevimsiz hale geldiyse, bir tüketim toplumu yaratıldıysa özünde çok büyük değerler taşıyan bu kavram sayesinde. Sistem bir sopanın ucuna taktığı bu kavramı tüketim toplumunun önünde sallıyor. Tüketim toplumu bu ideale ulaşmak için hababam koşuyor, ama sistemin onun sırtında olduğunun, dolayısıyla ne kadar koşarsa koşsun o havuca yetişemeyeceğinin farkında değil.

Sistem neyi idealize ediyor peki? Satabileceği her şeyi! Güzelliği mesela… Güzel olmak istiyorsan şöyle giyinmelisin, şu ölçülere ve kiloya sahip olmalısın… Sonra hesapta seni bu ideal şekle kavuşturacak ürünlerle karşına çıkıyor.

Kapitalizm motorlu bu sistemin kalbi bankaysa, beyni de medya. Melis Alphan gibi seçilmiş ahkamcılar bu beynin içindeki hücreler. Gazetelerinin “seçkinleri” olarak görevleri seçkinliğin tanımı yapmak, tanımını kendi yaptıkları bu kavramı idealize etmek ve bunları size bir güzel yutturmak.

Kimbilir belki de abartıyorum gazetelerin ikinci sayfasında ve eklerinde yazan bu hatun kişileri. Belki de bir yeniyetmenin şuursuzluğu, cahilliği ve saftorunluğuyla yazıyorlar, kötü niyetleri olmadan. Ama gazeteleri de, yöneticileri de mi farkında değil bunların ahkamlarının nerelere gittiğinin?

Bal gibi farkındalar elbet. Onlar kimi öne çıkartıp çıkartmayacaklarının hesabını çok iyi yaparlar. Sistemin beyni olan medya, yönetimi gazetecilere ve sahip-iş adamlarına bırakılamayacak kadar mühimdir.

Birbirlerinden pek farkları yok bunların. Bebeğinin dadısını aşağılayan da bir, dergilere çıplak poz veren de bir, yatakta nelerden hoşlandığını yazan da bir, kime verileceğinin verilmeyeceğinin fetvasını veren de bir… Bunlar sahte yeni zaman peygambercikleri… Müritleri de azımsanmayacak kadar çok üstelik.  Bunun sağlaması Twitter’dan yapılabilir…

Sonuç…

Bombok…

Sifonu çekmek isteyenler da azınlıkda… Yakın bir saatte de çoğunluk olabileceklermiş gibi görünmüyorlar…

Peki ne yapıyoruz? Kendisini Haftanın Şuursuzu ilan edip bir shuriken fırlatıyoruz…

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin