Bizden de PCnet’e selam olsun! + Bu hafta ne seyrettim?

İnternet dendi mi akla gelen ilk dergi PCnet bu ay 150. sayısıyla piyasada. Dergi bunun şerefine ekstra bir para talep etmeksizin muhteşem hediyeler (30 adet Charlie Chaplin kısa filmi gibi)veriyor okurlarına. Kapak konusu ise derginin editörlerince bu sayıya özel belirlenen 150 Sihirli Adres. Bizi en çok ilgilendiren kısım da burada başlıyor. Gördüğüm kadarıyla o 150 adres içindeki sinemayala ilgili 3 adresten biri TersNinja.com, diğeri de Ötekisinema.com… Öyle mesudum ki anlatamam, sevgili Ninja.

Ben oradaydım… Sene 1998 heralde… PCNet’in ilk sayısı çıkarken ben de Doğan Burda (O zaman Rizzoli’si var mıydı?) binasında sefil bir editördüm. Bu yüzden derginin içinde görüş veren bazı eski çalışanları görünce, hem o dönemi, hem o dostları hatırladım… Mehmet Dursun, Yıldıray Baştürk, Murat Deligöz (Şu an Ters Ninja’nın server sağlayıcısı ve her teknik derdimize koşanı kendisi), yakın zamanda  derginin yayın yönetmenliğine getirilen Erdal Kaplanseren… Benim E-kolay bokuna yönetici kıvamında Hürriyet binasının yolunu arşınladığım orta-yeni dönemden (2004 mü?)  o zamanki yayın yönetmeni Ersin Akman ve gözlerindeki dahi ışıltısı o zaman bile yüz metreden görülen Selim Şumlu… (17 yaşında mı neydi daha?)


Murat Deligöz, o günlerde görülüyor…

Artık görüşemezsek da yollarımız sanal alemde sık sık kesişiyor bu dostlarla. Facebook, Twitter, Friendfeed sağolsun… Dat’la (Murat Deligöz) komşuyuz ama bütün ilişkimizi google talk aracılığıyla götürüyoruz adamı 12 senedir görmedim rahat. Tabi katılıp Asuman Krause ise beni çatlatırcasına flört ettiği Wipe Out yarışmasını saymazsak.

Bu ay PCnet almanız için pek çok neden var. Her ay almak içinse iyi bir neden… İnternetle ilgili Türkiye’nin en iyi yerli ve özgün içeriği…

*

Bu hafta fazla film seyredemedim… İzlediklerimi hızlıca bir geçeyim müsadeniz olursa… (Bugün pek mi kibar, pek mi zarifim ne!)

Peter Jackson‘ın Cennetimden Bakarken (Lovely Bones) filmini yeni izleyebildim mesala… İnsanların neden beğenmediğini anlayabiliyorum bu filmi. Jackson’dan çok beklenebilecek bir film değil her şeyden önce. Sıradışı değil çünkü. Buna rağmen teknik ustalığı karşısında şapka çıkarmak lazım kendisinin. Ve hikayenin kendisine ait olmadığını akılda çıkarmamak… Jackson’un elini kolunu bağlayan bir roman var ortada, buna rağmen yine de Yüzüklerin Efendisi‘nde olduğ gibi bir kez daha bir uyarlama sihirbazo olduğunu göstermiş Jackson. Öyküyü tüm içeriği ve duygusuyla seyirciye aktarmış. Klişe sahneleri filme olabildiğince yedirmiş ama ne yaparsanız yapın, klişe klişedir nihayetinde. Jackson hayatının en duygusal döneminde  olmalı böyle bir filmi çekmeye kalktığına göre. Hobbit öncesi bir Xanax attırmış abi işte, çok mu?

Samuel Fuller imzalı film White Dog‘u (1982)ise evde seyrettim. Film Romain Gary‘nin aynı isimli 1970 tarihli romanından uyarlanmış. Teknik anlamda öyle ahım şahım bir film değil belki ama ırkçılıkla ilgili yazılmış en keskin hikayelerden biri olduğu şüphe götürmez. Zencilere saldıran bir ırkçı olmak eğitilmiş bir kurt köpeğinin (Beyaz Köpek bu anlama geliyormuş) hikayesidir bu. Ona yanlışlıkla çarpıp sahiplenen kadın bu gerçeği öğrenince köpeği uyutmak yerine, ona öğretilmiş bu dürtüyü yok edebilecek birini arar. Zenci bir hayvan terbiyecisi bu riskli görevi kabul eder. Ama bu dürtüyü kazanması için bebekliğinden başlayarak bir zenciye dövdürtülen köpeğin normale dönme şansı oldukça düşüktür.

Bu iki film dışında neler seyrettim bakalım. Pek gürültülü PR’la gelen V dizisini ilk bölümünü seyrettim, hiç beğenmedim. Star Wars: Clone Wars‘ın ilk 12 bölümünü seyrettim ve bir kez daha o evrende yaşıyor olmak istedim. Genç bir “kardeş”imin  vasıtasıyla Greg Mottala‘nın Adventureland‘ini ve önerisi için kensine minnet duydum.  Ve elbette Anadolu’nun Kayıp Şarkıları…


Basın gösterimine gittiğim film beni tam anlamıyla büyüledi. Büyülenmeye evde başlamıştım çünkü filmin müziklerini içeren albümü dinliyordum bir zamandır. Ama yönetmen Nezih Ünen‘in düzenlemelerini yapıp modern bir şekle soktuğu o muhteşem halk ezgileri  görüntüler eşliğinde dinlenince daha bir anlamlı, daha bir etkili oldular. Bu filmi sinemada izlemeyi ihmal etmeyin lütfen. Kendinizi seviyorsanız, etmeyin… Filmden çıktığımda aklımda şu cümle vardı: “Bu filmin izleyene zerk ettiği duyguyu tüm hayatımıza  yayabilseydik, dünyada ne çatışmalar kalırdı, ne savaşlar.”

Eşrefoğlu Al Haberi‘ni bize dinletip sevdiren Nezih Ünen’e de selam olsun….

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin