Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (15 Haziran 2012)

Dağıtımcılarımızı yaz rehaveti sardı anlaşılan. Bu hafta dört film buluşacak izleyicilerle: Tim Burton’un, ünlü TV dizisinden beyazperdeye aktardığı vampir çeşitlemesi Karanlık Gölgeler kuşkusuz bu haftanın en önemli filmi. Vincent Paronnaud ve Marjane Satrapi’nin Persopolis’ten sonraki müşterek icraatı Azrail’i Beklerken; Will adlı bir Liverpool fanatiği çocuğun L’pool-A.C.Milan CL finali için İstanbul’a doğru yaptığı yolculuğu anlatan Babam İçin ve Pawel Pawlikowski’nin Douglas Kennedy uyarlaması Gizemli Kadın, haftanın diğer seçenekleri… Herkese iyi seyirler…

Karanlık Gölgeler (Dark Shadows)

Yönetmen: Tim Burton

Senaryo: John August, Seth Grahame-Smith, Dan Curtis (dizi)

Oyuncular: Johnny Depp, Michelle Pfeiffer, Eva Green

Yapım: 2012 / ABD / 113 dk.

 

 

Eski televizyon dizlerinin beyaz perdeye uyarlanması bir zamandır oldukça revaçta bir durum. Ünlü yönetmen Tim Burton da bu furyaya katıldı ve 1960’ların popüler dizisi Karanlık Gölgeler’i (Dark Shadows) sinemaya uyarladı.

1770’lerde lanetlenip 200 yıl bir tabutta kalan ve 1960’larda kazayla tabutundan kurtarılıp hayata döndürülen Barnabas Collins’in gerçek aşkı Josette’i arayışının hikayesini anlatan dizinin film uyarlaması da aynı konu etrafında geçiyor.

1760’da Collins ailesi Liverpoll’dan Kuzey Amerika’ya gelirler. Burada balıkçılıkla uğraşan aile bölgeye kendi isimlerini verirken, muhteşem bir de malikane inşa ederler. Ailenin oğlu Barnabas (Johnny Depp) hizmetkarlardan Angelique Bouchard (Eva Green) ile gönül ilişkisi yaşamaktadır ama ona aşık değildir. Bir zaman sonra ailesi bir kazada ölür ancak Barnabas bunun kara büyü nedeniyle olduğuna inanır.

Barnabas bir zaman sonra aradığı aşkı Josette (Bella Heathcote) isimli bir kızda bulur. İkilinin aşklarını kıskanan Angelique’in yaptığı büyü nedeniyle Josette intihar ederken Barnabas da bir vampire dönüşür. Angelique halkı ona karşı kışkırtarak bir tabuta kilitler ve tabutu gömer. Aradan yaklaşık 200 yıl geçmiştir. Artık Collins ailesi eski ihtişamını kaybetmiştir ve bölgede başka bir şirket balıkçılık işinde oldukça ilerlemiştir.

Bu esnada ailenin çocuklarına bakıcı olmak için Maggie Evans (Bella Heathcote) isimli bir kız başvurur. Ailenin reisi şimdi Elizabeth Collins Stoddard’dır (Michelle Pfeiffer). Kardeşi Roger (Jonny Lee Miller) eşini bir azada kaybetmiştir ve oğlu David (Gulliver McGrath) ile pek ilgilenmemektedir. David için eve kısa bir süreliğine gelmiş olan psikolog Julia Hoffman (Helena Bonham Carter) artık evin bir bireyi gibidir. Bu arada Elizabeth’in kızı Carolyn (Chloë Grace Moretz) ise ergenlik çağının tüm sorunlarını yaşamaktadır.

Tüm bunlar olurken Barnabas kazı yapan işçiler tarafından bulunur ve tabutu açılır. Kendisini bulan işçileri öldürüp kanını içen Barnabas sonrasında malikaneye gider. Burada Elizabeth’e gerçekleri anlatır ve ikili bir anlaşma yapar, buna göre Barnabas kimliğini söylemeyecek ve evdekilere zarar vermeyecektir. Elizabeth de buna karşı onun evde yaşamasına izin verecektir. Barnabas ailesini yeniden eski günlere getirmek için çalışırken kendisini aileye Victoria diye tanıtan Maggie ile karşılaşır. Eski aşkı Josette’e oldukça benzeyen genç kıza ilgi duyan Barnabas bu arada 1970’lerin dünyasına ayak uydurmakta zorlanmaktadır. Diğer yandan yüzyıllardır anne-kız şeklinde kasaba halkını kandıran Angelique Barnabas’ın tabuttan kurtulduğunu öğrenir.

Jonny Depp’in çocukken hayranı olduğu ve dizide Barnabas’ı canlandıran Jonathan Frid’i örnek alarak bir kompozisyon çizdiği aşikar. Fakat Nosferatu filminde vampiri canlandıran Max Schreck’in de kimi mimik ve hareketlerini görmek de mümkün. Ayrıca Barnabas çoğu filmdeki vampirlerin aksine, ruhuna sahip. Filmde bu açıkça anlatılmasa da, aşkını hala yaşayan, ailesine önem veren Barnabas izleyiciyi de bu şekilde eline geçiriyor.

Tim Burton daha önceki filmlerindekine benzer şekilde kendisine has bir atmosfer yaratıyor Karanlık Gölgeler‘de. Film başından itibaren oldukça eğlenceli. Ne var ki Amerikan ve İngiliz komedileri arasındaki farka benzer şekilde bu filmde de espriler bilinen kaba şakaların dışında ve filmde kimi zaman ince atıflar mevcut.

Kimi sahnelerde filme komedi demek zor olsa da Karanlık Gölgeler oldukça hoş bir film. Hele ki bir diziden uyarlandığı düşünülürse oldukça başarılı bir şekilde kotarılmış denebilir.

Ali Abaday

***

Azraili Beklerken (Poulet Aux Prunes)

Yönetmen ve Senaryo: Vincent Paronnaud, Marjane Satrapi

Oyuncular: Mathieu Amalric, Edouard Baer, Maria de Medeiros

Yapım: 2011 / Fra-Alm-Bel. / 93 dk.

 

 

 

İranlı yönetmen Marjane Satrapi‘nin Vincent Paronnaud ile ikinci işbirliği Azrail’i Beklerken‘in (Poulet Aux Prunes), ölüm hakkında cümleleri olsa da esasında Doğu’ya has kırık bir aşk hikâyesi anlatıyor. 1958’in Tahran’ında keman virtüözü Nasser Ali, üstadının hediye ettiği kemanı kırılınca hayattan umudunu keser ve ölmeye karar verir. Sekiz gün boyunca Azrail’i beklemeye başlar. Bu bekleyiş sırasında çocukluğundan evliliğine, başarısız okul günlerinden erkek kardeşi ile olan ilişkisine ve nihayet ömür boyu unutamadığı ilk aşkı İrane’ye kadar hayatını gözden geçirir.

Marjane Satrapi ile Vincent Paronnaud‘nun ilk çalışması animasyon Persepolis gibi Azrail’i Beklerken de Satrapi‘nin çizgi romanından uyarlanıyor. Bu kez, çizgiden uzaklaşan ikili, çok da uzak duramıyor. Kurmaca olarak çekilen film; görsel ve kurgu anlamında çizgi roman estetiğinde ve masalsı bir atmosferde anlatıyor hikâyesini.

Fransa’da yaşayan İranlı yönetmen Satrapi, İran’ın ve genel anlamda Doğu’nun ‘aşk’ı ve hayatı yaşama tarzı ile ilgili dertlerini Azrail’i Beklerken‘e de taşıyor. Geleneksel yapının birey üzerindeki yaptırımlarının Nasser Ali gibi dünyayı dolaşmış bir sanatçı üzerinde bile etkili olabileceğini söyleyerek eleştiri oklarını batırıyor yönetmen. Öte yandan ölüm ve sonrası için sözünü de sakınmıyor. “O zamanki adım Nasser Ali’ydi” diye başlıyor mesela. Bergman‘ın Yedinci Mühür’ündeki gibi Azrail ile koyu bir sohbet var filmde. Nasser Ali’nin son sekiz günü, Doğu’ya has bir muhasebeden ziyade, modern insana yaraşır bir hatırlayış ve hayıflanış şeklinde tezahür ediyor. Dolayısıyla film, aşkın ve ölümün elinden çeken bir insanın masalsı ve mizahi biyografisi olarak kalıyor; ardında fazla bir şey bırakmadan. Bıraktıkları, Persepolis’e sesini veren Chiara Mastroanni‘nin bu kez yüzüyle yer alması, Isabella Rossellini‘nin gelenekçi anne rolü, Serge Avedikyan‘ın pîr-i fâni şeklinde görünmesi ve Mathieu Amalric‘in çizgi romandan fırlamış oyunculuğu…

Ali Koca

***

Babam İçin (Will)

Yönetmen: Ellen Perry

Senaryo: Ellen Perry, Zack Anderson

Oyuncular: Damian Lewis, Bob Hoskins, Rebekah Staton

Yapım: 2011 / B.K. / 102 dk.

 

 

Bazı kişiler için, “Asla yanlız yürümeyeceksin” (You’ll never walk alone) sözünün ayrı bir anlamı vardır. Onlar için bu sadece bir söz ya da bir şarkı olmaktan çok ötededir. Bu söz tüm dünyada Liverpool’a gönül verenler için neredeyse bir dua gibidir. Aynı zamanda birbirlerini tanımalarını sağlayan bir slogandır. Ve şayet Liverpoll’a gönül veren bir futbolseverseniz, o zaman sizin için 25 Mayıs 2005 yılının ayrı bir önemi vardır. İstanbul’da Atatürk Olimpiyat Stadı’nda oynana Şampiyonlar Ligi final maçında Liverpool ile Milan karşı karşıya gelmişti.

Babam İçin (Will) işte bu maçı hikayesinin merkezine alarak 11 yaşındaki Liverpool taraftarı Will’in (Perry Eggleton) hikayesini anlatıyor. Annesini kaybetmiş olan Will, yatılı bir okulda okumaktadır. Babası Gareth (Damian Lewis) onu ihmal etmiştir ama şimdi geri dönüp oğluyla tekrar bağlantı kurmak istemektedir.

Bunun için Gareth önce yakın arkadaşı olan Davey’nin (Bob Hoskins) pubının üstünde bir odaya yerleşir. Sonrada Will’i görmeye gider. Baba oğul kısa zamanda yine birbirlerine bağlanırlar. Gareth oğluna Şampiyonlar Ligi final bileti verir. İkili İstanbul’a gitme planları yaparken bir sabah Gareth ölür. Will ne yapacağını bilemezken oda arkadaşları Ritche (Brandon Robinson) ve Simon (Kieran Wallbanks) onu İstanbul’a gitmesi için yüreklendirirler. Will arkadaşlarının yardımıyla İstanbul’a gitmek için okuldan kaçar ve yola çıkar. Paris’e ulaştığı zaman Yugoslavya parçalanmadan önce futbolcu olan Alek (Kristian Kiehling) ile tanışır. İlk başta Alek bu çocuğa pek ilgi göstermese de kısa bir zaman sonra onun tutkusunu ve cesaretini taktir ederek yol arkadaşı olur.

Kazanmak için inanmak gerektiğini anlatan film, bir yol hikayesi olmasının dışında baba oğul ilişkisi, futbolun birleştiri yanları, kara mayınları gibi pek çok konuya da değiniyor.

Babam İçin bazı yönlerden izleyiciye başrolünde Ömer Şerif’in oynadığı İbrahim Bey ve Kuran’ın Çiçekleri (Monsieur Ibrahim et les fleurs du Coran) filmini anımsatıyor. Ancak çoğu spor filmindeki gibi seyirciyi ümitsizliğe yaklaştıran ve çoşturan bir sahneleri de var.

Babam İçin’in ilginç bir yanı da bir Türk şirketi, Galata Film, tarafından uluslararası sinema için yapılmış ilk film olması.

Hatırlamayanlar için Liverpool – Milan arasında oynana Şampiyonlar Ligi maçı futbolun neden kitleleri çeken bir oyun olduğunun da en önemli kanıtlarındandır. İlk yarısı 3-0 Milan’ın üstünlüğü ile biten maçın ikinci yarısında Liverpool 3 gol atmış ve maçı penaltılarda 3-2 kazanarak Şampiyonlar Ligi kupasını müzesine götürmüştü.

Buradan sonrası spoilera girebilir ancak maçın birinci ve ikinci yarısı da filme katılsaydı hikaye çok daha güzel olabilirdi gibi geliyor. Zira Will’in yolculuğununa oldukça benzer bir şeklide gelişmişti maç da.

Babam İçin’in sürprizleri arasında Liverpoll taraftarları için oldukça önemli olan üç isim de var, Jamie Carragher, Kenny Dalglish ve Steven Gerrard.

Ali Abaday

VİZYONA GİREN DİĞER FİLM:

Gizemli Kadın (La Femme du Veme)

Yönetmen: Pawel Pawlikowski

Senaryo: Pawel Pawlikowski, Douglas Kennedy

Oyuncular: Ethan Hawke, Kristin Scott Thomas, Joanna Kulig

Yapım: 2011 / Fra-Pol-B.K / 85 dk.

 

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin