Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (16 Mart 2012)

Bu hafta vizyonlarımıza altı film konuk oluyor. Bunlardan Patlak Sokaklar: Gerzomat ve Süpertürk yerli film izleyicileri tavlamaya adayken; soygun denemesi Son Vurgun, romans çeşitlemeleri olarak tanımlanabilecek Aşkım Benim ve Gökten Bir Uydu Düştü, bizce senenin kalburüstü filmlerinden Sığınak‘ın önünü kesmeye çalışacak… Herkese iyi seyirler…

Sığınak (Take Shelter)

[xrr rating=4/5]

Yönetmen: Jeff Nichols

Senaryo: Jeff Nichols

Oyuncular: Michael Shannon, Jessica Chastain, Shea Whigham

Yapım: 2011 / ABD / 120 dk.

Ekonomik kriz günümüz sinemasında, gelecekte adından akım olarak bahsedeceğimiz bir kırılma yarattı. En son Lars von Trier, Melankoli (Melancholia) filmiyle ekonomik krizin yarattığı travmayı beyazperdeye aktarmıştı. İlk uzun metrajı filmi Shotgun Stories’de işçi sınıfının sorunlarla dolu gündelik hayatına bir bakış atan Jeff Nichols, yeni filmi Sığınak’ta (Take Shelter) ekonomik krizin bir işçi ailesi üzerindeki etkilerine çeviriyor kamerasını. Ama bunu yaparken, tıpkı Lars von Trier’in Melankoli’de yaptığı gibi, felaket filmi trüklerinden faydalanıyor.

Kahramanımız Curtis (Michael Shannon), bir işçi sınıfı üyesi, taşrada eşi ve bir kızıyla birlikte yaşıyor. İsterik bir karakter Curtis, bu sınıfın her üyesi gibi o da geleceğine kaygıyla bakıyor. Bu baskı bir dakikadan sonra dayanılmaz bir hal alıyor Curtis için. Halüsinasyonlar görmeye başlıyor, zihinsel bir yabancılaşma içinde gerçeklikten kopuyor ve bir kasırganın dünyanın sonunu getireceğine inanmaya başlıyor. Bu felaketten korunmak amacıyla, evinin arkasındaki sığınağa varını yoğunu harcayan, bununla da yetinmeyip banka kredisi çeken Curtis, ekonomik olarak kendi ailesinin sonunu hazırlamış oluyor böylelikle. Bu noktada ‘örtük bir meta fetişizmi eleştirisi’ gerçekleştiren Sığınak, altmetni ve anti-kapitalist alegorileriyle dikkat çeken, çok sağlam bir dramatizasyona sahip.

Melankoli’de de Justine adlı karakter, Curtis’inkine benzer bir yabancılaşma yaşıyordu anımsayacağınız üzere. Bu iki karakter oldukça paralel birbirine; kimse onlara inanmıyor, fakat onlar dünyanın sonunun geldiğini söyleyip duruyorlar insanlığa. Belki de onlar getiriyor dünyanın sonunu kim bilir! Kapitalist birey eylemsizliğiyle yaşadığı evrenin dolayısıyla da kendinin sonunu hazırlıyor, demeye mi getiriyor acaba film? Nitekim her iki film de, benim burada yazmamın etik kaçmayacağı, birbirini hayli çağrıştıran sahnelerle sona eriyor.

Yönetmen Jeff Nichols’un, psikolojik ve yer yer doğaüstü gerilim öğeleriyle desteklediği filmin, aynı zamanda gönderme de yaptığı Steven Spielberg’in Üçüncü Türden Yakınlaşmalar’ıyla (Close Encounters of the Third Kind) akraba olduğunu iddia edebiliriz sanıyorum.

Eksen karakterde boy gösteren Michael Shannon’ın kendisinden beklenmeyecek türden iyi bir performans sergilediği Sığınak, 11 Eylül sonrası Amerikan insanının içine hapsolduğu, Irak, Afganistan ve sonrasında baş gösteren ekonomik krizle birlikte derinleşen paranoyanın etraflıca çizilmiş, başarılı bir portresini sunuyor.

Ercan Dalkılıç

 

 ***

Patlak Sokaklar: Gerzomat

[xrr rating=4/5]

Yönetmen: Kerim Barutçu

Senaryo: Z. Nilüfer Özçelik, Batesmotelpro

Oyuncular: Volkan Öge, Tansu Tunçel, Ömür Cedimağar

Yapım: 2012 / Türkiye

 

Bilmeyenlere anlatalım: Görsel çalışmaların paylaşılabildiği sitelerde uzunca bir süredir, kendilerine BatesMotelPro adını takmış ve çeşitli medya olayları ile dalga geçen videolar çekip yayınlayan genç bir grup vardı. “Çocuklar” işi o derece ilerlettiler ki, en sonunda video paylaşım sitelerinde yayınladıkları dizi yapmaya başladılar. Bunlar Hollywood filmlerinin abartılarak gülünç hale getirilmesi üzerine kurulu kısa öykülerdi. Sinemalarda bu hafta gösterime girecek olan Patlak Sokaklar: Gerzomat bu kısa dizi öykülerinden ortaya çıkan kahraman polisler “Con” ve “Bili” ile “Blek Cek” arasında süren amansız mücadelenin bir öyküsü.

Patlak Sokaklar: Gerzomat başka bir hapishaneye naklini fırsata dönüştürüp firar eden “Blek Cek”in Gerzomat makinesini devletin gizli deposundan çalması ve hükümeti toplumu aptallara dönüştürmekle tehdit etmesi üzerine gelişen olayları anlatan bir film. Daha önce yaptıkları videolar gibi, burada da, yaşama alışkanlıkları, davranış biçimleri, ilişkilerin nitelikleri üzerine iğnelerle gülmece yaratan ekip, bu filmle kendilerine özgü üsluplarını korumuş.

Sinemamızda, başkalarının yaptıklarını abartarak gülmece yaratan filmler sık olmamakla birlikte varlar. Arabesk filmi bu konuda ilk akla gelen film oluyor. Daha çok Levent Kırca’nın televizyon programlarından bildiğimiz bu tarz, sinemada ekonomi yaratır mı göreceğiz. Patlak Sokaklar: Gerzomat oyuncu isimlerini Amerikan sinemasından almasının yanında, sadece filmlerle değil, hatta daha çok insanlarla dalga geçiyor. Bunlar da, çoğunlukla, Amerikan isimler taşısa da, çevremizden çok iyi tanıdığımız, her gün karşılaştığımız “tip”ler.

Kendileri, çevreleri, ilişkilerini sorgulamayan insanlar, sonuçta “düzenin kölesi” olarak, ortama uyum sağlamaya çalışıyor. Patlak Sokaklar: Gerzomat tam da bu insanları mercek altına alıyor. Gündelik hayatın kölesi haline dönüşen, kalıplaşmış ve tek düze hayatını sorgulamaktan korkan “küçük adam”la dalga geçerken, film aslında köktenci bir bakış açısı da sunuyor. Filmde gülmeceyi üreten, eleştirel duruştur, çünkü. “İş”i garantiye almak için bolca melodram sosuna bulanan “yıldızlı” gülmeceleri düşününce, fazlasıyla zeka ürünü bir gülmeceyi hem de gayet başarıyla kotardıkları için BatesMotelPro ekibini kutlamak gerek.

Ali Rıza Özkan

***

Son Vurgun (Contraband)

[xrr rating=3/5]

Yönetmen: Baltasar Kormákur

Senaryo: Aaron Guzikowski, Arnaldur Indriðason, Óskar Jónasson

Oyuncular: Mark Wahlberg, Giovanni Ribisi, Kate Beckinsale

Yapım: 2012 /ABD-BK-Fra / 109 dk.

 

Hayli klasik bir başlangıç. Klişeler yumağıyla ilerleyen olay örgüsü. Sonuna doğru, başarıyla uyguladığı formülleri sempatikleştirmeye yetecek kadar bir zekâ kırıntısı. Son Vurgun (Contraband) filminin, ‘kompozisyon’ çözümlemesi böyle ifade edilebilir. Filmin bir remake (yeniden çevrim) olduğunu bildikten sonra her şey daha da billurlaşıyor. Yani, çok da sorun teşkil edecek bir şey yok; aksine ‘alışıldık’ bir durum.

Vakti zamanında ‘Kaçakçıların Houdini’si’ olarak nam salmış Chris, âlemden elini ayağını çekmiş, nihayet namusuyla ekmeğini kazandığı ‘düzgün’ bir hayat sürmeye başlamıştır. Pek de zevk almadığı bu hayatı, sırf karısı Kate ve oğlu için sürdürmektedir. Yoksa, akşamları takıldığı arkadaşı Sebastian ile eski günleri özlemle yâd etmektedir. Chris’in bıraktığı kaçakçılık işini, genç ve onun kadar ‘hünerli’ olmayan kayınbiraderi Andy devam ettirir. Yüklü bir teslimatı yerine getiremeyen Andy ölümle tehdit edilince devreye enişte Chris girer. Chris, kayınbiraderinin borcunu ödemek ve daha ötesi ailesini korumak için, kaçakçılığa geri döner. Panama’daki son iş için bir ekip toplar. Binbir güçlükle gemi kaptanı, mafya, uyuşturucu çetesi ve gümrük polisinden yakayı sıyırıp geri döndüğünde ise onu başka sürprizler beklemektedir.

Avrupa festivallerinin gediklisi İzlandalı yönetmen ve oyuncu Baltasar Kormákur imzalı Son Vurgun, 2008 İzlanda yapımı Reykjavik-Rotterdam filminin Hollywood uyarlaması. Kormákur’un başrolde yer aldığı orijinal filmde, kaçakçılık işi İzlanda-Hollanda arasında gerçekleşirken bu kez Amerika-Panama arasında yapılıyor. Hikâye okyanusun diğe yakasına taşınsa da orijinal hikâye ve yönetmenden dolayı filmde biraz Avrupa, hatta kuzey sineması tadı bulmak mümkün. Geçmiş hayatına sünger çektiği halde, olayların bir şekilde gelip onu bulduğu bir klasik kahraman var merkezde. Ona bir de ailesini korumak için her şeyi yapabilme içgüdüsünü ekleyince ‘sıradışı’ oluyor zaten! Senaryoyu renklendirmek için yakın çevreden bir ‘hain’ de var. Biraz da, 70’lerin sempatik hırsızlarını hatırlatacak tarzda zekâ pırıltısı saçan birkaç ufak dokunuş… Al sana, Hollywood gömleği giymiş ‘kopyala-yapıştır’ bir Avrupa filmi!

Son Vurgun, bildik bir hikâye anlatsa da, türün kodlarını başarıyla uyguluyor. Önceki çizgisinden giderek uzaklaşan yönetmen, kamerasının ‘titrekliğini’ bozmadan gerilimi canlı tutan bir aksiyon filmine imza atıyor. ‘Hırsızlığa övgü’ olarak da okunabilecek filmin aile vurgusu pek ciddiye alınacak gibi değil. Ama kayınbiraderin enişteye yaptığı da hiç hoş değil doğrusu!

Ali Koca

***

VİZYONA GİREN DİĞER FİLMLER:

Aşkım Benim (Bel Ami)

Yönetmen: Declan Donnellan, Nick Ormerod

Senaryo: Guy de Maupassant (kitap), Rachel Bennette

Oyuncular: Robert Pattinson, Christina Ricci, Uma Thurman

Yapım: 2012 /BK-Fra-Ita. / 102 dk.

 

 ***

Süpertürk

Yönetmen: Tamer Karadağlı

Senaryo: İzlen Erdem

Oyuncular: Tamer Karadağlı, Arzu Balkan, Suna Keskin

Yapım: 2012 / Türkiye

 

 

***

Gökten Bir Uydu Düştü (Le Skylab)

Yönetmen: Julie Delpy

Senaryo: Julie Delpy

Oyuncular: Lou Avarez, Julie Delpy and Eric Elmosnino

Yapım: 2011 / Fra. / 113 dk.

 

 

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin