Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (18 Mayıs 2012)

Dağıtımcılarımız sürprizleri çok seviyor! İki hafta önce Miss Bala son dakikada çıkarılmıştı vizyondan. Bu hafta da uzun zamandır beklediğimiz, üstelik yazısını dahi hazırladığım Woody Allen filmi Uzun Boylu Esmer Adam, programdan aniden çıkarılıverdi! Şimdi, gelelim bu hafta sinemalarımıza konuk olan yeni filmlere: Borat’la hayli ayrıksı bir mizah anlayışı yaratan Sacha Baron Cohen’in Kaddafivari bir diktatörü canlandırdığı bir komedi-taşlama örneği olan Diktatör, hiç kuşkusuz bu haftanın majör filmi. Diktatör’ün yanı sıra Yakıcı Bir Yaz ve Dikkat Bebek Var haftanın diğer yabancı yapımları olarak dikkat çekiyor. Sağ Salim ve Öz Hakiki Karakol yerli film takipçileri için biçilmiş kaftan iken; çocuklu aileler Güzel ve Çirkin’e gönül rahatlığıyla gidebilirler… Herkese iyi seyirler…

Diktatör (The Dictator)

[xrr rating=3.5/5]

Yönetmen: Larry Charles

Senaryo: Sacha Baron Cohen, Alec Berg, Jeff Schaffer, David Mandel

Oyuncular: Sacha Baron Cohen, Anna Faris, Ben Kingsley

Yapım: ABD, 2012, 83 dakika

Sacha Baron Cohen’in en ayırt edici özelliği Amerikan toplumuna, medyasına ve genel olarak sistemine ‘tersten’ bir mizah anlayışıyla yüklenmesi. Politik doğruculuktan alabildiğine uzak durduğu gibi, bizatihi Amerikan liberalliğinin şekillendirdiği bu yaklaşıma da itiraz eder. Fakat bunu yaparken, kendini özne olarak konumlandıran Amerikan algısının nesnesi durumundaki ‘şey’leri (halk, ırk, yaşam tarzı, kılık kıyafet, görüntü vs.) mizahının ana unsuru yapar. Dolayısıyla, “Mizahının hedefinde nesne mi, özne mi var?” sorunsalını izleyicinin önüne bırakıverir. Tam da bu yüzden, 2006 yılında neredeyse dünya çapında gündem olan Borat filmi, en sert eleştirisini Amerikan toplumuna yaptığı halde; Kazakların, daha ötesi üçüncü dünya ülkesi vatandaşlarının tahkir edildiği algısına sebep olmuştu. Aslında, bu algı tamamen yanlış değil. Çünkü Cohen, mizahının hedefindeki ‘özne’ye perde olması için kullandığı ‘nesne’yi de acımasızca harcıyordu. Daha ötesi, harcadığı nesne ile özne arasındaki tarihsel perspektifle de pek ilgilenmiyordu.

Diktatör (The Dictator) filmi de aynı çizgide ilerliyor. Bu kez, mizahın ana maddesi Ortadoğu topraklarından bir diktatör stereotipi. İçini daha çok Kaddafi’nin doldurduğu bu tiplemede bir parça Saddam Hüseyin, bir tutam da Usame bin Ladin var. Aladeen (Alaaddin) adlı bu diktatör, petrol zengini bir Kuzey Afrika ülkesi olan Waadeya’da (Vadiya) hüküm sürmektedir. ‘Barışçıl amaçlarla’ nükleer silah üretimini başlattığı için Batı dünyasının tepkisini çeker. Birleşmiş Milletler’in (BM) nükleer denetçilerinin ülkesine girmesine izin vermez; sonunda, durumu açıklaması için New York’taki BM merkezine çağrılır. Alaaddin, BM’de yapacağı konuşmada dünyaya meydan okumaya hazırlanırken, amcası ve sağkolu Tamir ise başka bir plan hazırlar: Ülkeyi Alaaddin’den kurtarıp demokrasiye, daha doğrusu küresel petrol şirketlerine açıp kendi payını almak.

Diktatör Alaaddin, tam anlamıyla klişeler yumağı bir stereotip. Cohen’in derdi, bu karton karakter üzerinden gerçek Amerika’yı eleştiri yağmuruna tutmak. ‘Demokrasi havariliği’nin ardındaki petrol şirketleri ve küresel sermaye çıkarları, savaş başlatmak için tüm dünyaya yalan söylenmesi, ekonomik sistemin zenginlere göre ayarlanması, sağlık politikalarındaki eşitsizlik, etnik ve dini ayrımcılık… Amerikan sisteminin hâlihazırdaki bütün politik gediklerini Diktatör Alaaddin gibi karton bir tip üzerinden açık ediyor. Hatta finale doğru Cohen, Alaaddin’in dilinden Amerikalılara hitaben “Amerika’nın diktatörlük olduğunu bir düşünün…” cümlesiyle başlayan bölümde, ‘özgür’ Amerikalıların da başka türlü ‘tutsak’ olduklarını ifade ediyor.

Bu açıdan, Amerikan toplumu, siyaseti ve medyasının dünyanın başka ülkeleri ve halklarına karşı ötekileştirici algısını deşifre edip onlara ayna tutuyor Cohen. Fakat bunu yaparken aynı algının kurbanı olup, mizahına nesne yaptığı etnik, sosyal, kültürel dünyaya Batı’ya has üsttenci bir bakıştan kendini alamıyor. Bu noktada mazur görülebilir; zira Amerika’daki ötekileştirici algıyı tersyüz edebilmek için elindeki melzemeyi kullanması gerekiyor. ‘Diktatör’ün Amerika’da pek de iyi karşılanmaması hiç şaşırtıcı değil. Çünkü Cohen, Borat’ta yaptığı gibi ‘sokaktaki Amerikalılar’ ile değil, daha kuşatıcı ve somut örneklemelerle doğrudan sisteme saldırıyor.

Ali Koca

 ***

Yakıcı Bir Yaz (Un Ete Brulant)

[xrr rating=2.5/5]

Yönetmen: Philippe Garrel

Senaryo: Marc Cholodenko, Philippe Garrel, Caroline Deruas-Garrel

Oyuncular: Monica Bellucci, Louis Garrel, Céline Sallette

Yapım: 2011/ Fra-Ita / 95 dk.

68. Venedik Film Festivali’nde yarışan, Philippe Garrel’in son filmi Yakıcı Bir Yaz (Un Ete Brulant), bir yaz gecesi son sürat ağaca çarpan araba sahnesiyle başlıyor, Duvara Karşı’nın (Gegen die Wand) girişini hayli anımsatır şekilde. Sürücü koltuğunda oturan Frédéric’in (Louis Garrel), neden tıpkı Cahit gibi arabasını duvara/ağaca sürdüğünü, makara bir yıl geri sarıldığında anlayabiliyoruz ancak.

Yakıcı Bir Yaz, aşkın yahut da bir gecelik ilişkinin dostluğu nasıl zedelediğine, yok ettiğine dair bir deneme olarak tanımlanabilir. Eşi Angèle’yı (Monica Bellucci), arkadaşı Roland’a (Vladislav Galard) kaptıran Frédéric, ne hikmettir ki, tam da onların ilişkilerinin de bittiğini öğrendiği gece bir trafik kazası geçirir…

Esasen altı eksen karakter etrafında örülen hikâye, inzivaya çekilme sırasında tanışılan yeni kişiler ve değişen duygulanımlara değinmekle birlikte, esas olarak “arkadaşımın aşkısın” izleğini kullanıyor. Woody Allen’in Barselona Barselona’sı (Vicky Cristina Barcelona) başta olmak üzere, Ayazda Bir Yürek (Un coeur en hiver) hatta uzaktan uzağa Paramparça Aşklar ve Köpekler’i (Amores perros) bile dahil edebileceğimiz bu izleğin hatırı sayılır bir örneği diyebiliriz sanıyorum Yakıcı Bir Yaz için.

J’entends Plus La Guitare ve Les amants réguliers (Regular Lovers) gibi başyapıtlara imza atmış Philippe Garrel’dan beklenmedik vasatlıkla bir film aslında Yakıcı Bir Yaz. Bununla beraber Monica Bellucci ve Louis Garrel’ın oyunculukları, filmi izlenmeye değer kılan unsurlar arasında.

Ercan Dalkılıç

 ***

Öz Hakiki Karakol

[xrr rating=3/5]

Yönetmen: İbrahim Güler

Senaryo: İbrahim Güler, Erdal Bektaş

Oyuncular: Emin Maltepe, Cengiz Bozkurt, Oktay Gürsoy

Yapım: Türkiye, 2012, 85 dakika

 

“Yolsuz” Hasan’ın aklında harika bir fikir vardır: Yakınlardaki turistik otelin kaçak kumarhanesini patlatacaktır. Her hırsızın iştahını ilk bakışta kabartsa da, Hasan’ın planı biraz farklı: Otelin bulunduğu kasabaya sahte bir polis karakolu kurulacaktır. Başkomiser de Hasan!

İşte, işlerin sarpa sardığı yer de buradan itibaren başlar. Çünkü, Hasan’ın arkadaşları tipik kenar mahalle çakallarından oluşmaktadır. Zaten filmi “komik” yapan da, kenar mahalle hırsızlarının kendilerine birkaç beden büyük bir elbiseye sığmaya çalışmalarıdır.

Sonunda, herkes birbirini kazıklar ve Hasan ile arkadaşları elleri ceplerinde “mekan”a geri dönerler. Hırsızların dünyasında babaya bile güven olmaz, “aga”!

Kahraman polislerimizin çalışma yöntemlerine dair “inceden”, şakayla karışık dokundurmalar filmin genel zeka düzeyini yükseltse de, sağlam bir “fikir”in, başarılı bir projeye dönüşememiş halini izliyoruz, Öz Hakiki Karakol filminde. Her şeye rağmen, İbrahim Güler ve arkadaşlarına sınırlı bir bütçe ile, filmi çeken temel faktörün “beyin” olduğunu tekrar ispatladıkları için teşekkür etmek gerek.

 Ali Rıza Özkan

VİZYONA GİREN DİĞER FİLMLER:

Dikkat Bebek Var (What to Expect When You’re Expecting)

Yönetmen: Kirk Jones

Senaryo: Shauna Cross, Heather Hach, Heidi Murkoff (eser)

Oyuncular:Cameron Diaz, Jennifer Lopez, Elizabeth Banks

Yapım: 2012 / ABD / 110 dk.

  ***

Sağ Salim

Yönetmen: Ersoy Güler

Senaryo: Ersoy Güler, Alper Erze, Korhan Uğur

Oyuncular: Burçin Bildik, Alper Saldıran, Fulya Zenginer

Yapım: 2012 / Türkiye / 98 dk.

***

Güzel ve Çirkin (Beauty and the Beast)

Yönetmen: Gary Trousdale, Kirk Wise

Senaryo: Linda Woolverton, Roger Allers…

Seslendirenler:

Paige O’Hara, Robby Benson and Richard White

Yapım: 1991 / ABD / 84 dk.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin