Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (27 Temmuz 2012)

Dağıtımcılarımız sanırım kısa bir yaz molası verdiler. Bu hafta, şansını ikinci kez vizyonda deneyen Kurtuluş Son Durak’la birlikte sadece beş –yanlış okumadınız- film sinemalarımıza konuk oluyor: Haftanın en önemli filmi kuşkusuz Kara Şövalye Yükseliyor; daha vizyona girmeden eleştirmenler arasında hararetli tartışmalara yol açan film, anımsayacaksınız Colorado’da yaşanan galadaki silahlı baskın olayıyla da gündeme bomba gibi düşmüştü. İronik olan, seyircilerin bu saldırıyı filmin pazarlamasına yönelik bir oyun olarak algılamış olmasıydı. Bu iki filmin haricinde Kayıp, Polis ve Max Maceraları 2: Krallığa Yolculuk sinemaseverleri salonlara bekliyor. Herkese iyi seyirler…

Kara Şövalye Yükseliyor (The Dark Knight Rises)

[xrr rating=4.5/5]

Yönetmen: Christopher Nolan

Senarist: Jonathan – Christopher Nolan

Oyuncular: Christian Bale, Michael Caine, Gary Oldman

Yapım: 2012 / ABD-BK / 164 dk.

Hiç şüphe yok ki Christopher Nolan son yılların en iyi yönetmenlerinden biri. Çektiği filmlerin, biri hariç, senaryosunu da yazan Nolan, Batman’i yeniden beyaz perdeye aktarırken oldukça zorlu bir işe girişmişti. Artık gençlerin daha ilgisini çeksin diye yapılan oldukça renkli, çizgiromanların orjinallerinden farklı olarak içinde kasvet barındırmayan uyarlamalar yerine o oldukça karanlık bir film çekti.

Daha önce Tim Burton Batman’in Dönüşü’ünde (Batman Returns) bu şekil bir film çekmiş ancak istenilen hasılat elde edilememişti. Buna karşın Nolan, Batman’i bir süperkahraman filminden farklı bir şekilde ele almıştı. Bu durum serinin bir suç filmi olan ikinci yapımı Kara Şövalye’de (The Dark Knight) de böyleydi. Şimdi üçlemenin son filmi Kara Şövalye’nin Yükselişi (The Dark Knight Rises) ise daha çok savaş filmi gibi görünebilecek, süperkahramansız bir süperkahraman filmi.

Christopher Nolan’ın yönettiği Batman serisinin son film Kara Şövalye’nin Yükselişi daha önceki iki filmi referans alarak devam ediyor. 164 dakika gibi oldukça uzun bir süresi olmasına karşın, karakterler arasında hikaye geçişinini iyi kurgulanması sayesinde film seyircide hiç sıkıntı etkisi yaratmıyor.

Bir çok sinemaseverin beğenisini kazanan Kara Şövalye filmindeki Joker rolüne karşılık bu sefer Batman’in rakibi olarak oldukça iri ve onunla aynı eğitimi almış Bane’i görüyoruz. Sürekli maske takan ve tehditkar konusmalar yapan Bane, insanların içindeki kötülüğü göstermeye odaklı, anarşi yanlısı Joker’den daha gerçekçi. O insanların içindeki iyilik ve kötülük kavramlarına bakmıyor. Bir diktatör gibi kitle psikolojisiyle insanları istediği gibi yönetmeyi düşünüyor.

Bane’in bir diktatörü andıran kıyafet ve hareketlerinde, topluma ufak bir umut ışığı vererek nasıl isteklerine boyun eğdireceği ve anarşinin yıkıcılığı gözler önüne seriliyor. Her ne kadar Christopher Nolan filmde siyasi bir mesaj vermeyi düşünmediğini söylese de Bane karakteri üzerinden siyasi analizler çıkarmak muhtemel.

Kara Şövalye’nin Yükselişi’nde senaryoda bazı büyük boşluklar mevcut. Filmin sürükleyiciliğine karşın bu boşluklar göze çarpıyor. Kimi sahnelerde de mantık hatası sayılabilecek durumlar mevcut. Film için kurulan setler de oldukça etkileyici. Gotham şehrini bu sefer karlar altında görürken, kurulan mahkeme salonu da akla Kafka’nın Dava’sını getiriyor. Tabii Batman’in mağarasında da bazı yenilikler mevcut.

Kara Şövalye’nin Yükselişi bir Batman filmi olmasına karşın Batman’in en az göründüğü film olabilir. Batman’in 8 yıl ortadan kaybolduktan sonra ortaya çıkmasıyla birlikte eskisi gibi formda olmadığı ortaya çıkıyor. Filmin en çekici yanlarından biri süperkahramanın döndükten sonra bıraktığı yerden devam edemeyişini ve düşüşünü göstermesi. Zaten Alfred’in de efendisini bırakışında bu neden mevcut. Alfred demişken Michael Cane’in oyunculuğundan söz etmeden olmaz. Usta oyuncu göründüğü her sahnede akılda kalacak bir oyunculuk sergiliyor.

Ali Abaday

 ***

Kayıp (Gone)

[xrr rating=1/5]

Yönetmen: Heitor Dhalia

Senaryo: Allison Burnett

Oyuncular: Amanda Seyfried, Jennifer Carpenter, Wes Bentley

Yapım: 2012 / ABD / 94 dk.

Gider Kokusu (O Cheiro Do Ralo), À Deriva, Nina filmleriyle tanığımız Brezilyalı yönetmen Heitor Dhalia’nın ilk Amerikan çıkarması olan Kayıp (Gone), sistemin aygıtları kendisine yardımcı olmayınca adaleti tek başına tecelli ettirmek üzere yola çıkan bir kadının hikâyesini anlatan tipik bir ‘vigilante’ denemesi.

Kendisi de bir yıl önce kaçırılmış olan Jill (Amanda Seyfried), bir gece vardiyasından eve döndüğünde, okuldaki sınavı için ders çalışır halde bıraktığı ablasının evde olmadığını görür. Telaşa kapılan Jill, hemen polisten yardım ister. Fakat polis karakolundaki görevliler, ablasının kafa dinlemek için bir yerde inzivaya çekilmiş olabileceğini düşündüklerinden, Jill’in de daha önce yaşadığı psikolojik rahatsızlar sebebiyle akıl hastanesinde yattığını göz önünde bulundurarak vakayla pek ilgilenmezler. Bunun üzerine Jill, iş başta düştü diyerek, ablasını aramaya koyulur.

Filmin konusundan da anlayabileceğiz gibi, senaryonun tutarlı bir dramatik temeli yok zaten hali hazırda. Filmde öyle inanılmaz gelişmeler ve mantık hataları var ki, salondan çıkmamak için kendinizi zor durduruyorsunuz. Doğru düzgün bir karakteri dahi yok filmin; bir gözüken polis memuru var örneğin, öyle kritik bir noktaya yerleştirilmiş ki, fakat birdenbire kayboluveriyor nedensiz! Sonradan ortaya çıkıyor, fakat o arada dramatik yapı çoktan çökmüş oluyor zaten!

Oyunculuklar da keza, yerlerde sürünüyor. Amanda Seyfried, ilkokul müsameresi tadında bir oyun çıkarmış. (Bence Amanda Seyfried, bu oyunculukla –ve fizikle- ancak Marc Dorcel filmlerinde oynar.) Filmdeki diğer oyuncuların da Seyfried’den aşağı kalır yanları olduğu söylenemez.

Kayıp’ın tek olumlu özelliği; en azından akıcılığını sonuna değin muhafaza edebilmesi. Bunun haricinde filmde neye el atsanız elinizde kalıyor. Üstüne üstlük filmin finalde bir de ‘ters köşe’ye (twist) atmaya çalıştığı bir top var ki, akıllara seza! Sonuç olarak, karşımızdaki kötü bir film; fakat kötü filmlerin samimiyetlerinden kaynaklanan, tadı kelimelerle tarif edilemez, ancak sinefil’lerin bilebileceği, belli bir seyir zevkleri vardır, Kayıp’ta o da yok!

Ercan Dalkılıç

***

Kurtuluş Son Durak

[xrr rating=3/5]

Yönetmen: Yusuf Pirhasan

Senaryo: Barış Pirhasan

Oyuncular: Belçim Bilgin, Demet Akbağ, Asuman Dabak

Yapım: 2012 / Türkiye

 

Kurtuluş Son Durak ele aldığı konu itibariyle Türkiye’de kadına yönelik şiddete dikkat çekmeyi amaçlıyor. Toplumsal alanda son derece önemli bir konuya mizahi bir üslupla el atıyor. Film, evlenme aşamasındayken satın aldığı Saadet Apartmanı’na nişanlısından ayrılmış halde taşınan Eylem’in ve apartmanda yaşayan diğer kadınların hayatlarına, birbirleriyle ilişkilerine, karşılaştıkları şiddete ve şiddeti önlemek için kendi aralarında çözümler üretmelerine odaklanıyor.

1980’li yıllarda iyice ivme kazanan küreselleşme sürecinde sadece Türkiye’de değil bütün dünyada her türlü şiddetin yükselişine tanık oluyoruz. Şiddetin yükselişinin küreselleşme süreciyle bağlantılı birçok sosyolojik sebebi var. Üretim yapısındaki değişmeler sonrasında işsizliğin giderek yükselmesi, istikrarlı bir dünyadan kaosun ve belirsizliğin giderek öne çıktığı bir dünyaya geçiş, aile dahil sosyal yapılarda giderek artan çözülme, tüketim toplumunun öne çıkması, daha narsisist, bencil, hazlarına odaklanmış bir bireyciliğin doğuşu ve şizofrenik bir kişilik yapısının ortaya çıkması şiddeti artıran nedenlerden bazılarını oluşturuyor. Yazının devamı için lütfen tıklayınız…

Memet Zencirkıran

***

Polis (Polisse)

[xrr rating=3/5]

Yönetmen: Maïwenn

Senaryo: Maïwenn, Emmanuelle Bercot

Oyuncular: Karin Viard, Joey Starr, Marina Foïs

Yapım: 2011 / Fra. / 127 dk.

 Fransız oyuncu-yönetmen Maïwenn‘in yönettiği Polis (Polisse), can alıcı konusuna soğukkanlı bir şekilde yaklaşıyor: Paris Çocuk Koruma Birimi’nde çalışan Chrys, Nadine, Iris ve Fred, bir yandan kendi dertleriyle boğuşurken bir yandan da pedofili suçlarını araştırmaktadır. Melissa ise, birimin faaliyetlerini belgelemesi için İçişleri Bakanlığı tarafından görevlendirilir. Elinde fotoğraf makinesi ve çekingen tavırlarıyla Melissa ekibe katılır ve toplumun kâbuslarını birinci elden gözlemlemeye başlar. Ekibin duygusal gerilimine ve yıpranmasına şahit olan Melissa, karşılaştığı vakalar karşısında ise şaşkına döner.

Fransız oyuncu ve yönetmen Maïwenn‘in (Maïwenn Le Besco) son filmi, hangi kaygılarla çekilmiş olursa olsun vicdanlı bir film. ‘Kaygı’ kısmına şöyle bir değinip vicdan kısmına geçelim. Film, tüm çabasına rağmen sosyal sorumluluk projesi havasından kurtulamıyor. Hatta, kimi yerlerde, Sarkozy dönemindeki polisin imajını düzeltmek için yapılmış ‘ısmarlama’ bir hizmetiçi eğitim filmi izlenimi bile veriyor. Bu ‘kaygılı’ notu düştükten sonra, işin vicdan bölümüne bakalım.

Hayli naif bir tonda açılan film, gösterdikleriyle olmasa da anlattıklarıyla giderek sert bir havaya bürünüyor. Nihayetinde, ele aldığı konu çocuk istismarı olunca bu durum kaçınılmaz. Fakat Maïwenn‘in meseleye yaklaşımdaki içten ve soğukkanlı tavrı takdir edilesi… Her şeyden habersiz çocukların ağzından aktarılan şikâyetler ve ebeveynlerin içine düştüğü acınası durum, insanın kanını dondurmaya yetiyor. Paris Çocuk Koruma Birimi’nin arşiv kayıtlarındaki gerçek dosyalardan yola çıkılarak çekilen Polis, not düştüğümüz kaygı verici özelliklerine rağmen, gündeme getirdiği bu ahlakî sorun ile kayda değer bir film.

Ali Koca

 ***

Max Maceraları 2: Krallığa Yolculuk

Oyuncular: Yekta Kopan, Özge Özpirinçci, Sezen Aksu

Tür: Çizgi Film

Yapım: 2012

 

 

 

 

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin