Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (5 Kasım 2010)

Bu hafta kolay geçti, çünkü hiç basın gösterimi yoktu! Mahsun Kırmızıgül “gurur” yaptı, ama Pak Panter‘in derdi neydi bilmiyorum. Vay Arkadaş – Manik, Tik, Dildo‘yu ise geçen hafta seyrettik. Mahsun her ne kadar sinema yazarlarını kaale almasa da New York’ta Beş Minare‘yi haftanın filmi olarak göstermekten gocunmuyoruz.

New York’ta Beş Minare

Yönetmen: Mahsun Kırmızıgül

Senaryo: Mahsun Kırmızıgül

Oyuncular: Danny Glover, Gina Gershon, Robert Patrick, Haluk Bilginer, Ali Sürmeli, Engin Atlan Düzyatan, Zafer Ergin, Suna Selen, Hüseyin Avni Danyal, Salih Kalyon, Murat Ünalmış, Onur Ünsal, Mahsun Kırmızıgül, Mustafa Sandal, Eşref Kolçak

Yapım: 2010, Türkiye / ABD

Mahsun Kırmızıgül, öyle ya da böyle, iki filminde 6 milyon kişiye ulaşmış bir isim. Artık ne çekse belli bir ilgiyi toplar, ama New York’ta geçmesi, önemli yabancı isimlerin yer aldığı kalabalık çekim kadrosu ve iddiası ile son filmi daha da bir merak uyandırıyor. Şahsen Beyaz Melek‘i duygu sömürüsü, Güneşi Gördüm‘ü etik olarak kaypak görüyorum, ama Türk sinemasını takip etmek adına son filmini de seyredeceğime kuşku yok.

Gala sırasında verdiği röportajlarda neden basın gösterimi yapmadığı sorulduğunda sinema yazarlarına saygı duyduğunu, eleştirilmekten gocunmadığını, ama festivallerde dışlandığını, belli bir zümrenin önyargısını kıramadığından bahsetti. Festival organizasyonu ve jüri yapısının sinema yazarlarıyla ne ilgisi olduğunu ben anlayamadım, ama “Küstüm işte, gösteymiycem!” tavırlarını çocukça buluyorum. Gören de önemli yabancı festivallerin gözdesi zannedecek. İşin kötü tarafı, bu çocukça tavırlarıyla haklı elitizm eleştirilerini sulandırması. Yoksa “festival filmleri” gibi bir yapının oluşmasına ben de karşıyım.

Son olarak filmin konusunu aktaralım: Kırmızı bültenle aranan ve ismi fenomene dönüşen radikal dinci bir örgütün lideri Deccal kod adlı suçlunun Amerika’da yakalandığı bilgisi gelir. Onu teslim almak için teşkilatın en başarılı Amerika’ya giderler. Bundan sonrası kolay gibi görünür ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir. İstanbul, New York, Bitlis üçgeninde geçen hikâye yakın dönemin Türkiye’sini sorgularken 11 Eylül sonrası Amerika ve dünyaya hakim olan İslam paranoyasının altını çizmektedir.

Pak Panter

Yönetmen: Murat Aslan

Senaryo: Murat Aslan

Yapım: 2010, Türkiye

Oyuncular: Ufuk Özkan, Metin Zakoğlu, Sümer Tilmaç, Erdal Tosun, Doğa Rutkay, Şenay Akay

Maskeli Beşler serisi, Umut, Türkler Çıldırmış Olmalı… Son dönemde Türk sinemasında kötü ve sığ filmlerin bahsi edildiğinde örnek verilen beş filme imza atan Murat Aslan‘ın hâlâ film çekebiliyor oluşu bu filme dair en önemli unsur. Bunun da açıklaması ortalama 700 bin kişilik seyirci potansiyeli olsa gerek. Sonuçta büyük bütçeli, özenli ve derin işlerin peşinde koşmuyor, yapımcısını mutlu ediyor. Dolayısıyla basın gösterimi düzenlememelerine ziyadesiyle memnun oldum.

Filmin konusunu aktarıp aradan çekilmek istiyorum, ama anlatım ve Türkçe açısından filmin kalitesinin önüne geçmeyen basın bülteninde doğru düzgün bir sinopsis yok. “Paranoyak yönetim anlayışı’’nı eleştiren bir casusluk komedisi olduğunu aktarabiliyorum sadece. Paranoyanın bir “anlayış” değil, ruhsal araz olduğundan söz açmayayım.

Vay Arkadaş – Manik, Tik, Dildo

Yönetmen: Kemal Uzun

Senaryo: Caner Güler

Oyuncular: Mete Horozoğlu, Fırat Tanış, Ali Atay, Demet Evgar, Rasim Öztekin, Mustafa Üstündağ

Yapım: 2010, Türkiye

Kadın düşükünü Dildo’nun babası kalp rahatsızlığı nedeniyle hastaneye yatırılır. Dildo, ameliyatı için gerekli olan parayı temin etmek için arkadaşları Manik ve Tik’le araba hırsızlığına girişir. Ancak çalınan arabaların birinde ceset, diğerinde eroin bulunca şaşkınlığa düşerler. Dildo, arkadaşlarının itirazlarına rağmen eroini satmaya karar verir. Oysa eroinin sahibi olan mafya babası ve üçüncü arabada striptiz görüntüleri olan Nil çoktan peşlerine düşmüştür bile.

Filmin fazlasıyla zorlama bir senaryosu var aslında. Çalınan üç arabanın da ceset, uyuşturucu, striptiz videosu gibi sıradışı yüklere sahip olmasının akla yatkın bir tarafı yok. Buna rağmen devamında bilindik suç komedisi akışına girerek bu kusurunu örtebiliyor. Eğer sadece bununla kalsa Türkiye standartlarına göre vasat bir seyirlik deyip geçerdim ve belli bir seyirci kitlesine tavsiye etmekten gocunmazdım. Ama Kemal Uzun senaryonun taşıyamayacağı bir anlatım üslubuna öykünerek kendi ayağına kurşun sıkıyor. Guy Ritchie‘nin alameti farikası olan hızlı kurgu, sert kesmeler ve kare dondurmalar tek başlarına filmi kurtarmıyor. Bunların altını doldurmak için Quentin Tarantino‘dan gelen diyalog tarzına, birbirleriyle kesişip ayrılan çok kanallı öykü yapısına, ustaca bağlanmış finale de ihtiyaç var.  (Bu tarzın ülkemizdeki başarılı bir örneği için Umut Aral‘ın Çarpışma isimli kısa filmine bakılabilir.) Vay Arkadaş bunların hepsini yapmaya çalışıyor, ama çok çok seyreltilmiş bir halde. Yani senaryo yeterince zeki olmadığı için Kemal Uzun‘un görsel çabaları fazlasıyla özenti duruyor ve filmin mevcut seviyesini aşağıya çekiyor. Senaryonun bir başka kusuru da bu görsel anlatımı aksatan melodram sahnelerine yer vermesi.

Oyunculara gelecek olursak en öne çıkan isimlerin Fırat Tanış ve Mustafa Üstündağ olduğu rahatlıkla söylenebilir. Fırat Tanış, Tourette sendromuyla (istenmeyen tik ve ses çıkarma rahatsızlığı) oldukça abartılı olan bir karaktere doğallık kazandırıyor ve filmin mizah yükünün çoğunu tek başına sırtlıyor. Mustafa Üstündağ ise üzerine yapışan bir tarzın tekrarını sunuyor, ama ona yakıştığı için filmdeki vazifesini yerine getiriyor. Filmin en önemli karakterlerinden biri olmasına rağmen jeneriklerde “misafir oyuncu” olarak gösterilmesini ise anlamadım.

Usta oyuncu Rasim Öztekin, Her Şey Çok Güzel Olacak filminde rahmetli Selim Naşit‘in canlandırdığı “huysuz baba” tipini tekrarlıyor. Mete Horozoğlu, Nefes filmindeki süksesini sürdüremiyor, ama fiziken role yakışıyor. Ali Atay senaryonun öykündüğü İngiliz filmlerindeki deli karakterlerin binde biri bile olamayan, sadece “havlayan köpek” statüsünde kalan bir karakteri öylesine abartıyor ki seyircide antipati yaratıyor. Demet Evgar ise 1 Kadın 1 Erkek dizisinde canlandırdığı karakterin bağıran çağıran halini yorumlayarak vasat oyunculuğuna yeni bir halka ekliyor. Magazinel striptiz sahnelerinde yeterince cesur değil, ama Türkiye’nin koşulları düşünüldüğünde eleştirilecek bir durum değil bu.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin