Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (9 Eylül 2011)

Sinefiller programı açıklanan Filmekimi’nin hazırlıklarına başlarken vasat altı bir gösterim programı var karşımızda. Festival filmi diyebileceğimiz Saç‘ı bir kenara ayırdığımızda geriye kalan kitlesel sinema örnekleri heyecan yaratacak seviyede değiller. Hatta haftanın filmi, bitmek bilmeyen bir serinin son halkası olan Son Durak 5. Bu seçim tabloyu yeterince gözler önüne seriyor zaten.

Bir Tutam Cennet
A Little Bit Of Heaven

[xrr rating=2.5/5]
Yönetmen: Nicole Kassell

Senaryo: Gren Wells

Oyuncular: Kate Hudson, Gael García Bernal, Lucy Punch, Rosemarie DeWitt, Romany Malco

Yapım: 2011, ABD, 106 dk.

Bir Tutam Cennet’te bir reklâmcılık şirketinde çalışan Marley (Kate Hudson), kolon kanserine yakalanıyor. Kadere bakın ki, bu hastalığa ilk teşhisi koyan doktoru Julian’a (Gael García Bernal) abayı yakıyor. Bana soracak olursanız, filmin omurgasını teşkil eden bu gelişme bayağı ama bildiğiniz bir yarım saat kadar sarkmış. Film o noktaya kadar mevcut karakterlerini biçimlendiriyor, bu kırılmanın altyapısını hazırlıyor belki ama; bu sefer de bu önemli gelişmeyi etraflıca ele alamıyor, derinleştiremiyor, ilişkideki yansımasını aktaramıyor sanki.

Oyuncu kadrosunda Kathy Bates ve Whoopi Goldberg gibi oyuncuları da barından filmin, oyunculuk açısından da pek parlak olduğu söylenemez. Gayet sıradan performanslar sergiliyor bu oyuncular. Kate Hudson ve Gael García Bernal arasındaki kimya ise tek kelimeyle fecaat. Hadi Kate Hudson bu tip karakterlerin oyuncusu, elinden geleni de yapıyor, fazlasını yapabileceği de meçhul gibi zaten. Gael García Bernal’in bu filmde ne aradığını ben çözemedim, o da ‘bu filmde ne işim var’ dercesine bir oyun çıkarmış gördüğüm kadarıyla. Vinnie karakterinde boy gösteren Peter Dinklage ise karakterini eldiven misali giyişiyle beğendiğim tek oyuncu olmayı başardı.

Filmin tek artısı, ela aldığı konuyu fazla ajite etmemeyi becerebilmesi; malum böyle filmlerde, bu damara yüklenilir de yüklenilir. Yönetmen Nicole Kassell, bu yaş tahtaya basmayarak, bir facianın eşiğinden dönülmesini sağlamış. Sıradan bir Amerikan dizisi edasıyla başlayan film, vasat bir ilişki draması olmaktan öteye gidememiş bana kalırsa.

[ Ercan Dalkılıç ]

Kötü Öğretmen
Bad Teacher

[xrr rating=2/5]
Yönetmen: Jake Kasdan

Senaryo: Gene Stupnitsky, Lee Eisenberg

Oyuncular: Cameron Diaz, Justin Timberlake, Jason Segel, Lucy Punch, John Michael Higgins

Yapım: 2011, ABD, 92 dk.

İsminden ve afişinden anlaşıldığı üzere aykırı bir öğretmenin hikayesini anlatıyor Kötü Öğretmen. Yaptığı öğretmenlik mesleğini sevmeyen, ve zengin bir koca bulup hem bu meslekten kurtulmak hem de lüks bir hayata kavuşmak isteyen Elizabeth Halsey (Cameron Diaz), zengin nişanlısının yüzüğü atmasından sonra tekrar okula dönmek zorunda kalır. Öğrencileri, velileri ve de diğer öğretmenleri pek dikkate almayan Elizabeth, okula yeni gelen öğretmen Scott (Justin Timberlake)’ın zengin olduğu kokusunu alınca, onun peşine düşer. Bu uğurda yapabilecekleri ise gerek hayal gücünü, gerekse de okul müfredatını ve de kurallarını epeyce zorlamakta.

Komedi türündeki filmin en büyük handikapı, zayıf ve özensiz senaryosu. Dramatik yapının sağlam olmamasının eksikliği, çoğu benzer örnekte olduğu gibi renkli yan karakterlerle giderilmeye çalışılmış. Oyuncu kadrosundaki önemli isimler de yine filme olumlu katkı sunuyor. Ancak bütün bu katkılara rağmen, film sinemasal açıdan oldukça zayıf, seyir zevki açısındansa vasatı aşamıyor.

Filmin ana karakteri olan Elizabeth dahil, filmdeki bütün karakterler tamamen karikatür. En ufak biçimde karakterleri zenginleştirebilecek, zihinlerde yaşam şansı verecek ayrıntılar yok. İçlerinde en eğlenceli ve de geçirdiği dönüşümler açısından en tutarlı olanı, Elizabeth’in rakibi durumundaki Amy (Lucy Punch). Justin Timberlake’in canlandırdığı Scott ve Jason Segel’in oynadığı Russell karakterleri ise, filmin en zayıf halkaları. Film, olay örgüsünün basitliğine rağmen bu örgüyü tutarlı bir şekilde ifade edemediği için, komik olmak bir yana, çoğu zaman can sıkıcı olabiliyor.

[ Turgay Özçelik ]

Son Durak 5
Final Destination 5

[xrr rating=3/5]
Yönetmen: Steven Quale

Senaryo: Eric Heisserer (karakterler: Jeffrey Reddick)

Oyuncular: Nicholas D’Agosto, Emma Bell, Miles Fisher, Arlen Escarpeta, David Koechner

Yapım: 2011, ABD, 92 dk.

Ölüm dur durak bilmiyor. Son Durak serisi beşinci filmle birlikte ölümün güzergahına bir durak daha ekliyor. Filmden anlaşıldığı kadarıyla bu sefer son gibi görünüyor, ama yapımcıların işi yine de belli olmaz tabii ki. Serinin özellikle 3. ve 4. filmlerinden elde ettiğim tatminsizlikten yola çıkarak düşük bir beklentiyle izlediğim Son Durak 5, beni yanıltarak serinin ilk filminden sonra beğendiğim en iyi filmi oldu.

Filmin şablonu, hikayesinin gelişimi, seyircinin beklentisi vb. her şey belli. Ancak Son Durak 5, serinin bu klasik şablonuna iki yeni özellik ekleyerek, filmin seyir zevkini oldukça yükseltiyor. Bu yeniliklerden ilki, 3 boyut özelliğinin çok yerinde ve doğru kullanılmış olması. Bir önceki filmin aksine, 3 boyut özelliği bu kez daha işlevsel. İkinci özellik de, hikayeye onu geliştirecek yeni bir ayrıntının eklenmiş olması. Bildiğiniz üzere, seri bir felaketten son anda kurtulan, ancak daha sonra Ölüm’ün kurtulanları tek tek avlamasına dayanıyordu. Birbirinden ilginç, girift ve de yaratıcı ölüm şekillerini bu filmde de bulmak mümkün. Ancak farklı olarak, bu kez kurtulanların Ölüm’ü yenme, hayatlarını devam ettirebilme şansları var. Bu özellik serinin hikaye gelişimini büyük oranda geliştiriyor, ve izleyeceği hikayenin sonunu bilerek filme giden seyirci için büyük bir sürpriz özelliği taşıyor. Üstelik seyirciyi şaşırtacak tek özellik bu değil. Filmin seyirciyi bu kez oldukça şaşırtacağını, ve ilk filmin tadını vereceğini söyleyebilirim.

Son Durak 5, sayılan olumlu özellikleri dışında, serinin bazı eksikliklerini sürdürmeye devam ediyor. Kötü oyunculuklar ve senaryodaki bazı tutarsızlıkları bu filmde de görmek mümkün. Özellikle filmin finali ile bağlantılı olan bir hata var ki, filmin tüm olumlu özelliklerini silip atıyor aslında. Bir de bazı ölüm şekillerinin absürdlükleri, filmin akışı içerisinde “bu kadar da olmaz” etkisi yaratıyor insanda. Ancak serinin dayanak noktası bu olduğu için, “ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin” yeter ki ilginç ve kanlı olsun…

[ Turgay Özçelik ]

Saç
Yönetmen: Tayfun Pirselimoğlu

Senaryo: Tayfun Pirselimoğlu

Oyuncular: Ayberk Pekcan, Nazan Kesal, Rıza Akın, Derya Durmaz

Yapım: 2010, Türkiye / Yunanistan, 120 dk.

Başrolünde Zuhal Olcay‘ın oynadığı Hiçbiryerde (2002) filmi ile beğeni toplayan Tayfun Pirselimoğlu; Rıza (2007) ile başlayan, Pus (2010) ile devam eden üçlemesine Saç ile son noktayı koyuyor.

Tarlabaşı’nda perukçuluk yapan asosyal bir kişilik olan Hamdi, yalnızlığı ve yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle, dükkanına saçlarını satmak için gelen Meryem’e cinayete neden olacak kadar büyük bir tutkuyla bağlanıyor. Ancak Saç, bir suç filmi değil. Metaforlarla yoğrulmuş minimalist bir sinema örneği. Antalya ve İstanbul Film Festivallerinde önemli ödüller alan eser, sinefiller tarafından bile anlatım üslubu ve temposu ile fazla kişisel ve durağan olmakla eleştirildi.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin