Bunu sakın evde denemeyin: home made ALES

Akademisyenliğe adım atabilir miyim, yoksa yüksek mi yaparım diye düşünürken bir de baktım ki bu hâller için ALES derler bir sınav varmış. Sonradan bizim zamanımızda LES adındaki hikâye olduğunu anladım. Başvuru süresinin nihayet pek yakın, hemen depikleyip kendimi en yakın üniversiteye attım.

Cenk Büker

Baktım ki olaylar gelişmiş, memur “kameraya bakın” dediğinde şaşalayıp daha “Ne kamerası, nerede yahu?” demeye kalmadan, cırt cırt diye döküldü evrağım. Büyüyünce uluslararası bir şirkette Printer Manager olmak istiyorum. Her yerde var, en sağlam en geçerli meslek…

Benim foto yine şapşi ile at hırsızı arasında bir kıvamda duhul etti. Kafa kâğıdındakine de pek benzemiyor, arızaya bağlamasınlar inşallah.

Sınav Pazar günü olduğundan bugün (Cuma) çalışma vaktinin geldiğini düşünüyorum. Ee turist gibi de girilmez ya, ayıp tabii. Enternet pek faydalı, soruları indiriyorum. Uzun zamandır böylesi uzun oturumlu -3 saat- bir sınava girmediğimden bir simülasyon yapayım diyorum. Sınav kimlik kâğıdında yazdığına göre falanca İlköğretim Okulu. Türkiye ortalamasında bir vücutla bile genç arkadaşlarımın minik sıralarına yerleşebilecek miyim derdindeyim.

Onların masalar alçak, kıç koyma yerleri de dar ve sert olur tahayyülüyle başlıyorum evde dört dönmeye. Masanın bacakları kesemeyeceğime göre sandalyeyi yükselteyim. Babadan kalma “Hayat” ansiklopedisinin birkaç cildini üst üste diziyorum. Hah, hem dar hem de sert oldu. Masa örtüsünü de kaldırmak lâzım. Şıkları yuvarlak içine karalarken olası masa delikleri temasından kaçınma, kiğadı yırtmama antremanları ve düz koşularla başlıyorum.

Fonda Mozart yardırıyor. E sınavda böyle de bir şey olmayacak, kapatıyorum. Onu kapatınca günlerdir dışarıda çok severek kulak kabarttığım İSKİ vidanjör ve karşı apartmanın bitmek bilmeyen PVC pencere kesim cazırtısı ayyuka çıkıyor. Ama olsun, o da lâzım, o da bizim bir kardeşimiz. Hem sınav sırasında da böylesi dış gürültüler olabilir. Nitekim üniversite sınavında dışarıda bangır bangır Sezen Aksu çalan bir araba yok muydu? Vardı, o olmayaydı belkim şimdi Harvard’daydım, en kötü ihtimal Oksford ikinci öğretimde.

Tercihan 2B kalem arıyorum ki yok. Oradan buradan afirdiğim otel ve toplantı kurşun kalemleri de pek kelekmiş. O da olsun, bunlarla yazmaya alışırsam sınavda iyi kalemlerle şahlanırım. Dünyayı Kurtaran Adam’daki ayaklarına ağırlık bağlayıp zıplayan Cüneyt Abi misali…

E bu kalemlerin ucu körlenmeyecek mi? O hâlde kalemtıraş da lâzım. Bizim ufaklığın kalem kutusunda bulunur elbet. Bulunmuyor. Yahu uçlu, basmalı 0.7 kullansak olmuyor mu?

Sıkılıp bu konularda tecrübeli bir dostum olan Cumhur Andsoy’u arıyorum. “Abi biz sözelde senden TR birinciliği beklemekle birlikte sayısal’daki durumunu sormak istiyoruz?” diyor. “Siz kimsiniz?” diye ter manyelliyor ve peşinden sayısal durumumun bakkal ayarı olduğunu belirtiyorum. “Ama abi o sınav zor…” tarzında konuşmaya başlayınca sinirden sitroen çekip suratının orta yerine kapıyorum telefonu. Sanırım biraz da korku ve öfkeden; çünkü benim bakkalla karşılaştırılmam bakkalına göre de değişir elbet. Köşedeki emekli amca demir paraları bile seçemediğinden onu rahat ufalarım, ama caddedeki bakkal özellikle aritmetik hesaplarda beni sollayabilir.

Daha bunun, sınavda ihtiyaç hâlinde kullanılacak küçük su şişesi, kuru üzümü feşmekanı var. Hem, sınavda başarısız olmayalım, 3 saatte zate sağlam kafa ponzalaşır diyerekten cumartesi akşamı da içemeyeceğiz. Acaba girmesem mi yahu? Hem bugünden hazırlanmaya başlarsam devriki sınava zehir gibi girerim diye kendimi kandırmaya başlıyorum. Hem 0.7 uçla silgi de yok evde…

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin