Cep telefonlu yaşayan ölüler! a.k.a. Sinemayı seven Stephen King sevmez mi?

Stephen King’in Cep romanı

Öldüren Sis (The Mist) filminin altında bizi bugüne kadar ortak yaptıkları hiçbir işte hayal kırıklığına uğratmamış iki yaratıcının imzası vardı: Stephen King ve Frank Darabont. Esaretin Bedeli (Shawshank Redemption) ve Yeşil Yol (The Green Mile) iki olağanüstü filmi de bu ikiliye borçluyuz, hatırlarsınız. Öldüren Sis’le ilgili düşüncelerimizi paylaşmıştık. Şimdi de King’in belki de sinemadan en çok referans içeren kitaplarından birinden söz edelim istedik. Yazarın 2006 tarihli post-apokaliptik romanı Cep’i kastediyoruz.

Stephen King yıllar önce yazdığı Mahşer’dekine benzer büyük ölçekli bir kabus inşa ediyor Cep’te. Cep telefonlarıyla yayılan bu kabus tüm dünyayı etkisi altına alıp bilinen uygarlığın köküne kibrit suyu ekiyor.

Boston’da sıradan bir gün. Dünyanın her yanında sıradan bir gün. Bu sıradanlık öyle bir hızla darmadağın oluyor ve olaylar öyle apansız korkunç bir hal alıyor ki bir Stephen King romanı okuduğunuzdan bir anlığına şüpheleniyorsunuz. Çünkü King’i okurlarını daha çok ısınma turlarının ardından dehşetin kucağına atmayı seven bir yazar olarak tanıdınız yıllardır. Ama bu müphem durum üstüne fazla kafa yoramadan sayfaları hızla çevirmeye başlıyorsunuz. King tarzı ya da değil bir dehşet anaforu sizi hızla kitabın sonlarına doğru çekiyor.

Cep’in ilk sayfalarında Stephen King kitabını korku ve bilimkurgu türüne meraklı kitap kurtlarının ve sinemaseverlerin yakından tanıdığı iki isme ithaf ettiğini şu cümleyle açıklıyor: “Richard Matheson ve George Romero için.” Kitabı okudukça bu ithafın ne kadar anlamlı ve yerinde olduğu anlaşılıyor. Cep’in hikayesi, cep telefonlarından yayılan garip bir hastalık yüzünden insanların değişime uğrayıp birer “telemanyağa” dönüşmeleriyle başlıyor. (Kitabın sonlarına doğru “freko” adıyla anılıyorlar.) Bu telemanyaklardan bazıları intihar ediyor ama büyük bir kısmı en yakınlarında kim ya da ne varsa ona saldırıp dişleri ve elleriyle onu parçalıyorlar. Benzerlikten ve ithaf cümlesinden anlaşılacağı gibi King telemanyakları tasarlarken George Romero’nun 1968 tarihli Yaşayan Ölülerin Gecesi filmi ve bu filmin devam bölümleri sayesinde sinema ve popüler kültür literatürüne geçen yaşayan ölülerinden esinlenmiş.

King’in diğer esin kaynağı ise birçok ünlü bilimkurgu yazarını Kuzey Yıldızı olmuş bir başka yazarın, Richard Matheson’un, türün meraklıları için klasik sayılan ve kısa bir süre önce yeni bir sinema uyarlamasını izlediğimiz I am Legend’ı. Milliyet Yayınları Kara Dizi’den 1972’de Hepimiz Vampiriz, 2003’te İthaki Yayınları’ndan Ben, Efsane! isimleriyle türkçesi çıkan kitap, tüm insanların vampire dönüştüğü bir dünyada geriye kalan tek insan olan Robert Neville’in hikayesini anlatmaktadır. Kitabı bilmiyorsanız bile, ondan uyarlanan Charlton Heston’lu Omega Man filmine denk gelmişsinizdir belki.

Cep’in ana kahramanı Clayton Riddel da Robert Neville ve Yaşayan Ölüler filmlerinde sığındıkları mekanları bir nevi “Alamo” haline getiren felaketzedeler gibi değişen bir dünyada hayatta kalmaya çalışan normal bir insan. İnsanlığı kırıp geçen katostrofik salgından cep telefonu kullanmaması sayesinden kurtulan Clayton bir yandan sağ kalmaya çalışıyor bir yandan da olaylar patlak verdikten sonra haber alamadığı oğlu ve karısına ulaşmaya çalışıyor. Çıktığı tehlikeli yolculukta arkadaşlar ediniyor, onlarla birlikte çeşitli badireler atlatıyor ve dünyayı cehenneme çeviren “frekans” adı verdikleri fenomenin sırrını çözmeye uğraşıyor.

Cep, Stephen King’in Medyum, O, Şeffaf, Hayvan Mezarlığı, Yeşil Yol gibi birinci kalite romanlarından biri olmasa da Mahşer ve Falcı gibi King hayranlarının beklentilerine yanıt verebilecek seviyede bir iş. King titiz bir zanaatkar ustalığı sergiliyor. Geçmişte kullanılmış ve kendisini etkilemiş malzemelerden, içine kendi yorumlarını ve son 10 yılın en önemli nesnesi olan cep telefonlarını kattığı yeni bir eser çıkarıyor. Bir an önce sonuna gelmek istediğiniz kitabın hikayesi gerilim yaratmaktan çok merakını kamçılayarak peşinde sürüklüyor okurunu.

Stephen King’in cep telefonu kullanmadığını düşünürseniz, onun son romanıyla 200 milyon cep telefonunu aralarında paylaşan Amerikalılara inceden de bir mesaj verdiği fikrine kapılıyorsunuz. Romero’nun filmleriyle tüketim zihniyeti, kapitalist alışkanlıklarla ve insanoğlunun yıkıcı bencilliğiyle dalga geçmek adına verdiği türden bir mesaj…

Stephen King’in Sırları

“Korku-gerilim türünün en çok satan yazarı” unvanına sahip olan yazar Stephen King, 1947’de ABD / Portland’da dünyaya geldi. Annesi ve babası ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesinin yanında büyüdü. 1970’lerden bu yana 60 adet kitabı yayımlanan ve kırk milyonun üzerinde hayranı olan Stephen King, 1971 yılının Ocak ayında kendisi de bir yazar olan Tabitha King ile evlendi. Şimdi birlikte gözlerden uzak sakin bir hayat sürüyorlar.

Stephen King’in romanlarını çekici kılan, orta sınıftan saygın insanların sakin, sessiz dünyasını, merkeze uzak kasabalardaki pastoral hayatı kullanması. Üstelik edebiyattan olsun, sinemadan olsun ya da başka popüler kültür eserlerinden olsun korku klasiklerine göndermeler yapmayı ihmal etmiyor. Ama King’in başarısının en önemli sırrı, kapitalist toplumlarda yaşayan orta sınıfların evrensel endişelerini yakalaması.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin