Fecir Alptekin’le Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (28 Mayıs 2010)

Önemli Not: New York, Je t’Aime/ New York, I Love You filminin vizyona girişi ertelenmiştir.

Sevgili Ters Ninja okurları, bu hafta vizyonda dört yeni filmimiz var. Pek çok ünlü sinemacıyı bir araya getiren bir şehir öyküleri kolajı New York, I Love You… Dünya sinemalarında büyük ses getiren gerilim Frozen… Herkesin sevgilisi, animasyon Şrek… Ve bir yerli film, Pus… Herkese iyi seyirler!

New York, Je t’Aime/ New York, I Love You

Yön: Natalie Portman, Fatih Akın, Brett Ratner, Shekhar Kapur, Mira Nair, Yvan Attal, Joshua Marston, Allen Hughes, Shunii Iwai, Wen Jiang, Randall Balsmever
Sen: Scarlett Johansson, Natalie Portman, Fatih Akın, Anthony Minghella, Jeff Nathanson, Yvan Attal, Joshua Marston, Stephen Winter, Yao Meng, Suketu Mehta, Olivier Lécot, Hu Hong, Alexandra Cassavetes, Hall Powell, Shunii Iwai, Israel Horovitz, James C. Strouse, Emmanuel Benbihy (konsept)
Oyn: Natalie Portman, Shia LaBeouf, Bradley Cooper, Blake Lively, Orlando Bloom, Ethan Hawke, Robin Wright, Hayden Christensen, Christina Ricci, John Hurt, Andy Garcia, Eli Wallach, Julie Christie, Uğur Yücel…
Yapım: 2009, ABD – Fransa, 110 dk.

Belli bir tema üzerinde çeşitli yönetmenleri bir araya toplayan, bu tema çerçevesinde her birinin konuya kendi yorumunu getirmesini talep eden, içinde barındırdığı yönetmenlerin avantajını kullanarak özellikle festivallerden hareketle etrafa yayılan ve bir kısım izleyici tarafından eğlenceli/ ilgi çekici bulunan, az az/ küçük küçük ve kolayca tüketilen kısa filmlerden oluşmuş konsept proje janrında yeni bir çalışma daha karşımızda: New York, I Love You. Yine Emmanuel Benbihy’nin yapımcılığı ve konsept tasarımıyla, Aşk Şehirleri serisinin Paris Je T’Aime’den sonraki ikinci filmi, aşk/ sevgi anekdotları üzerine bir kent antolojisi…

Kendi adıma bu tip işlerle ilgili çok olumlu fikirler taşımadığımı peşinen söyleyebilirim. Zira bu projelerin farklı isimleri bir araya getirmeleri itibariyle taşıdıkları popülerleşme potansiyelinin, yönetmenlerin bilinçaltına girerek onlarda tonları daha “light” tutma güdüsü yarattığını düşünürüm. Sevdiğimiz pek çok yönetmenin aynı konudaki farklı yaklaşımı ya da yaratıcı eğilimini görme fırsatı sunsalar da bana göre bu kolajlardaki sınırlayıcı çerçeve ve sipariş altyapısı, o yönetmenlerin yüzde yüz kendileri olmalarına asla izin vermez… Ve netice, sinema adına yavan kalmış, hatta oldukça eğreti/ zorlama/sahte görünen salt ticari bir hamleden öteye geçemez. Hal böyle olunca, kahramanının acı malubiyetine tanık olan çocuklar gibi sinemadan içim burularak çıkar, işin fikir sahiplerine de hafifçe öfkelenmekten kendimi alamam…

Evet sevgili okurlar, New York I Love You’da da tema babası yapımcı Benbihy’nin koyduğu katı kurallar, yönetmenlerin yaratıcı yaklaşımları ve üretim alanlarını iyice baltalamış: Süre 8 dakikayı geçmeyecek, çekimler iki günde bitecek, işin toplamı bir haftada tamamlanacak, mutlaka aşka dair bir karşılaşma/ buluşma öyküsü anlatılacak! Boşuna dememiş büyüklerimiz, “Elini korkak alıştırma!” diye… Bu dar çerçeve içinde ne yazık ki ortaya son derece düz, yavan ve renksiz bir iş çıkmış. Duyguların sıçradığı, özgür bir sinemacının uçuşlarını hissettiğiniz tek bir an yaşatmayan bir deste kısa film…

Detaya inersek; yönetmenlerin çoğunun New York’la yaşamsal bir bağları olmaması nedeniyle, filmlerin de kente dair özel ve derin bir duygu aktarımında bulunamadığını söyleyebiliriz. Öyküler, kent yaşamını ve kent insanının ruh halini irdelemeyi es geçip, daha çok standart New York algısı üzerine bina edilmiş. Bu tip kolajların içindeki filmler genelde süre itibariyle durumları/ anları aktarmaya yönelik hazırlandıklarından çok güçlü olması gereken diyaloglar da, New York I Love You’da zeka pırıltısından oldukça uzak görünüyor.

Diğer yandan öykü mekanları Manhattan’a yoğunlaşmış ve proje kenti bütünüyle kapsamakta yetersiz kalmış. Filmler arasında bağlantı bulunması şart değilse de, burada kurulmaya çalışılmış kesişme noktaları oldukça zayıf. Ama en önemlisi aşk/ romantizm/ trajedi gibi evrensel/ bireysel temalarda odak sabitlenmiş ve New York’un sunduğu etnik farklılıklar, kültürel çeşitlilik, karmaşa vb gibi malzemeler görmezden gelinmiş. Sadece Mira Nair’in bölümünde Yahudi gençkız (Natalie Portman) ile Hintli adamın (İrfan Khan) öyküsü anlatılıyor ki, zaten bu da projenin en başarılı işlerinden biri olmuş.

Kendi adıma en çok beğendiğim işinse, eski bir opera sanatçısının öyküsünü anlatan Shekhar Kapur’a ait film olduğunu söyleyebilirim. Bu bölümün senaryosu geçen yıl kaybettiğimiz Anthony Minghella’ya ait ve projenin bütünü de Minghella’nın anısına adanmış. Diğer bir dipnota gelince… Oyuncular arasında gördüğümüz Natalie Portman, ayrıca ilk yönetmenlik denemesi olan bir kısa filmle de projeye katkıda bulunuyor.

Ve özetle… New York I Love You, listedeki değerli yönetmenlerin ne yaptığını ve nasıl yaptığını görmek için duyulan sinemaseverce bir merakla izlenebilir… Ama salona yüksek beklentilerle girmemeniz tavsiye edilir!

Frozen

Yön: Adam Green
Sen: Adam Green
Oyn: Kevin Zegers, Shawn Ashmore, Emma Bell, Kane Hodder, Ed Ackerman
Yapım: 2010, ABD, 94 dk.

Film, snowboard yapmak üzere dağa tırmanan ancak telesiyejin arızalanması sonucu burada mahsur kalan üç gencin tüyler ürperten öyküsünü anlatıyor. Paniğe kapılan ve dağdan inmek için zamana karşı yarışan gençler, sadece donma tehlikesiyle değil aynı zamanda ıssız doğadaki diğer bin bir engel ve tehlikeyle de mücadele etmek zorundadırlar. Gençlerin heyecanla başlayan snowboard macerası, hayatta kalmak için yeterince güçlü olup olmadıklarını ortaya çıkaracak bir sınava dönüşmüştür artık.

Gerilim macera türündeki Frozen, dünya sinemalarında vizyona girdiğinden bu yana gerek izleyici gerekse sinema çevreleri tarafından ilgiyle karşılanıyor. Oyuncu ve senaryo yazarı kimliğiyle de tanınan yönetmen Adam Green’i ise daha önceki Hatchet/ Balta, Spiral gibi filmlerinden anımsayabilirsiniz.

Shrek Forever After/ Şrek: Sonsuza Dek Mutlu

Yön: Mike Mitchell
Sen: Josh Klausner, Darren Lemke
Seslendirenler: Mike Myers, Eddie Murphy, Cameron Diaz, Antonio Banderas, Julie Andrews
Yapım: 2010, ABD, 93dk.

Sevimli ve romantik yeşil devimiz Şrek son macerasıyla sinemalarda… Şrek ne yazık ki yine saflığının ve iyi niyetinin kurbanı olur ve bu kez de, tatlı dilli işadamı Rumpelstiltskin ile imzaladığı anlaşmada dolandırılır. Rumpelstiltskin’in kral olduğu Uzak Ülke’nin çarpıtılmış alternatif yönetim biçiminde, yeşil canavarlar artık birer av malzemesi haline getirilmiştir… Şrek’e düşen görev ise, şimdi hatasını düzeltip dostlarını kurtarmak ve hayattaki tek gerçek aşkına yeniden kavuşmaktır. Şrek her zamanki gibi gücünü toplar ve kötülere karşı coşkulu mücadelesine başlar…

Sadece çocuklar değil yetişkinler arasında da özel bir izleyici kitlesine sahip animasyonlardan olan Şrek’in yönetmen koltuğunda bu kez, High/ Kahramanlar Okulu ve Deuce Bigalow: Male Gigolo/ Erkek Jigolo gibi filmleriyle tanınan Mike Mitchell var. Şrek’in sesi ise yine Mike Myers’tan…

Pus

Yön: Tayfun Pirselimoğlu
Sen: Tayfun Pirselimoğlu
Oyn: Ruhi Sarı, Nurcan Ülger, Mehmet Avcı, Bahar Yanılmaz
Yapım: 2009, Türkiye – Yunanistan, 108 dk.

Dram türündeki film, içine kapalı ve sorunlu bir gencin beklenmedik olaylarla aniden değişen öyküsünü anlatıyor. Bir korsan DVD atölyesinde çalışan Reşat, takıntılı bir kişiliğe ve rahatsız bir ruh haline sahiptir. İnsanlarla iletişim ve ilişki kurmakta güçlük çekmektedir. Yaşadığı kapalı hayatta dikkatini çeken çok az kişi vardır. Bunlardan biri, aynı binada yaşadığı ve romantik bir ilgi duyduğu ama kendisine açılmaya cesaret edemediği gençkız; diğeri ise, çalıştığı yere arada sırada uğrayan, patronunun karanlık işlere bulaşmış arkadaşı Celal’dir. Ne var ki Celal’in vurulması, Reşat’ın tüm hayatını değiştirecektir. Çünkü Celal aynı gün vurulmadan önce Reşat’ın bulunduğu atölyeye şüpheli bir paket bırakmıştır.

Pus’un yönetmeni Tayfun Pirselimoğlu’nu daha önceki Hiçbiryerde, Rıza gibi filmleriyle tanıyoruz.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin