15. Filmekimi’nden: Frantz

frantz-4Karakterlerini gündelik gerçekler arasına sıkıştırmayı seven François Ozon’un yeni filmi “Frantz” savaşın bireyler üzerindeki etkisini temel olarak bir adam ve bir kadının travmatik aşk hikayesini anlatıyor. Birinci Dünya Savaşı sonrası Alman – Fransız düşmanlığını örnek göstererek de savaşın trajik yanlarına dikkat çekmeyi ihmal etmiyor.

Birinci Dünya Savaşı henüz bitmiş. Devletler bir taraftan barışı kutluyor, diğer taraftan da kayıplarının muhakemesini yaparken insanlar da kaybettikleri eşlerinin, çocuklarının, babalarının ve torunlarının yasını tutuyor. Nişanlısının sembolik mezarını ziyaret eden genç Alman Anna (Paula Beer) gizemli bir adamın aynı mezara çiçekler bıraktığını öğreniyor. Kimin nesi olduğunu bulmaya çalışırken aynı adamla nişanlısının ailesi Dr. Hoffmeisterlerin evinde de karşılaşıyor. Frantz’ı tanıdığını söyleyen Adrien isimli bu Fransız’a (Pierre Niney) önce şüpheyle yaklaşıyor. Ancak kendini Frantz’ın bir arkadaşı olarak tanıttığında ise bu genç Fransız’a bir sempati duymaya başlıyor, hayatından uçup giden sevgili nişanlısının anısını, bir yabancının anlattıklarıyla tekrar yaşamaya başlıyor. Ancak çok geçmeden Adrien içindeki acıyı söndürmek için gerçekleri itiraf etmek zorunda kalıyor. Fakat bu bile, genç kadının sempatisine engel olamıyor.

frantz-2

Ozon savaşın tanımını yaparak başlıyor filme. Savaşı, devletlerden toplumlara savaşa katılan her tarafın mağlup sayıldığı bir olay olarak nitelendiriyor. Ancak meselenin soyut kısmını atlayıp, somuta yani savaşın gündelik boyutuna çeviriyor kamerasını. Ve perdeye de üzgün bir aileyi yansıtıyor. Biricik oğlunu savaşa göndermiş bir aileyi gösteriyor izleyenlere. Kaybettikleri, evlatlarının gidişatını hiçbir ölçüde değiştiremediği bir savaş söz konusu burada, bir başka deyişle çocukları bir hiç uğruna, bir veda bile edemeden çekip gidiyor yaşadıkları dünyadan. Sonrasında da bu ölen adamın müstakbel eşini koyuyor ekrana ve onu hikayenin merkezine oturtuyor. Anna adlı bu kadının, hayatını bir hiç uğruna kaybeden bu adamdan bir çocuğu olamayacak. Hayata anlamsızca veda eden bu adama benzemeyecek torunları. Onun soyadını taşımayacak hiç kimse, ne ailesi ne de kendisi bırakamayacak izini sonraki nesillere.

frantz-3

Savaşın bu kanlı gerçeklerini anlattığı ilk birkaç dakikanın üzerine bir başka adamı daha ilave ediyor Ozon hikayeye. Nereden ve neden geldiği belli olmayan bu adamın Frantz’ın ve doğmamış çocuklarının, torunlarının ve büyük torunlarının katili olduğunu hemen anlıyor izleyici. Hoffmeisterler de aynını düşünmüş olacak ki almıyorlar bu adamı evlerine, kabul etmiyorlar. Ancak sonradan bir katilin katlettiği kişinin evine gelecek cesareti olmadığı düşüncesiyle bir şansı vermeyi uygun görüyorlar. Bu Fransız’ın, bu düşmanın bir katil değil bir dost olduğunu öğrendiklerinde ise hem toplumla hem de kendileriyle bir çelişki yaşıyorlar. Bir yandan bu dosta kucak açmak ve oğullarının acısına duymadıkları anılarla su serpmek isterken diğer yandan da bir düşmanı, devletlerine, ülkelerine, insanlarına acılar yaşatan bu adamı dışlamak zorunda oldukları hissine kapılıyorlar.

frantz-1

Film bütün bu toplumsal ve bireysel çelişkileri es geçip yalnızca Anna’ya ve Anna’nın acılarına odaklanmayı tercih ederek işin açıkçası kolayına kaçıyor. Anna’nın affını Hristiyanlığa bağlayarak da Anna’nın psikolojik savaşını erkenden sonlandırıyor. Adrien’e duyduğu aşkın Frantz’la ilişkisini keserek de hikayenin altını boşaltmış oluyor. Ozon’un renk oyunlarıyla (yeni dijital kameralarda eski etkisini kaybetmiş de olsa), harika soundtracklerle hareketlendirdiği film bir aşk hikayesini trajik ve dramatik etkilerle anlatıyor. Zamanın ilerlemesiyle savaş gerçekleri hikayenin dışına çıksa da Ozon finalde anlatmak istediklerini toparlayıp filmi kurtarmayı başarıyor.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin

HENÜZ YORUM YOK