Richard Widmarkters ninja

Pachydermata‘daki Özür Dileriz başlıklı bir yazı dikkatimi çekti. Niye, kimden özür diliyor bu çocuklar acep diye meraklandım. “Usta” sıfatını mesleğinin hemen önüne iliştirirken hiç tereddüt etmediğiniz bir aktörü anıyordu yazı. Geçen sene kaybettiğimiz Richard Widmark’ı… Çocukluktan beri filmleriyle büyüdüğümüz bu adamın gidişi üzerine üç beş laf etmeyi ihmal etmiş kendini kötü hisseden Nitro özür diliyordu. O anda bir bakayım dedim, kaç kişi sinema silüeti göçmüştü öte yana geçen sene. Aman tanrım, dedim, isimlere bakarken… Bazıları için üç beş satır karalamış bazıları için bunu yapamamıştık ama, öldüğünden tamamen habersiz olduğum bir sürü ünlü sinemacı da vardı. Bu listeyi onları, filmlerini, seyreden-seyredilen olarak paylaştıklarımızı bir kez daha onurlandırmak için veriyorum. İnsanların sinemayı sevmesinin en basit nedeni film seyrederken mutlu olmalarıdır. Bu sebeple, listedeki isimlerin her birinin bu dünya üzerinde pek çok kişinin mutluluğunda payı olduğunu aklınızdan çıkarmayarak okuyun listeyi…

Ocak 15 – Brad Renfro – 25

İlk önemli rolünü aldığı The Client‘da küçük Mark Shay olarak karşımıza çıktı. 2005’de Jacket, 2006’da 10th and the Wolf filmlerinde oynadı. Bu yıl Bret Easton Ellis‘in romanında uyarlanan The Informers‘da izleyeceğiz onu. Kariyeri yükselişte olan Renfro hayatını aşırı uyuşturucu yüzünden kaybetti.

Ocak 22 – Heath Ledger – 28

Heath Ledger

Ondan Joker kaldı yadigar. Ve Ned Kelly, ve Bob Dylan, ve Casanova, ve Jacob Grimm, ve Sir William Thatcher…

2 Şubat – Barry Morse – 89

Ünlü TV dizisi Kaçak‘ın müfettiş Phillip Gerard’ı.

10 Şubat – Roy Scheider – 75

Roy Scheider / jaws

Kim kurtaracak şimdi Jaws’tan bizi!

12 Şubat – Van Johnson – 84

II. Dünya Savaşı ve sonrasında MGM’nin en gözde oyuncularından biriydi.

13 Şubat – David Groh – 68

Melrose Place, Buck Rogers in the 25th Century, Law & Order, Baywatch, Murder, She Wrote, The X-Files ve L.A. Law dizilerinde konuk oyuncu olarak pek çok kez çıktı karşımıza.

19 Şubat – Ann Savage – 87

18 Mart – Arthur C. Clarke – 90

18 Mart – Anthony Minghella – 54

Sizi bilmem ben genç denebilecek bir yaşta kaybettiğimiz yönetmeni Soğuk Dağ ve Yetenekli Bay Ripley filmleriyle hatırlayacağım.

19 Mart – Paul Scofield – 86

Ödüllü aktör Fred Zinneman‘ın 1966’lı tarihli filmi A Man For All Seasons‘da Sir Thomas Moore’u canlandırmıştı.

24 Mart – Richard Widmark – 93

5 Nisan – Charlton Heston – 65

Omega Man

Eski tüfek Heston ne çok güzel film bıraktı geride: Maymunlar Cehenneminden Kaçış, Omega Man, Pekin’de 55 Gün, Soylent Green, Havaalanı, Earthquake ve daha pek çoğu…

8 Nisan – Stanley Kamel – 65

Stanley Kamel

Monk dizisini izleyenler onun psikoloğunu da tanırlar…

18 Nisan – Joy Page – 83

Kazablanka filmindeki Bulgar gelin dersekkesin hatırlarsınız…

13 Mayıs – John Phillip Law – 71

John Phillip Law

Çocukluğumda en çok seyrettiğim savaş filminde (Attack Force Z) Mel Gibson’la birlikte oynamıştı. Barbarella‘daki en bilinen rolüydü ama…

26 Mayıs – Sydney Pollack – 73

Atları da Vururlar, Akbabanın 3 Günü, Tootsie, Bulunduğumuz Yol…

22 Temmuz – Estelle Getty – 85

9 Ağustos – Bernia Mac – 50

Ocean’ın ekibi 1 kişi eksildi. Kahkahalarımız bu ünlü komedyene cennette kanat olsun.

10 Ağustos – Isaac Hayes – 65

Shaft‘ın müzikleri de ona aitti.

2 Eylül – Jerry Reed – 71

Jerry ReedÜnlü country şarkıcısı birçok filmde de rol almıştı.

26 Eylül – Paul Newman – 83
Paul Newman - Robert Redford
Gözleri deniz, yüreği temiz çocuk…
Korkuyorsun…
Bilmiyorsun…
Çıktığın yolculuk nerede son bulur?..
Ama boşa endişen…
Hangi durakta inersen in…
Bastığın yer cennet olur…

13 Ekim – Guillaume Depardieu – 35

Guillaume Depardieu

Gerard Depardieu‘nun zamansız kaybettiğimiz oğlu. Oynadığı son film (belki de bir önceki) Versailles‘ı mutlaka seyredin.

15 Kasım – Edie Adams – 81

25 Ekim – Estelles Reiner – 94

1 Aralık – Paul Benedict – 70

8 Aralık – Robert Prosky – 78

Robert Prosky

6 YORUMLAR

  1. Heath Ledger, Roy Scheider, Arthur C. Clarke, Richard Widmark, Stanley Kamel ve Paul Newman'nın ölümlerine gerçekten çok üzüldüm.

    Charlton Heston ise umarım mezarında ters döner ve cehenneme tez elden ulaşır! Michael Moore; Bowling For Columbine adlı belgesel filminde bu adamın ne mal olduğunu güzelce anlatmıştı. Charlton Heston'ın ardından ağıt yakmadan önce bu dökümanter yapımı izlemelerini hayranlarına öneririm.

  2. @landlord:

    Bu nefret değil! Bu, 1998 – 2003 yılları arasında National Riffle Association'ın başkanlığını yapmaya utanmamış; onun gibiler sayesinde ülkesinde silah kullanımı serbestisi çoğalmış ve yine bu nedenle bir sürü çocuğun ölümünün sorumlusu olduğunun bilincine varamayacak kadar "red neck white trash" bir aktör eskisine yöneltilmiş bir Tanrıça gazabıdır.

  3. Tam da kariyerinin zirvesine tırmanmaktayken erkenden bu dünyadan ayrılan Heath Ledger'e yazık oldu, çünkü yaşasaydı Hollywood'un ekmeğini yiyeceği bir ikondan ziyade sırf oyunculuğuna saygı duyulan bir insan evladı olacaktı.

    Roy Scheider'ı çok uzun zaman önce seyretmiş ve hayal meyal hatırlıyor olsam da nedense bende kalmış olan All That Jazz filmindeki rolüyle hatırlıyorum. Oysa Jaws daha belirgin bir filmdi. Garip, ama açıklayamıyorum.

    Arthur C. Clarke bilim-kurguda bilimsel kanalın en iyi temsilcilerinden biriydi. 2001 filminin senaristi olması da ayrı tabii. Ama edebi yönü zayıf bir yazardı, bu yüzden bir Stanislaw Lem kadar sevmezdim kendisini.

    Charlton Heston benim için anlaşılmaz bir vakaydı. Planet of Apes'in sonunda insanlığa lanet okuyan o adam nasıl oldu da bireysel şiddetin muhafızı oldu, garip. oyuncu olarak kendine özgü bir havası vardı, kült filmlerde rol aldı, ama büyük oyuncu diyemem.

    Sydney Pollack Amerikan politik sinemasında çok önemli bir yer tutuyordu -en azından Hollywood ölçeğinde. ama bazı sanatçılar erken ölürler, bedensel ölümleri daha sonra gelir. Son dönem filmleri ondan beklenenin çok daha altındaydı. Böyle soğuk ve duygusuz göründüğümün farkındayım, ama asıl anlatmak istediğim şu: eserleriyle tanıdığımız kişiler öldüğünde sanki bir arkadaşımızı kaybetmişcesine üzülürüz bazen, ama bir yalandır bu. bir maskeyi severiz, o maskenin ölümüne üzülürüz. hiçbir insan kendi eserlerinden ibaret değildir. bu yüzden onları eserleri ve bize yansıyan maskeleri ile değerlendirebiliriz sadece.

    Mesela bana en çok sızı veren ölüm Paul Newman'ınki oldu geçtiğimiz sene. Ekranda seyrettiğim o mavi gözlü serseriyi ilk başta (tıpkı ömür boyu süren dostluklarda olduğu gibi) nedensizce, daha sonra hakkında okuduklarım ve seyrettiklerim sayesinde belli nedenlerle sevdim. oynadığı çok güzel rolleri -benim gibi az buçuk değil de, çok iyi bilen- biri anlatsa kitap olur, ama son dönemlerinde özellikle Nobody's Fool filmindeki o huysuz ihtiyarı ve Road To Perdation filmindeki mafya patronu rolünü hemen hatırlayabiliyorum. Hele Road To Perdation filminde Tom Hanks'in onu öldürmek için adım adım yaklaştığı sahnede bir bakışı vardır ki… Ama dedim ya, benim sevdiğim, ölümüne üzüldüğüm Paul Newman'ın bir suretiydi sadece. Dostları, ailesinin üzüntüsünü ben nasıl bilebilirim. Kendi yaşamımdaki kayıplarımdan dolayı bir empati kurabilirim sadece. Bir suret öldü, ama ne güzel suretti o öyle…

    Akşam akşam ne hüzün oldu böyle ya…

  4. Charlton Heston çocukluğumun idolüdür. Ben-Hur, Solient Green, Maymunlar Cehennemi ve adını sayamayacağım pek çok film. Evet Bowling for Colombine'dan sonra bir gıcıklığım oldu ama o olmasa idi post apokaliptik sinema da çok farklı bir yerde olurdu bence.

    Sonuçta adam insan öldürmemiş bireysel silahlanmayı demokratik bir şekilde desteklemiş. Siz de çıkar karşısını söylersiniz de arkasından bu kadar sövmeye gerek yok bence.

CEVAPLA