Jehan Barbur: “Böyle bir durumda ‘barış’ dediğin şey çok zor görünüyor.”*

Jehan Barbur

Bütün kırgınlıklarını ‘umut’la cezalandıran ve belki de bunu müziği üzerinden yaptığı için bu kadar başarılı ve samimi olduğu düşünülen Jehan Barbur 12 Nisan 1980’de Lübnan’da dünyaya geldi. Sosyal medyada aksedilenin aksine Lübnan’da sadece dünyaya gelen ve çocukluğunu İskenderun’da geçiren Barbur, üniversite eğitimi için Ankara’ya yerleşti. Eğitmini tamamladıktan sonra müziğe verdiği gönlünü beslemek için İstanbul’a giden sanatçı, Türkiye’nin en değerli müzisyenlerinden biri olan Bülent Ortaçgil’in de desteği ve referansıyla müzik dünyasında yerini aldı.

Röportaj: Selcan Saraç

Klasik bir soruyla başlayalım, müziğe attığınız ilk adım neydi? Yeteneğinizi keşfetme anınız ne şekilde gelişti?

Çocukken oyun oynarken gelişti. Çocukken şarkı söylediğimde ve bunu ‘en güzel oyun’ olarak atfettiğimde artık hiçbir oyundan daha fazla keyif almamaya başladım. Yetenekli miyim yeteneksiz miyim konusunda da, böyle seneler seneler sonra ailemden birileri de beni duyunca o klasik ‘Hadi kızım amcalara teyzelere şarkı söyle.’ cümlesi bana da kuruldu ve öyle öyle başladı işte.

Jehan Barbur

Peki profesyonel anlamdaki ilk nokta neydi?

Aslında tam olarak ‘profesyonel anlamda şu noktada başladı’ diyebileceğim bir durum değil çünkü o arpa boyu, kanırta kanırta ilerleyen bir süreç olduğu için tırnaklarınla gerçekleştirdiğin bir şey o. Ben İstanbul’a gelir gelmez müzisyen olmadım, çok kapı çaldım çok müzisyene gittim, çok çalıştım, öğrenmem gereken çok şey vardı. Ama ilk sahneye çıkışım solist arayan bir grupla oldu, o solist bendim. Sonra grup değişti, daha sevdiğim şarkılar odaklı bir grup haline geldi. Kendi şarkılarımı yapmaya başladığım zamana kadar aldığım yol bir 7 sene falan sürdü, ne kadar çabaladığımı ve çalıştığımı anlayabilirsin yani.

İsminizin anlamı çok merak ediliyor?

Arap yarım adasında ‘güzel çiçek’ demek.

Yeni albümünüz hakkında biraz konuşabilir miyiz? Neler değişti, neler gelişti?

Onu size sormak lazım, insan kendi evrimini fark edemiyor pek. Yani bir gün kalkıp aynaya baktığında ‘Ben bugün yaşlanmışım.’ demiyorsun, onu ben de bilemiyorum şu anda belki böyle bi 5 – 6 sene sonra dönüp 3 albüme baktığımda anlayabilirim farkı; ama yeni albümde daha kendinden emin bir ben var. Yapım aşaması anlamında… İlk albümdeki sakarlık 3’te yok mesela. Diğer iki albümden renk olarak biraz farklı, daha farklı enstrümanlar da kullandım ama yine gitarı temel alarak tabii. Bir de artık 32 yaşında bir Jehan var bu da bir fark, ve yeni şarkılar!

Jehan Barbur

Yeni albümde ‘Sarı’ isminde bir şiir var, kendi yazdığınız bir şiir. Buradan yola çıkarak edebiyatla ilgilenip ilgilenmediğinizi sormak istiyorum.

Ah, evet kendi çapımda ilgileniyorum işte. Senelerdir yazdığım catidakicimenler.blogspot.com adresinde bir blogum var, içinde yazdığım şiirler, öyküler, denemeler ve ‘iç dökümlerim’ olarak adlandırabileceğim minik yazılar var. Sarı’yı da orada yazmıştım ve albüme koymayı hiç düşünmüyordum ama sonra o şiirden yola çıkarak yaptım yeni albümümü. Şiirin rengi ve şarkılarımın anlattıkları çok aynıydı, birbiriyle bağdaştı benim adıma. Ordan aldığım ve albüme koyduğum bir yazı Sarı. Bu arada blog adresimi vermişken, www.jehanbarbur.com adresinden etkinlikleri de takip edebileceğinizi belirtmek isterim.

Jehan BarburŞarkı sözlerinizin ve şiirlerinizin altındaki hüzün hakkında söyleyecek bir şeyleriniz var mı?

Onu siz hüzünlü algılıyorsunuz. Onun altındaki kinayeyi algılamakta fayda var. Yani her yavaş şarkı hüzün ve umutsuzluk anlamına gelmiyor. Bir kırılmışlığın üzerine yazılmış olması bile derdimin bir umut olduğunu anlatıyor aslında. Ya da o anı tanımlama. Ama yani çok kafama takıyorum kafamı duvarlara vuruyorum ölüyorum bitiyorum anlamına gelen bir şey yok ortada. Ona bakarsan hareketli şarkılarım daha dertli! Artık dertlerimle uğraşamadığım için alay etmekten başka bir çare bulamadım ve neşeli bir hale getirdim onları. Ama mesela Gidersen’de bile benim kendi açımdan kinayeler var yani öyle çok depresif ve melankolik şarkılar olmaması umudundaydım.. Öylesine mesela, dediğin gibi bir şarkı evet. Kırık Bir Aşk Hikayesi filmi anlattığı için ve film melankolik bir film olduğu için dediğin gibi mesela. Ama amacım o karanlıkta umut yok olmasın, ikisi bir arada bulunsun – ayrımsanası bir fark var.

Peki müzisyen olmasaydınız hangi mesleği tercih ederdiniz?

Hiçbir şey! Ölürdüm herhalde?

Jehan Barbur

Sizin daha kalabalık kitlelere konser vermek yerine daha mütevazı topluluklara konser vermenizin kendi tercihiniz olduğu gözlemlenmiş?

Ne kadar yanlış gözlemlenmiş? Bunu seçen ben değilim, ben istemez miyim bana 10.000 kişi gelsin? Henüz gelmez. Medya beni sunuyor mu size televizyonlarda?  Belki Bülent Ortaçgil gibi ben de 40. yılımı doldursam saçlarıma ak düşse ‘Aa’ derim ‘İşte 40. yılımı doldurdum bir şeyler oluyor.’

Peki Türkiye’nin sevimsiz bir takım siyasi ilişkilerde bulunduğu şu günlerde ‘barış’ adına bir şeyler söylemek ister misiniz?

Şunu söylemek isterim; ne yaptığımızın toplum olarak farkında değiliz. Güdülmüş, ezilmiş, taraftar olmuş bir toplum haline geldik; vatandaş değil taraftarız artık ve böyle bir durumda ‘barış’ dediğin şey çok zor görünüyor. Bu ülke çok uzun yıllardır savaşta zaten. İç savaşta. Ülke 4 ülke halinde, kuzeyi ayrı, güneyi ayrı, batısı ayrı, doğusu ayrı. İnanılmaz derecede birbirimize düşürüldük. İşte ‘İsmin neden Jehan?’ diye sorarlarken bile dilimi, dinimi, ırkımı sorguluyorlar. Aslında bu bile çok çirkin. Geçmeliyiz artık bunları. Bu ülkenin yaşayanıyız, canız, insanız, kafi. Barış, böyle giderse zor ama kaç kişi kurtarabilirsek o kadar kardır bizim adımıza. Öyle işte…

* Passage Dergisi’nin Kasım-Aralık sayısından kısaltılarak alıntılanmıştır.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin