Kırmızı Koltuk Sineması’nda 6 film birden kuşağı vardı!

Kırmızı KoltuktersninjaDead Space
Bakmayın bu aralar pek yazı yazamadığıma, film seyretme işine ara vermiş değilim. Bu filmlerin çoğunluğunu evimin salonunda televizyona dik duran üçlü kırmızı koltuğumda yatar vaziyette seyrettiğimi inkar etmeyeceğim. Dikkat dikkat! Şu an özelime girmek üzeresiniz, lütfen ayakkabılarınızı dışarıda çıkarmayı unutmayınız! (Şışşt, Amerikalı, Evimiz Hollywood’da ya da Yalan Rüzgarı dizisinden mi kaçtın sen, bak herkes çıkardı!) Açıklıyorum, yukarıdaki temsili bir fotoğraf değil, söz konusu koltuğun bizzat kendisidir. (Oh be!)

tersninjaCumartesi… Yeni uyanmışım, koltuğumdan dikkatle zapping (büyük ehemmiyet ister bu iş) yapıyorum, mutfaktan mis gibi yumurtalı ekmek kokuları geliyor, rejimdeyim ama öyle bir acındırmışım ki kendimi hanıma, dayanamamış bir öğünlüğüne bozmama izin vermiş rejimi. Bir Türk filmine takılıyorum. 84 yapımı bir Osman F. Seden filmi: Damga. Tarık Akan, Yaprak Özdemiroğlu oynuyor. Feci bir şey. Çakma Death Wish. Azıcık film gustosu olan birine seyrettirin zorla, kurtulmak için evini, arabasını sizin üstünüze yapar. Keza Hakkı Devrim de hiç hazzetmezdi bu filmden, zira “Bu saçmaları söylemek için mi geldin buraya?” gibisinden cümleler geçiyor filmin içinden. Bitiriyorum o filmi inanır mısınız, öyle de mazoşist bir yanım var yani!

Darbe: Cüneyt Arkın ve Fikret Hakan a.k.a. İki ArkadaşAkabinde ikinci Türk filmine geçiyorum. Bu 1976 yapımı bir Şerif Gören filmi. İki isimle biliniyor: Darbe ve İki Arkadaş. Başrollerde Cüneyt Arkın, Fikret Hakan ve Mahmut Cevher var. Ünlü yönetmen Memduh Ün de kötü tiynetli bir fabrikatör filmde. Yeşilçam’ı daha bir yad ettiren film olsa da, bu da oldukça ucuz yollu çekilmiş, cümleleri kötü yazılmış, tipolojisi basit klişelere yaslanmış ve Cüneyt Arkın’ın bu filme özel kötü oyunculuğuyla iyice irtifa kaybetmiş bir çalışma. Arkın (Ahmet) ve Hakan (Arap Cemal) filmde iki eski Kore gazisini canlandırıyorlar. Biri memur, diğeri ise nüfuslu bir kabadayı olmuş artık. Arkadaşlıkları hala baki, Çavuş Ahmet Cemal’in hayatını kurtarmış savaşta. Ahmet’in oğlu grev gözcülüğü yaparken  öldürülünce katilin bulunması için Cemal’den yardım ister. Heyhat sonunda katilin arkadaşının oğlu olduğu ortaya çıkar.

Darbe: Cüneyt Arkın ve Fikret Hakan a.k.a. İki Arkadaş

Bizim hanım filmi seyrederken fenalıklar geçirdi ama ben son derece keyif aldım. Çünkü kinetiğe dönüştürülememiş olsa da, büyük bir potansiyele sahipti film. Her şeyden önce sinema için biçilmiş kaftan evrensel bir hikayeye sahipti. Dram, trajedi, entrika, aksiyon her şey var hikayede. Özellikle bu tür hikayeleri seven Güney Koreli yönetmenlerin elinde bu hikaye bir popüler sinema şahaseri bile olabilirmiş. İki babanın oğullarıyla olan farklı ilişkileri, iki eski dost arasında yaşananlar, sonunda boğaz boğaza gelmişlerken, kapitalist sistemi temsil eden fabrikatörün ortaya çıkması ve ikisinin sisteme karşı savaşması. (İşte bu, yönetmen olsam  gerçekten çekmek isteyeceğim türde bir hikaye…)

Filmin müzikleri ile ilgili Sinematik‘te gözüme çarpan şu alıntıyı paylaşmak istiyorum sizinle.

Filmin müzikleri Ennio Morricone, Francis Lai ve Carmine Coppola’nın film müzikleri ile Timur Selçuğun kendi adını taşıyan LP sinden oluşmaktadır. Ayrıca “Neden Saçların Beyazlamış Arkadaş?” olarak bilinen Deli Gibi Sevdim parçasının Biricik tarafından seslendirilen yorumu da filmde yer almaktadır.
Ennio MORRICONE – UN GENIO DUE COMPARI UN POLLO LP – 1975
Carmine COPPOLA – THE GODFATHER II – 1974
Francis LAI – LA COURSE DU LIÈVRE A TRAVERS LES CHAMPS – 1972
Timur Selçuk – TIMUR SELÇUK ORKESTRASI LP – 1974BİRİCİK – LP – 1974

Şıışt, Amerikalı! Sen sıkılmışındır şimdi hep Türk filmleri konuşuyoruz diye! Dur, sana bi Kafe Latte söyleyeyim, köşedeki Starbucks’dan yanına da Hot Dog ya da Dognut! 

Amerikalı’yı daha fazla sıkmayalım ecnebi filmlere geçelim.

2001 tarihli bir Rob Green filmi The Bunker. II. Dünya Savaşı’nda geçen bir korku filmi. Ağır bir şekilde bozguna uğratıldıktan sonra geri çekilen yedi Alman askeri kapağı karşılarına çıkan eski bir sığınağa atarlar. Sığınak nöbet bekleyen iki asker dışında terk edilmiştir. Karargahla bağlantıları kesildiği için dışarıda neler olup bittiğinden habersizlerdir. Bu onları müthiş bir paranoya krizi içine sokmaktadır. Bir süre sonra sığınağın altında nereye gittiği belirsiz tüneller olduğunu keşfederler. Düşmanın oradan saldırabileceğini düşünürler. Gerçekten orda onları bekleyen bir kötülük vardır ama bu umduklarından çok daha farklı bir kötülüktür.

The Bunker size başlarda iyi bir şey izleyeceğiniz hissi veren amasonra hayal kırıklığına uğratan filmlerden. Suni bir sürükleyiciliği olsa da ne korku ve gizem ağını başarıyla kuruyor, ne de finalde doruk noktasına çıkabiliyor. Yönetmenine Event Horizon (Ufuk Faciası) filmi defalarca izlettirilmeli.

KM31

İkinci filmimiz KM31 için de The Bunker ile ilgili sarf etiğim eleştirel cümlelerin çoğunu  tekrar edebilirim. Hem de bir İspanyol yönetmenin (Rigoberto Castenada) elinden çıkmış olmasına rağmen. (Çünkü İspanyol yönetmenler sine-genetik olarak korku filmi çekmeye hep 1-0 önde başlıyorlar kanımca.) Ama aynı sebeple de korkutma katsayısı The Bunker‘dan yüksek bu filmin. Şehir dışındaki bir yolun tam 31. kilometresinde yıllardır garip trafik kazaları olmaktadır. Catalina’nın kızkardeşi de böyle bir kaza neticesinde komaya girer. Catalina kazanın olduğu yerde araştırma yapınca burada yıllar önce korkunç bir olayın meydana geldiğini keşfeder. Ardından da huzursuz bir ruhun peşinde olduğunu… Kardeşini kurtarmak için bu ruhun ne istediğini öğrenmek zorundadır. KM31 kimi sahnelerinde insanı yerinden hoplatmaya kadir ama sağlam hikayesini aynı sağlamlıkla filme taşımak konusunda aciz.

Feast 2: Sloopy Seconds

Üçüncü korku filmimiz Feast 2: Sloopy Seconds (2008). 2006 tarihli ilk filmi izleyenler Feast’ın kalburüstü ve mizah duygusuna sahipi eğlenceli bir B-Tipi korku filmi olduğunu hatırlarlar. İkinci filmde de bu özellik devam ettirilmiş. Cinsel ve sıvısal bazlı iğrençlikler yine bolca mevcut. Hiç fikri olmayanlara ip ucu vermek için bu filmin bir tür Tremors ve Critters karışımı bir şey olduğunu söyleyebilirim. Ama daha kanlısı ve uzak ara daha acımasızı… Hanım hanımcık kızlara, beyefendi delikanlılara ve hassas ruhlara öneremem.

Dead Space

Ünlü bir bilgisayar oyunundan uyarlanan Dead Space adlı bir animasyon seyrettim bir de. Şu sıralar sinemalarımızda oynayan ve aldığım duyumlara göre insanların pek de rağbet göstermediği Mutant Günlükleri‘ni anımsattı bana. Onun içine bir tutam Alien, bir tutam da Carpenter‘ın Ghosts of Mars‘ını katın, servis ederken Resident Evil sosunu da ekleyin, işte Dead Space‘iniz hazır! Yine de seyretmesi keyifli ve eğlenceli! Tıpkı Mars Günlükleri gibi…

Şışşt, Amerikalı! Ben konuşurken, iphone’unla oynama demedim mi sana! Bak, sana kızdım, bitiriyorum topic’i! Bir sürü film yazacaktım daha! Senin yüzünden insanlar da mahrum kaldı! Ceza veriyorum, haftaya Giovanni Scognamillo’nun Türk Sinema Tarihi’ni okuyup geleceksin. Sözlü yapıcam seni!

NOT: Fotoğrafta gördüğünüzkırmızı Landlord koltuğunu 300 TL’ye satıyorum.
Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin